Bir Tırtıl Bir Kelebeğe Dönüşünce; Ne Düşünür ve Ne Yapar?

Tüm canlılarda hayatta kalma iç güdüsü ile besin almak önceliktir, fakat bir tırtıl soluk almadan sanki hep besinlenir. Öyle yer ki yaprakları şişmanlar, şişmanladıkça derisi değişir büyür. Büzüşürler misal, bir bebek gibi uyurken.

Sonra bizler gibi yuvasını hazırlar, ipekten bir kozalak. Yediği yaprakların nektarından beslenen kozası. Baş aşağı vaziyetini alır, başkalaşım için hazırdır. Bunları hep iç güdüsel yaptıklarıysa şimdilik bilinmekte.

Her canlı gibi onlar da üreyip çoğalma güdüleriyle yaşarlar. Yumurtalarını nasıl sağlama alarak ileride soylarının devam etmesi için gözlem yapan dişi kelebekler gibi.

Evrim her daim her canlıyı işlerken karşımıza çıkıyor. Bir metamorfoz dönemi yok hiçbir canlının. Başkalaşım bazı zaman kademe kademe tamamlanıyor.

Anladığım kadarıyla bir tırtılın 14-15 günlük koza evresinden sonra kelebeğe dönüşmesini yalnızca başkalaşım için sayılmış.

Bizler için ortalama dokuz ayın üzerinde! İlk rahimde bir spermin hedefiyle oluşan ve cinsiyeti birkaç ay sonra ortaya çıkan bir olayın mamülleriyiz.

Hepimiz bir tırtılın yediği yaprak gibi bir süt için ağlamışızdır. Hepimiz yaşamda kalmak için mücadeleler veriyoruz.

Daha kelebek olmadan evrimini tamamlamayan çocukları bazı zaman, aç subyancılar kuş misali yiyor. Onlar gelişmeden hayatlarına son veriliyor.

Gezmiş gibi gençler tam arka kanatlarını oynatmayı ve tam uçmayı keşfedecekken, bir başkası kelebek arşivine eklemek için onların yaşamlarına son veriyor.

Bir kelebeğe bazen dokunmazsak, bir gün sonra ölmüş olacağı için o şansı kaybederiz. Kelebek gibi ömrümüzü hatırlatır kısa hayatlar. Çok şey yaşamalı çok kısa zamana değer katmaya uğraşmalı.

Bazı kelebek türlerinin bir günlük ömrü, hücre bölünmesinin hızlı olmasından dolayı, insanın 80 yılına denktir. Bu durumda 70 yaşında ölen bir insan mı daha uzun yaşar, 25. saatini gören bir kelebek mi?

Zülfü Livaneli

Darwin kouşuyor kafamda şimdi haklıydım diyerek; büyük balık küçük balığı yutar!

Ama bazı kelebekler, ahenkle uçmaya devam ediyor. Onların dişilleri doğru yerlerde besleneceğine ve yaşamlarını idame edebilecekleri yerlere yumurta bırakmak için keşif gezilerine devam ediyorlar.

Ülkemizde annelerin bazıları bu keşiflere bakınca, yumurtalarını döllendirmekten vazgeçiyor. Bazıları çaresiz doğumlar yapıp, çöplere atıyor ya da bebeklerinin hayatlarına son verip intiharlar ile kelebek misali kısa yaşıyorlar.

Kanatsız doğan tırtılları, olmak yolunda bekleyen bir yolculuk beklerken; bir de bu yolculuktan beklentiler sürekli evrimsel bir zamanlamaya tabii.

Bir tırtıl bir kelebeğe dönüşünce çok şey düşünür, düşünmekten çoğu hiçbir şey yiyemez. O kadar toktur ki eskiden yedikleriyle, dönüşümden sonra hiçlik mertebesine ulaşır, bir yaprağa bile dokunmaya kıyamaz. Oysa, yarın onlar için geçtir! Bilirler nasılsa ölecekler.

Bir kelebek kadar naif olmak insanın fıtratında yoktur. Bu sebeple empati de bir yere kadar diyerek, yaşanmışlıklar da az benzerliklerle noktayı atamamak

*****

Kelebek ile güvenin de eş hayat hikayesi vardır; kelebek gibi güzel olmayan bu canlılara bizler, naftalin gibi çareler bularak yünlü eşyalarımızın kalitesini korumayı seçeriz. Onlarla baş etmeyi seçerken, çoğunlukla kelebeği uçarken seyre dalmayı seçmişiz.

Hangi şair bir güveye satırında yer vermiş, oysa onlar da kelebekler kadar pek tabi güzeldir. Onlar renk getirmemiştir o kadar ve bu renk arayışının peşinde bir ilaçla hayatları son bulur. Yoksa yaradan, onları sadece öldürülsünler diye mi yaratmıştır?

Şair olsaydım, üzgünüm bahtsız güve başlığında şiir yazardım.

*****

Kaosa girdim! Bir kelebeğin etkisini mi yaşıyorum; hangi kelebek güve için benim ilhamlanmamı sağladı. Farklı sonuçlara ihtiyacım var. Bir güvenin de hayatta kalmasına hoş görü belki daha da doğru cümle, onların yaşamlarına da saygıyı nasıl tetikleyebilirim. İnsanlar yazımı okuyunca irdeler mi İlkay? Belki! İlkay, insanlar kazaklarındaki güvenin lekesine bile tahammül edemezler! Ama İlkay, bir tırtılı da böcek diyerek öldürürler, kim düşünür ki onlar da bizler gibi yaşam mücadelesi veriyor. Derler mi bir gün bu tırtıl şu an bebeklik evresinde? Belki İlkay belki…

Güzellikleri eksek güzellikleri bulur muyuz o halde İlkay. Belki bazı giysilerimizdeki lekeler zaten güzelliktir. Peki İlkay bağışlanacak mı bunca insanın doğaya ettikleri? Geç olmazsa yani onlar yaşarsa elbette bağışlanırız, Twain’nın dediği gibi:

Bağışlama; bir menekşenin, kendisini ezen topuğa, anında bulaşan güzel kokusudur.

*****

Metamorfoz geçiren bir başka canlı türümüz de kurbağalar. Soruyorum, hala kuyunun ağzı kadar mı gökyüzü?

Bu sıcak sularda hiçbir kurbağa yaşayamaz.

Artık tırtıl değiliz, artık kelebekler gibi keşifler de bulunurken, torunlarımızın nasıl hayatta kalabileceklerini düşünerek çareler bulmalıyız. Düşünsel başkalaşım evrelerini doğrulara doğru yaşayalım.

Dünyayı ve türleri korumak zorundayız. Bir tırtıl gibi beslenip, uçmak için gelişmeye, yaşamak için güzel bir atmosfere ihtiyacımız var.

Başlayalım o vakit, geç olmadan…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun