Cehennemdeki Bir Barda Bardak Olma Korkusu…

Dikkatle okuyun, şöhretlerimi kazandığım ölümlerimden karalıyorum.

Ne ezdiğim toprak, ne de üzerimde mavi bir gökyüzü var. Mavi gökyüzünü anlatanlara, her baktığımda taşmaya hazır bulutlar görüyorum. Titreyen dallar ve hışırdayan yaprakların dışında hiçbir şey işitmiyorum. Ateş yok, çok canım yanıyor. Çok korkuyorum.

Benden geriye kalan, benden çok uzak bir leş var. Boğuluyorum gerçekten aldığım nefes değil, başka bir şey ama ne bilmiyorum. Kış günü acımasızca budanmış bir gövde gibiyim, her yandan sert kasırga darbelerine karşı çok çıplak kaldım. Tepkisiz kalmak, bazen yalnız kendime verdiğim cezadır, fakat kendime kestiğim cezadan değil imkansızlıkların mamulüyüm.

Umutsuzluk işkence yaparken, huzursuzluğum çığlığa dermansız. Zaten, kimse duymuyordu çığlıklarımı, hem de ne kadar bağırsam da. Ateşin köz olmasına gerek yok, yanıyorum. Sırtımdaki yükler, o dışarıdan görünmezlikteki ateş; bir türlü inmiyor. Nereye gitsem hep sırtımı yakan ateşten gömlek misali, kaldıramıyor ve anlatamıyorum. 

Yaradan akan ziyan olmuş kan gibiyim, artık içinde dolaştığım damar bile gezindiğimi unutacak.

Yalnızlıkla hüzün atmosferinde hazır olan bir sahneye çıkardılar beni, ben de etrafımda kimseyi göremeyince perdenin inmesini bekledim; indirsinler şu perdeyi çok bekledim. Bitmeyen nöbetlerin döngüsüdür yaşam.

Ne kara siliniyor ne de kara görünüyor. Uzakların yakınıyım ve yakınım uzaklar…

Parçalara ayrılmış kıta gibiyim, bir bütünden çok uzak parça parça bölündüm.

Herşeyi tek yutkunmada içime hapsedebiliyorum. Yalnız başıma, acılarıma odaklanmam da mümkün olmuyor. Yalnızlığımı da yaşayamıyorum, beni rahatsız eden hep bir çevrem olacak. Çoğu zaman, bir şeytan çemberine kıstırılmış gibi hissediyorum. Aslında, hiçbir şey hissetmek istemiyorum. İstiyorum ki herkes iyi olsun ve benden olabildiğince uzak.

Bir hümanist, mutluluğu tatmadan ölmeye mahkumdur. Bağımlılığım olan şeyleri alım gücüm oldukça alacağım. Çünkü, bu cehennemden kurtulmak istiyorum. Hissetmemek istiyorum; dünyada lüks yaşayanlara bakıp, açların acısını hiç hissetmek istemiyorum. Kirli çıkarları için suçlara giren ve bunlardan rand elde edenleri düşünmek istemiyorum. Bunca acının ortasında; ne yapsam nasıl kaçsam bu cehennemden, hem ne kadar uzaklaşabilirim ki bunca zebani ortasında. Bedenim, beni tutan hücrem tutsak kaldım.

Yadırganması gereken hiçbir şeyin yadırganmadığı bir çağdayız. Çağımızda her şey yenik, yenik başlıyor ağlayan bebekler hayatta hiç gülmeyecekmişçesine. Ülkemizde artan sadistlerin kötülüklerden ne aldıklarını anlamadan nüfuslarının artmasını hiç anlayamayacağım. Yaşam yenilgilerle teneffüse mahkum ediyor.

Havlu atıldığında yere düşüyordum! Ben, karşımdakiler ve yanımdakiler dövüşmeyince kaybettim! Tek başıma dövüşerek nakavt oldum, sonra hep değersiz biri olduğumun farkındalığıyla birlikte yaşadım. Cambaz olmadığımdan sırattan geçemeyip düştüm. Çok düşünüp çok kaybettim.

Zafere gitmeyen yol nereye çıkar? Karamsarım, her şeyin sonunun sıfıra varacağını düşünürken, bu durum beni sıfır noktasında sabit tutuyor. Geri dönmekle duvarı yıkmak arasında çıkmaz vardır.

Zaman damla damla işkence yapıyor, o her damlada Çin işkencesindeki gibi yokluğa da yolculuğum için vakti daraltıyor. Hiçlikte hiççe hayatımı yaşıyorum, yaşamışım var sayarak.

İnsanlar sizler birer minyatür kalıyorsunuz, çünkü tüm derdim Tanrı’yla. Kaderimi yazmadığım bir öyküde neden suçlu benim? Kalbimin şikayeti eşkiyalık edemediğim bedenedir. Hikayem kaleminde, iplerim elinde, suçlu da benim… Çıkmazlarımda, Tanrı beni yaratıp ortaya atmış gibi hissediyorum.

Ölmememin yapılacaklar listemdeki öncelik olmasını özledim. Yaşamak hasar almaktır. Beni yaşatan şey başkalarının tecrübesizliğiyle atlatamadıklarını atlatan gücümde yatar.

Yalnız, sizler mutsuzken gerçek boyuta geçiş yaparken; ben bu boyutta sabit yaşıyorum. Tam zamanımda geç kalmış olarak, yaşamadıkça çürüdüm, demek ki demir ile aynı karaktere sahibim. Paslı bir ruhum.

Azad etmeliydim mutluluklarımı, sonra küllerimden doğamadım. İstediklerimi ibre yapsaydım; hayatım pişmanlık toplamı, vicdan azaplı ve bitmeyen muhakemeler ile iç savaş olurdu.

Amacı farklı üretiminin, hatalı ürünü müyüm? Nedenini anlamadığım sonuçlar, beynimi kemiriyor.

Boşlukları dolduramıyorum duygusuz yargıç, kederi dinleyeceğime eminim. Fakat, geçmişimi düşününce ilahi bir sessizlikte, yaşamıma yeni tohumlar ekilmeli.

Kim vurduya gitmeden notumda; “Tanrı’m beni sen vurdun!” diye vurulmadan yazmıştım, haklıymışım!

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun