ADALET, ADALET, ADALET…

Hani deriz ya:”herşeyin başı sağlık” diye. Bu yüzden, olabildiğince sağlığımızı korumaya çalışırız.
Biliriz ki sağlık olmadı mı, olanların hiç bir manası kalmaz.

İnsanlar için herşeyin başı sağlık, ülkeler ve milletler için ise herşeyin başı “adalettir”!
Adalet olmazsa, adavet olur. Adavetin olduğu yerde de ne huzur kalır ne de yaşanılır bir ortam.

Yaşadığımız dünyada şikayetçi olduğumuz her konunun sebebi “adaletin” olmamasıdır.

Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir.
Temele taş bulmak gecikebilir.
Devlete baş bulmak gecikebilir.
Adalet gecikmez tez verilmeli. 

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Benim ülkemde “hep bana, tek bana” adaleti mevcut. Herkes önce kendine, kendi evine, kendi mahallesine bakıyor. Eğer adaletsizlik ateşi kendi alanına sıçramadı ise, adaletsizliğin adını ağzına almıyor. Adaletsizlik ateşi kendi mahallesine sıçradığı an, başlıyor ağlamaya…

Ülkemi de, dünyayı da sarıp sarmalayan, sadece zenginleri, güçlüleri değil; toplumun her kesimini sarıp sarmalayan bir adalet arzuluyorum.

Adaleti halklar talep eder, yöneticilerde yerine getirir. Getirmek zorundadırlar.
Çünkü; hiçbir yönetim, hiçbir legal/illegal güç halkın karşısında varlığını sürdüremez.

Yaşadığınız ülkeyi orman bilin, eğer bir yerde ateş yanıyorsa, orman sakinleri o ateşi büyümeden söndürmez ise, ateş sadece düştüğü yeri yakmakla kalmaz. Tüm ormanı esareti altına alana kadar, ormanda bir tane ağaç kalmayana kadar, tüm ağaçlar kömür olana kadar yakmaya devam eder.

Adalete ekmek kadar, su kadar muhtacız. Dünyadaki tüm sorunların yegane sebebi adaletin olmayışıdır.

Maalesef dünyada güçlülerin adaleti var. Ya da adalet güçlülerden yana…

Çocuklarınıza her sabah aynaya baktığında: “Ben adaletli bir insan olacağım” demesini öğretin.
Öğretin diyorum ama biz adaletli miyiz?
Adaletin ne olduğunu biliyor muyuz?
Adaletsizliğin Kime’si olur mu diye soruyor muyuz?
Ülkenin “yediden yetmişe” her ferdinin adalet kavramını anlaması, anlaması da yetmez benimsemesi, hayatının en önemli meselesi haline getirmesi gerekiyor.

Prof. Dr. Haluk Savaş, önce KHK ile görevinden ihraç edildi, daha sonra tutukluklandı. Cezaevinde iken kanser teşhisi konuldu bu nedenle tahliye edildi. Daha sonra beraat etti. Yani suçsuz yere yatmış, haksız yere özgürlüğü alınmış, herşeyin başı olan sağlığı elinden alınmış oldu. Beraat etmesine rağmen pasaportundaki engeli kaldırmadılar. Yurtdışında tedavi olmak için haftalarca mücadele etti. Sosyal medyada tepkilerin yükselmesinden sonra, izin (!) verildi. Geçen gün kanserden vefat etti.

Kara Efe, Arlet Natali Avazyan sayesinde tanıdığım küçük bir çocuk. Kanser hastası idi. Tedavi için yurtdışına gitmesi gerekiyordu. Babası tutuklu olduğundan annesinin ve kendisinin yurtdışına çıkışına izin vermediler. Ne müslüman, ne Türk olan sadece insan olan Natali Hanım, Kara Efe için aylarca gözyaşı döktü. Herkese ulaşmaya çalıştı. Sonunda yurtdışına gitmesine izin (!) verdiler. Ancak annesine izin vermediler. Annesiz gitti yurtdışına Kara Efe… Gitti ama doktorlar geç kalındığını söylediler ve geçtiğimiz aylarda vefat etti.

Adaletsizliğin Kime’si olur mu diye sormuştum önceki bir yazımda. Siz de sorun kendinize gerçekten adalet istiyor musunuz? Yoksa sadece kendinize mi istiyorsunuz?

Gerçekten adalet istiyor olsaydım/olsaydık adaletsizlik ateşi nereye düşse bizi de yakardı.
Ama yakmadı…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun