Bu Senfoni Bitmez

‘’Sonunda ulaşılan aldatıcı bir galibiyet de olsa, her hayat, korkuya galip gelmek için verilen bir mücadeleyi içerir.’’

 Thedore Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi.

Temmuz ayının son akşamüstü Selin, koygun yalnızlığının bedensel boyutunda kendi içine gömülüyken gökyüzü mavilikten ağır ağır laciverte geçiş yapmaktaydı.

Önündeki bambu masanın üzerinde zarfları açılmamış yığınla mektup, buzları içinde eriyikleşmiş kristal bardakta birkaç yudumu içilmiş bourbon duruyordu. Cam küllükte yarısı içilmiş sigaranın dumanı belli belirsiz yukarı ağlıyordu.

Kahverengi gözleri erimsiz, engin bir boşlukta asılı, düşünceleri bölük bölüktü…

Ayrıntıda olmaksızın karşıdaki evlerin yanan ışıklarına kaydı gözleri… Bardaktaki viskiyi yudum yudum içti. Sigaradan geniş bir duman aldı.

İlkyaz başlangıcından bu yana örtülmesi unutulmuşçasına pencereleri açık evlere dalgınca baktı. İnce ok tüllerin, ardından yükselen pirinç karyola sesleri ıssızlığının ortasına indi. Dolunay, gökyüzünden kargışlı bir biçimde göz kırparken lacivert gecenin derinliğine ağzındaki dumanı olanca soluğuyla üfledi… Yoğunlaşan çağıltı uçuşup yayılırken Selin de bu istem dışı salınan ahlamaları dinlemek zorunda kaldı uzunca bir süre.

İsteksizler, çekingenler, kırılganlar, kışkırtıcı kızıştıklarını edimsizlikten eyleme dönüştürüp sevişmeyi yeniden alazlarken, Selin bulanık yalnızlığıyla süt mavisi suda midye yapışık yosunlu eteklerini hırçın dalgalara sunan Kız Kulesine uzun uzun baktı… Fethi Paşa korusundan esen ılık yel; lilyum, glayöl, hanımeli kokularına boğdu balkonu…

Gözleri, denizin çamur ve tuz kokan maviliğini taradı. Dolunayın aydınlattığı geceyi geniş dudaklarıyla kocaman öptü. Uzaklardan gelen bir hüzzam şarkının vurgulu saz tınıları kulağını yumuşacık okşamaya başladı.

Kaygılandı. Badem dalına asılı umutlarını boşluktan lacivert karanlığa yönelirken devindi… Salıncaklı bambu koltuğa sırtını olabildiğince yasladı. Bacak bacak üstüne attı. Erguvan rengi kısa eteğinin kırışıklığını şöyle bir düzeltti.

Üsküdar Motor İskelesinin oradan geceye, gecenin dipsizliğine kanat vuran kaya martılarının yıvışık çığlıkları, başına üşüşen kaygıyı bir anda dağıttı. Gökyüzünün denizle kesiştiği görüntüde turunculaşan
mavilikten suları yara yara, köpürdeterek gelen şileplere doğru gözleri kayarken eli masanın üzerindeki mektup demetine uzandı. En alttaki, büyük, kalın zarfı elleri titreyerek tuttu. Ucundan özensizce yırttı…

(Bu Senfoni Bitmez kitabımdan alıntı.)

Anıl Güven

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun