Analitik Felsefe

Özellikle 20. yüzyılda Oxford’da çalışan felsefecilerin, Russell’dan başlayarak, Wittgenstein ve Moore’un çalışmalarından geçerek felsefeye ilişkin benimsediği yaklaşıma verilen ad analitik felsefe olmuştur. Burada önemli olan, konuştuğumuz her şeyin, daha anlamlı olabilmesini sağlamak ve buradan hareketle (umulan o ki) felsefi sorunları çözebilmek amacıyla analiz edilmesidir.

Bizler kullandığımız birçok kelime ve sözcüğün anlamını gerçekten ne kadar biliyoruz?

Kavramlara yüklenen anlam, o kavram üzerinde ne kadar anlamlı olabiliyor?

Önermelerin ve sözcüklerin analiz edilmesinin ardındaki saik elbette açıklığa kavuşturma çabasıdır, ama analitik felsefeciler önermelerin ardındaki mantıksal yapıları gün yüzüne çıkarabileceklerini ve böylece sorunlu veya ikircikli önermeleri mantığa indirgeyerek çözümlere ulaşabileceklerini düşünüyorlardı.

Russell ve Whitehead matematiği mantığa indirgeme konusunda çalışmıştı. Felsefenin her alanında benzeri ilerlemeler kaydedilebileceği konusunda iyimserlerdi. Zamanla onların matematik analizinin mantıksal olmayan önermelere bağımlı olduğu görüldü .

Benzer biçimde, dilin anlamını analiz etme konusundaki heyecanlı girişimler, her ne kadar düşünceyi keskinleştirse de, başarısız olmuştur; çünkü, felsefe özel olarak muammalarla dolu bir alandır ve kolay kolay indirgemeye tabi tutulamaz.

Amaç önermeleri mümkün olduğu kadar yalın unsurlara ayrıştırmak ve böylece bunların ifade ettikleri düşünülen anlam ile resmettikleri gerçek dünyada gönderme yaptığı şeyler arasında daha sıkı bağlar kurmaktır (dili resim olarak ele alan teori). Bu analizin ayırıcı yanı, “olumsuzluk ekleri”, “her şey”, “veya”, “ve”, “eğer” gibi mantıksal terimler kullanarak önermelerin doğruluk değerinin incelenmesidir.

Eğer önermenin ayrıştırıldığı bileşenler birbirini tutuyorsa (eğer a ise o zaman b), önerme doğrudur. Bu bileşenler basit olgulara indirgenebilir olmalıdır (“masanın üzerinde bir kitap var”). Bir önerme bu şemaya sığmıyorsa, o takdirde metafizik alana yollanır, yani saçma görülür. Basit olguların doğruluğu meselesi elbette sorunlardan biridir bu durumda;

Doğruluğu belirleyen nedir? Eğer kullanılan tanımlarsa, o zaman mantıksal analizin bize fazla bir yardımı dokunmaz, sadece terimlerin tümdengelimci bir genişlemesi söz konusu olur. Bu tür çıkarsamalar geçerli olacaktır, ama bu zorunlu olarak doğru oldukları anlamına gelmez.

Eğer olguların dünyaya ilişkin resimler olduğu düşünülüyorsa, bu olguların nasıl doğrulanacağını (“üst katta ışığı açık bıraktım”) veya yanlışlanacağını (“bütün kargalar siyahtır”) bilmemiz gerekir. Ne var ki, bu tür tartışmalar, hepimizin yazarken ve konuşurken daha disiplinli ve berrak düşünmemiz gerektiği konusundaki talebin gücünden bir şey eksiltmez.

Felsefe, bizim dışımızda olanla içimizde olanın bir köprüsüdür.

Kaynak: Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun