Çaresizliğin Resmi

Uyanıyorum. Tavana bakıyorum. Işık açık. Başımı sağa çeviriyorum, serum şişesi. Kolumu oynatamıyorum. Üşümüşüm. Omuzlarım açık kalmış. Üstümde kıyafetlerim yok. Boş olan elimle üzerimdeki örtüyü çekmeye çalışıyorum ama omuzlarımı örtmeye gücüm yetmiyor. Örtü yatağın altına sıkışmış. Bez bağlamışlar altıma! Afedersiniz ben popomu yıkayamadığım için dışarda tuvalete gitmeyi hiç sevmezdim. Altıma mı yapmışım?

Oğlum vardı yanımda. O nerede? Ben neredeyim? Odada yapayalnızım. Burası neresi? Tanıyamıyorum.

Aslında çok korkuyordum. Bir gün öleceğimi biliyorum ama yalnız ölmekten çok korkuyorum. Yalnızım. Kalbim sıkışıyor. Nefesimi alırken zorlanıyorum. Allahım! O gün geldi mi? Nefes alamıyorum. Gözlerimi kapayıp bekliyorum. Üşüyorum ama bir taraftan soğuk terler döküyorum.

Derken kapı açıldı, içeri biri girdi. Uzunca kıyafetli, başına da bir şey geçirmiş, gözlerinde büyük gözlük, maskeli ve eldivenli. Yanıma yaklaşınca sordum. “Sen kimsin”. Erkekmiş, hemşireymiş. Sadece bunu sorabildim. Zaten başka bir şey söylese de duyamazdım ki! Yıllar oldu özellikle bana duyurmak için konuşmasalar, ne söylediklerini de anlamam. İşitme cihazını da sevemedim gitti.

Bana ne oldu anımsamıyorum. İki aydır bir hastalık yüzünden yaşlılara sokak yasaklanmıştı. Oğlumun evindeydim. Gün gelecek köyüme gidecektim…

Anladım ki burası bir hastane. Ama beni neden yatırdılar? Oğlum nerede? Kalbim, kalbim sıkışıyor, nefes alırken zorlanıyorum!

Korkuyorum hem de çok! Kızlarım, oğullarım nerde?

Annem! Canım annem! Acaba neler yaşıyorsun! Boğazım düğüm düğüm olmaktan kurudu. Yutkunuyorum. Bir türlü o boğazıma takılan şeyi geçiremiyorum. Orada kaldı!

Biliyorum, sen iyileşip çıkacaksın. Bize neler yaşadığını “Appoooon” “Gız başıma geliverene bak” diye anlatacaksın da biz seni gülümseyerek dinleyeceğiz.

Çok zor!
Hemşireye zor!
Doktora zor!
Anneme zor!
Bize zor!

Tek isteğim onu çok sevdiğimizi bilmesi! Bunu ona iletebilmek! Ama ulaşamıyorum, göremiyorum, haber salamıyorum, telefonla da görüşemiyorum! Bir türlü ona onu çok sevdiğimi söyleyemiyorum!

Bu kadar zor olmamalı!

Bir çocuğun annesine “onu çok sevdiğini söyleyebilmesi!”

Hem annemin bilinci tam açılmadı diyorlar. Ama annem zaten çok konuşmazdı ki! Normalde de safçaydı. Bir de takma dişlerini çıkarınca iyice konuşması bozulmuştur ki! Yanında ben olsaydım onu tercüme ederdim. Kınalı saçlarını okşayarak ne demek istediğini anlar ve size anlatırdım. Bilincinin yerinde olduğunu da gösterirdim size.
Tabi siz nereden bileceksiniz ki!
O, benim annem!

Cuma: Annemin doktoru abimi aramış. Bilinci açıkmış. Ağızdan besleniyormuş. Su ve çorba içirmişler. Beyin damarlarındaki pıhtı ve corona yönünden tedaviye başlanmış. Hem sonda hem de de bezi varmış. Abim doktora anneme iletmesi için “çocuklarının onu çok sevdiğini” söylemesini rica etmiş. Doktor da tabi ki söylerim demiş. Abim takma dişlerini hastaneye bırakmış.

Cumartesi gelen bilgi: “Bilinci açık, covid testinin ilki negatif çıkmış, ikincisi bugün alındı, vitalleri iyi, konuşuyor, açık hasta, oral alıyor, teyze uyumlu, iyi, elleri bağlıymış ama bugünkü arkadaş açmış elini. Tatlı bi teyzeymiş ☺️”… öyle söylemişler…

Onu çok sevdiğimizi iletmişler…

Pazar: Entübe edilmiş…

Annem, canım annem! Uyuyamadım. Endişeliyim. Çaresizim. Sadece bu pandemi sürecinde hasta ve yakını neler yaşayabilir, paylaşmak istedim.

Hasta ve yakını kendini ifade edebilir veya edemeyebilir. Hasta, hastaneye bilinci açık veya kapalı gelebilir. Hasta kınalı, boyalı veya beyaz saçlı, kadın veya erkek olabilir. Hastanede tanıdık olabilir veya olmayabilir.

Hasta ve ailesi çok endişelidir. Onlar için en büyük psikolojik destek hastanın yalnız olmadığını, yalnız bırakılmadığını bilmesi, hasta ailesinin de hastayı çok sevdiğini kendisine iletmeleri.

Annem iyileşecek.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Gülhan Seyhun (Üç hafta önce yazmıştım.)

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun