Acı Da Olsa Gerçekler

Ey ülkem insanı!

Hepimiz yalancıyız!

Hepimiz iki yüzlü, hatta çok yüzlüyüz!

Gerçekten samimi olan bir avuç insanı ayrı tutuyorum bu genellemeden.

Ülkem insanın aşağı yukarı büyük çoğunluğu bu halde!

 

Diyojen’in, elinde fener olduğu halde: “insan arıyorum, insan” dediği gibi, bizler de elimizde telefon, sosyal mecralarda “adalet arıyoruz, adalet” diyoruz.

Peki ya kendi dünyamızda, kendi hayatımızda, kendi içimizde ne kadar adalet taşıyoruz!

Herkes adaleti kendi için!

Mahallesi için!

Kendinden olan için istiyor!

Bir başkası, hele ki düşman bellediği bir başkası söz konusu oldu mu, oh olsun! diyor yüreğinden kopan duygu. Oysa nedir doğrusu? Ah! Gelmeli yürekten. Ülkeme bir adaletsizlik karası daha eklendi, “Bir insan/grup/topluluk daha adaletsizlik tokadını yedi” diyerek, hüzne düşmeli.

Düşünceye saygı diye nutuklar atıp. Her ortamda düşünce özgürlüğünden dem vurup, insanları düşünceleri ile yargılamamak gerektiğini ifade eden cümleler kuruyoruz.

Ama işin aslı öyle mi?

Madalyonun diğer yüzünde, bambaşka bir gerçek parıldayarak duruyor.

Düşünce, sadece benimkine yakınsa,

Düşünce, sadece benim düşünceme muhalefet etmiyorsa,

Düşünce, sadece benim inandığım değerleri kucaklıyorsa, saygı duyarım! düsturunu hayata geçiriyoruz.

Karşıt bir görüşü barındıran bir düşünceyi gördüğümüzde, hemen geçiyoruz taarruza.

Kardeşçe yaşamak diyoruz. İnsanca yaşamak diyoruz.

Çok güzel şeyler bunlar. Keşke her toplum bu bilinci hayata geçirebilirse…

Demokratik toplumlarda, bireyler, başkalarının beden bütünlüğüne, onur ve haysiyetine zarar vermediği müddetçe istediği gibi yaşamada özgürdür!

Ama ama ama!

İçimizden büyük bir kesim, kendi gibi yaşamayanı yok saymakta pek maharetli.

Bu konuda Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” kitabında en güzel haliyle ifade ettiği kısım yeterlidir diye düşünüyorum:

“Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: “Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?” Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de işlemeye mahkûm birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu âlemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu meçhul âlemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur.”

 

Tek doğru düşünce benim düşüncem.

Tek hakikat, benim inandığım.

Tek güzel, benim beğendiğim.

Tek kurtuluş, benim yolum.

Aşağı yukarı hepinizin, hepimizin düşüncesi bu ülkem insanı!

 

Adalet arıyorsak; elimizde imkan olsa bir kaşık suda boğmak isteyeceğimiz kişiler için de istemeliyiz. Düşman bellediğimiz insanlarla, gruplarla, topluluklarla bile adalet terazisinin ayarlarını bozmadan mücadele etmeliyiz.

Düşünceye saygı diyorsak; bizimle taban tabana zıt düşünenlere de saygı duymak zorundayız. Fikirlerini, düşüncelerini aşağılamak gibi bir gaflete düşmemeliyiz.

İnsanca, kardeşçe, birlik içinde yaşamak istiyorsak; toplumu sınıflara ayıran yaşama biçimlerini ortadan kaldırmalıyız. Herkes aldığı nefes ile, taşıdığı beden ile bir bireydir, bunu unutmamalıyız.

 

 

 

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun