Ada’lı (Mahir Çayan) Şiirleri

Bulamayacaksın aradığını
Bulamayacaksın aradığını bulanı
Aradığını Tanrı bile bulamadı
Bulamadı ki insanı yarattı.

-Mahir Çayan, bulamıyoruz seni! Biz seni çok önce hem kazandık, hem de hızla kaybettik. Yaşadığın günler de seni anlamadan kaybettik. Bulamıyoruz gencecik bedeninin tertemiz umutlarını, bulamıyoruz bu büyük cesaretini. Hem de hangi yaşa gelirsem geleyim! Bu yüzden ölümsüzümsün benim ve benim gibilerin…

Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa,
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya
Güneşi göremeyenler diyarı…

-Adalı yani; hücreye güzelleme yapıp ada ismini verdiğin, şiirlerine Adalı imzanı attığın için böyle hitap ettim sana. Hangi Adalı sen gibi dize yazmış hem de sen yaşta?
Bir ada düşünüyorum, hücresine hiçbir şey olmayan, her yana uzak!..

Bu Adam Kurşunların Değil Kahredici Okların Hedefi

“Vedat, Taylan, Battal, Mehmet, Necmi…
Devrim için öldüler…”
Yürüyoruz başkentin sokaklarında,
Önde gidiyor devrim şehidi.
Hep beraber söylüyoruz bu marşı, tek bir adam söylemiyor.
O marşta yaşıyor, marşı söyleyenlerden birisi
Kendi sırasının yakın olduğunu bilen birisi
Marştaki şehitler listesine, şeref listesine
Kendi adını sokuyor, sessiz ve mahcupça.
Ve sırası geldi, sırasını bekleyen o neferin
Ama öyle mi gelecekti sırası?
Oysa neler kurmuştu neler…
Erkekçe vurulacaktı kalbinden
“Yaşasın THKP” olacaktı son sözü
Bu fırsat geçti eline
Ama kahpe kader o kadarını bile çok gördü.
Olmadı olmadı…
O diye yoldaşını delik deşik ettiler.
Kahpenin kurşunu
Ceketini, pantolonunu delik deşik etti
Ama kalbini delemedi.
Ve o kendisini vurdu.
Talih ne gezer bu adamda,
Tetiğini kaldırmayı unuttu, unutmaz olasıca.
Tabancası sarsıldı, kurşun hedefinin altına girdi.
O cezasını çekiyordu, ezeli derdi unutkanlığının ve solaklığının.

Oligarşinin hastahanesi, mapushanesi…
Karanın siyahın her tonu…
Paspal kurbağa Ganzales
Ve ünlü kement atıcı şefkat Kakomço.
Oportünizm atmıştı oklarını yakalanmadan önce,
“Bölücü, kariyerist, pasifist” diye.
Oligarşinin gazeteleri atmıştı oklarını yakalanmadan önce,
“Teslim oldu” diye.
Vuruştu, yine teslim oldu denildi, konuşmadı.
İşkence altındaki arkadaşının bölük pörçük ifadelerini topladılar, tek bir ifade yaptılar.
Ve konuştu diye ilan etti paspal kurbağa Gonzales.
Bu adamın kaderi bu.
Bu adam kurşunların değil kahredici okların hedefi.
Açık vermişti bir kere
Neden korktuğunu hissettirmişti düşmana.
Anlamıştı düşman,
‘Bu adam işkenceden, kurşundan değil,
Zehirli oktan korkar.’

Üzülme aslanım, hatırla bak, ne diyor usta:
“Düşman bize ne kadar çok ok atarsa, biz o kadar doğru yoldayız.”
Varsın bütün oklar üstüne yağsın.
Devrimcilerin gözleri kör kulağı sağır değil.
Biliyorum seni bu oklar yaralıyor.
Bak ne diyor usta:
“Unutma ki devrim şehidi sadece kurşunla olmaz,
Şefkat Kakamço’nun kementleri de şehit eder adamı.

-Kakamço kim? Ya Kokamço peki? Gonzales? Pasbal Kurbağa Ganzales de var… (Belki arada harf hatalarıyla aktarılmış bizlere olabilir diye de düşündüm.) Kim bunlar Mahir, bir an uyanıp aydınlatsana bizi! Tamam ya da aydınlatma, kalsın şiirlerindeki giz. O günlerden beter bu günler de uyanıp kahrolmanı istemem ki. Özledim seni, özledim sen de yanan ve bir daha hiç yanmayacak bir ateşi tarihte özledim, huzurla kal ne diyeyim…
Bu şiirini de çok sevdim.

Hindistan’ın Kalküta şehrinde
Benerci kendini vurdu.
Türkiye’nin İstanbul’unda,
Hüseyin’i vurdular.
Perde değişiyor.
İzmir kordon boyu
Hasan Tahsin’i vurdular.
Bolivya’da Guevara kanlar içinde
Pera da param parça.
Çho to Vietnam’da kıvranıyor.
Of bacım off
Bitsin artık bu kıyım.
Orfe güneşi çağırıyor ve THKC
1971 ilkbaharında eyleme geçiyor.

Burası Sao Paulo
Karanlığın, loşluğun, ezikliğin diyarı.
Orfe karanlıklar tepesine oturmuş,
Gitarı ile güneşi çağırıyor.
Güneş tutulmuş…
Her taraf simsiyah…
Orfe gitarı ile güneşi çağırıyor.
Yalnız Orfe, garip Orfe, yiğit Orfe.
Sao Paulo tepelerinde doğacak güneşi Orfe göremeyecek,
Biliyor bunu Orfe, yine de güneşi çağırıyor.
Karanlığın yedi başlı ejderi,
Orfe’yi parçalıyor.
Orfe artık güneşte…
Güneş tutulması sona eriyor.
Sao Paulo halkı samba yapıyor güneşin altında.
Orfe rahat, mutlu ve kıvançlı güneşten gitarı ile tempo tutuyor
Aydınlığı kutlayan Sau Paulo halkının sambasında.

-Mahir sen öldükten sonra hapishanede olan arkadaşların vardı ya gencecik Üç Fidan, ilk onlar tahmin ettiğin üzere asıldılar. Öyle beter gündü ki tarihte hepimize derin yaralar bağladı. Demirel’e seneler sonrasında Birand, neden idamını istediniz diye sorduğunda kameraya bakamadan; kemledi kümledi ıııı dedi vs… sonra, olması gerekiyordu yoksa daha büyük problemler olurmuş, dedi. O, utancını sunmasa da düzgün cümle kuramadı. Hem o da öldü, Menderes’in çizdiği yolda bugün emperyallerin cezasını çekiyoruz. Yıllardır ülkemizde güneş tutulmasına bizzat bildiğin Atatürk düşmanları sebep. Şiirin yine çok güzel. Sen de benim Hasan Tahsin, Hüseyin Cevahir (canın dostun ölümüne tanık olduğun) gibi kahramanımsın.

HÜCREM VE SİVRİSİNEKLER

Tarihi Selimiye kışlasının bir odası ve kışlanın bir odası,
Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı,
Tutsaklığın kapısının demir parmaklıkları önünde
Mehmed’i yükseltmişler bacım Mehmed’i.
Nöbet değişiyor, şimdi kapının önünde bir siyahi var.
Mozambikli galiba.
Yanında iki nöbetçi daha var.
Endonazyalı bir emekçi oğlu emekçi biri,
Öteki de Mozambikli yedi göbek köle çocuğu…
İşte hayatın diyalektiği.
Saat 23.00 hücremde sivri sinekler,
Oligarşinin türküsünü söylüyorlar hep bir ağızdan,
Ve bir adam avazı çıktığı kadar başlıyor bağırmaya.
Sesler yükseliyor.
Ve bir koro, hep bir ağızdan özgürlüğün marşını söylüyor.
Sineklerin vızıltısı duyulmuyor atık.
Genç adam hayretle etrafına bakıyor.
Yanında Hasan Tahsin, Hüseyin, Sinan, Alp ve daha niceleri…
Bu hücre kalabalık bacım, kalabalık.
Asya’nın, Afrika’nın, Amerika’nın devrimcileri,
Ve bütün mazlum uluslar bu hücrede.
Marş bitiyor, hava yine ağırlaşıyor.
Sinirler bozuk, herkes sıkıntılı.
Sivrisinekler oligarşinin türküsünü çığırmaya tekrar başlıyorlar.
Hüseyin, Sinan, Alp, Che, Pera’da ve Benerci’nin dudaklarında sıkıntılı ve acı bir tebessüm…
Emekçiler üzgün, kölelerin boynu bükük.
Sivrisinekler memnun ve neşeli…
Bekliyoruz, ne zaman kesilecek bu vızıltı?
Bekliyoruz, sıkıntılı, sinirli ve mutlu.
Bir bekleyiş bu…
Hepimiz biliyoruz ki repertuarları bitiyor sivrisineklerin.

-Sen öldürülmeden önce dışarıdan geldi sesler, vızıldadı yine sinekler. Sen de vurdun dalgaya, biliyordun kanınla ovuşturulacaktı siyasilerin kirli elleri. Bu şiir bana gidişini hatırlattı. Ölüm anını anlatan ajan (ki o da maalesef emir kuluydu) nefretle anlatmadı, ama bitiyordu repertuarı. Senin bedenini gömmenin seni bitirmeyeceğini de biliyorlardı, sahi ne kadar vızıldarlardı ki. Adalı, şiirinde çok çekmiş çok anını da derin cümleler ile yuvarlamışsın.

HÜCREDEKİ ADALININ DÜNYASI

– I –

Taş duvar, demir karyola ve yerde sayısız izmaritler
Halının pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli
İnsanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava
Duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor.
İstediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyin
Oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkânsız.
Ranzanın karşısında kafesli demir kapı, arkasında Mehmet.
Görevi dakikası dakikasına beni denetlemek
Mehmedim utanıyor, kahroluyor
“Askerlik ağam n’aparsın” diyor.
Aslında o da tutsak
Ben hücremde, o hücrenin önünde.
Günde beş kere büyük başlar bakıyor içeriye;
Yüzlerinde tecessüs.
“Çılgın adam, 3 – 5 kişi ile koskoca karanlıklar imparatorluğuna kafa tutan adalılar.”
Ama yine de “çılgın adamın” karşısında
Bir eziklik, burukluk duyuyorlar o başka.
Gündüz gece diye bir ayrım yoktur hücrede
Sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bildiren.
Işık yirmi dört saat yanar.
Bir nefes, bir duman yoldaşım
Cıgaramı her çekişimde duman olur
Uçar giderim, ta uzaklara.
Çoğu kere adama giderim,
Cıgaramın dumanı, beni memleketime; adama götürür.
Kahpe İstanbul’un kahpe bir bölgesinde
Bir evdeyim, yoldaşımla beraber.
Bu ev, yoldaşlık – dostluk – kardeşlik – mertlik – kıvanç ve sevgi evidir.
Bu evde, her şey o kadar güzel ve o kadar anlamlıdır ki…

***

Ev değil, ada, ada!
Satılmışlığın, kahpeliğin, riyakarlığın, âdiliğin ve her çeşit aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan,
Karanlık denizin ortasında,
Güneşi batmayan bir ada.
Ben ne şuralıyım ne buralı,
Adalıyım adalı,
Adam ormanlıktır. Dostluk yoldaşlık, mertlik ormanı, bütün adamı kaplar.
Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır adamı, biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
Ben adalıyım ey kahpe hücre adalı.
Doğru ya sen nereden bileceksin adamı asırlık, feodal – militarist hücre.
Ya, sen, öküze benzemek için kasılan, şişen haset kurbağa, hilkat garibesi?
“Dünya karanlıktır. Güneşi batmayan böylesi bir ada yeryüzünde yoktur.”
Değil mi karanlıklar cücesi, zavallı acuze?
Ya sen yarasalar şairi, pişkin Cacomcho?
“Değil şiirlerde, masallarda bile böylesi bir ada yoktur. Böylesi bir ada eşyanın tabiatına aykırıdır.”
Senin için değil mi karanlıkların kapkara şairi?
Senin dediğin eşyanın değil, karanlığın tabiatına aykırı.
Karanlık cüceleri, acuzeler, dürzüler…
Yarının Türkiye’sinin hayvanat bahçesinde teşhir edilecekler…
Adam kalabalıktır hain hücre:
Elde mitralyözüyle,
Sierra Maestra’da, Falcon’da, Vietnam’da, Mozambik’te, Angola’da, Sina çöllerinde…
Özgürlüğün türküsünü söyleyenler
Zülme, kahpeliğe, sömürüye karşı
Dişiyle, tırnağıyla üç kıtada karşı koyanlar benim evlatlarımdır kahpe hücre.
Benim adamın ormanlarından aldıkları fideleri, birer birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyasına.
Kel dünya, adamın ağaçlarıyla ayıbını örtüyor, güzelleşiyor.
İyi bak bana feodal duvar, iyi tanı beni
Seni yerle bir edecek adalıları iyi tanı.
Adam ve hemşerilerinin çocukları ne halde diye dudak bükme, orospunun dölü utanç duvarı.
Evet, adamı karanlığın suları bastı
Evet, benim gibi pek çok adalı bu çirkin suların altında,
Ama boşuna sevinme, adam batmaz, yok olmaz
Adam, sadece karanlık denizinde yerini değiştirdi, hepsi o kadar.

– II –

Cıgaram elimi yakıyor.
Maltepe’de etrafı karanlığın cüceleriyle çevrilmiş marş söyleyen iki adalı.
İki adalının marş söyleyişinde silâhlar susar.
Maltepe’nin göbeğini derin bir sessizlik kaplar.
Dalga, dalga yayılır, ada’lıların erkek sesi, etrafa.
O anda iki adalının gözünde her şey silinir,
Karanlığın militanları küçülür…
Sanki biraz önce atılanlar tomson kurşunu değil, parmak cücelerinin minik okları.
O an ne binlerce güvenlik kuvveti, ne polis, ne zırhlı tugay, ne tomson, ne mitralyöz.
Her şey önemsiz, küçük ve etkisizdir. İki adalı için.
Adalıların korosu karanlık cücelerinde bir panik yaratır.
Yüzlerinde, ezikliğin, şaşkınlığın biraz da utancı izleri okunur.
Sanki ilahi bir kuvvet onların ellerini, kollarını bağlamıştır. Ta ki iki adalının marşı bitene kadar.
Adalılar sol yumrukları havada, pencerenin önünde boy hedefi oldukları halde ateş edemezler.
Garip bir andır bu an.
Bu an karanlık cücelerinin, insanlığa dönüş anıdır.
Cüceler konuşmazlar bile bu anı.
Büyülenmişlerdir iki adalının havaya kalkan sol yumrukları ile.
Ve kaybolup gitmişlerdir iki kişilik koronun nameleri arasında.
Koro susar, büyü bozulur, görevlerini hatırlar cüceler,
Eller tetiklere tarrrr………
Ve Cevahir’imi kalbime gömüp dönerim hain hücreme.

ADALI

-Seçtiği ‘ada’ metaforuyla bize şiir yazdığın vakit, jilet gibi keskin dopdolu sözlerinle, tertemiz yüreğindeki şairi güzel betimledin. Mahir Çayan’la birlikte şiirlerinde Adalı şairdin. Adalı bu ‘yarasalar şairi pişkin Cacomcho’da kim? Şiirindeki rol isimlerinde hayatını biyografilerinden çıkarmamız mümkün değil. Hangi işkenceyi yapan ne hapishanedeki gardiyanı biliriz, ne başka olası kimseleri, hepsini kendinle gömdün.

Burası İstanbul Maltepe
Cevahir vuruldu kahpece
Eylemi yadigar bizlere
Kalacak Cevahir yoldaşım
Yıl 971 Haziran
Vuruldu çok değerli militan
Oligarşiye korku salan
Mert yiğit Cevahir yoldaşım
Etrafı alındı kordona
Sırtını dayandı Çayana
Öfkeyle sarıldı tomson’a
Dersimli Cevahir yoldaşım

-Hüseyin Cevahir yoldaşın öldüğünde intihara kalkıştın Adalı, solak olmasan kurşun akciğerine belki saplanmazdı. Orada intihardan önce yazdığın notunu, oğlunun 83 kurşununu sayarken Cevahir’in babası bulmuş. Hayli ardınızdan yapılan anti-propagandalara az kalsın o bile inanacak olmuş. Sen de biliyordun ki hiçbir doğru gizli kalmayacaktı.

“İHTİLALE GİDEN YOL BURADA DÜŞEN GERİLLANIN KANIYLA KIZILLAŞARAK AYDINLANACAKTIR.”

-Şansını denesen de Adalı, senin 11 aylık daha çilen vardı.  O çok sevdiğin futboldan iki bacağına takılan platinle futboldan erken koptun, ülkemizi kurtarmak istediğinde hayattan erken koparıldın; platinlere rağmen gayet de hızlı koştun.
Adalı, mavi gökyüzüne dizelerinle renk versene; biz hala Nazım’ın hayali olan, çocukları maviliklere süremedik. Bari onlar maviliğinle umutlansınlar. Hüseyin ve diğer yoldaşlarınla şimdi hurileri kurtarmış olsanız hiç şaşırmam. Sonsuza dek sizi unutmamak kaderim, ruhunuz şad olsun, herkese devrimci selamını sol elimi yumruklayarak (ki gördün selamımı şimdi) iletiyorum. Ha Hüseyin’e söylemeyi unutma, The Rolling Stones gurubu (baya yaşlandılar) hala var, dinledikçe onu anıyorum.
Adalı, tüm şiirini çok beğenerek okudum ve paylaştım.

Kaynak: https://burakeklik.wordpress.com/2016/01/12/mahir-cayanin-siirleri-yayinlandi/

Yazımı tamamlamış olsam da Yaşar Kemal’in Ulaş Bardakçı’nın ölümünden sonra yazdığı Ulaş şiiri ile bir ek yapmak istedim. (En yakın arkadaşları bu yazımda geçmeliydi diyerek.) Zülfü Livaneli’nin bu şiiri besteleyip, Grup Yorum’un seslendirdiği de bir türküdür aynı zamanda.

Ulaş

hele ulaşa ulaşa
ulaş benziyor güneşe
ulaş kardaş can verirken
görenlerin aklı şaşa

ulaş canım ulaş gülüm
sana yakışmıyor ölüm
sana demedim mi kardeş
düşman hayin düşman zalim

ulaş benim gülüm güzel
insanlığım yolum güzel
kardeş sen öldükten sonra
vallah billah ölüm güzel

döğünürüm yana yana
haber olmadı mı sana
yüreğindeki kırk kurşun
ağır gelmiyor mu sana

şu boğazın günden yanı
gitti gelmez ulaş hani
bu dünya güzel olacak
bu insan güzel olacak
ulaş kardeş koç yiğidim
görmeyecek güzel günü

dağlar taşlar geldi dile
bu dünya kalır mı böyle
öcümüz yerde kalamaz
sinanıma selam söyle
kadirime selam söyle

sinan kadir hüseyinim
soylu dağım yüce kinim
ulaş selam et dostlara
bizi durduramaz ölüm

bu zalim günler günler geçecek
bu zalim günler geçecek
düşmanlar ağu içecek
bundan sonra yeryüzünde
çiçekler ulaş açacak
çiçekler kadir açacak
çiçekler ilkay açacak
bundan sonra yeryüzünde
çiçekler dostluk açacak

generaller generaller
kızıl kanda kanlı eller
sizi de yeneriz bir gün
bize türk milleti derler

hele ulaşa ulaşa
ulaş benziyor güneşe
ancak sen ölürsün böyle
böyle yiğit biz ölürüz
düşmanların aklı şaşa
ulaş benziyor güneşe
bundan sonra yeryüzünde
hep çiçekler ulaş aça

Yaşar Kemal

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun