Dedemin Yeşil Atı

Annem çocukluğunu anlatmayı çok severdi. O kerpiç evlerinin duvarını nasıl her bahar sıvadıklarını, bahçe ve tarlada yokluk  içindeki zor çalışma şartlarını anlatırdı. Sabah ezanıyla gittikleri kırağı yağmış pancar çapasını ve bu sırada ayaklarına giyecek çoraplarını olmadığını, üstlerindekilerin eski ve ince olduğunu anlatırdı. Onu dinlerken bir Kemalettin Tuğcu hikayesinin içinde gibi olurdum.

Babası (sevgili dedem), otoriter, sert ama çabucak pişman olan bir insandı. Bir gün eve bir at almış. “yeşil bir at aldım, çok güzel, çıkın bakın”, herkes dışarı bakıp atı incelemiş ve çok sevmişler. Dedem “yeşil atı hazırlayın” deyince, hemen atı hazırlarlarmış. Ben annemden bu yeşil atla ilgili çok hikaye dinledim.

Aradan yıllar geçti, lise çağlarımda anneme, yine yeşil atla ilgili bir hikaye anlatırken , “anne, at ne renkti” diye sordum, annem çok şaşırdı, uzun süre düşündü ve rengini hatırlayamadı. Çok güldük, dedem yeşil at demiş, kimse sesini çıkarmamıştı. Eski terbiye ve otoritenin gücü.

O zaman dedemde bir renk körlüğü olduğunu anladım ve bu hastalık dedemin kız çocuklarının oğullarına atlamıştı. Şimdi ne zaman kuzenlerimle bir araya gelsek “bu ne renk, bu ne renk” diye soruyoruz, bize eğlence çıktı.

Bu arada renk körlerinin en sevmedikleri şey “bu ne renk” diye sorulması… 🙂

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun