18 Senedir, Kdv ve Ötv Hayatımızda!

Bilgilenmek adına alıntı yaptım bu yazıda, KDV Tarihçesi ve ÖTV Tarihçesi…

KDV 30 yaşında

Kemal OKTAR

1985 yılında, Türkiye’de uygulanan dolaylı vergiler alanında reform olarak nitelendirilebilecek bir gelişme yaşanmıştı. O güne kadar bazı mal ve hizmetlerin ithalatı, üretimi veya tüketimiyle ilgili olarak farklı safh alarda uygulanan 8 tane dolaylı vergi kaldırılmış, bunun yerine ithalat veya imalattan tüketiciye sunuma kadar her aşamada uygulanmak üzere katma değer vergisi (KDV) yürürlüğe konulmuştu.

25 Ekim 1985 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilen 3065 sayılı KDV Kanunu, 2 Kasım 1985 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış, 1 Ocak 1985 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştü. Kanunun yayımı ile yürürlüğe girmesi arasındaki iki aya yakın süre içerisinde 3 adet Bakanlar Kurulu Kararı, 9 adet genel tebliğ yayımlanmıştı. Maliye Bakanlığı ile sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin işbirliği sonucu gerçekleştirilen toplantılar, basın-yayın organlarında yer alan haber ve yorumlarla bu vergi kısa sürede etkin bir şekilde halka tanıtılmıştı.

KDV’nin başarısı belge düzeninin yerleşmesine bağlı olduğundan, bu dönemde Vergi Usul Kanunu’nda bir dizi düzenleme yapılmış, ayrıca 3100 sayılı Kanun’la perakendecilere yazar kasa kullanma zorunluluğu getirilmişti. Alış verişlerde belge istenmesini teşvik etmek amacıyla da ücretlilere vergi iadesi sistemi kurulmuştu.

KDV mevzuatında gelişme 

Başlangıçta 63 esas, 5 geçici maddeden oluşan KDV Kanunu’nda zaman içinde birçok değişiklik yapılmıştır. Ekonomik, mali, sosyal ve siyasal gelişmeler nedeniyle veya uygulamadaki sorunları aşmak amacıyla çıkarılan 55 ayrı kanunla, KDV Kanunu’na hüküm eklenmiş ya da çıkarılmış veya değişiklik yapılmıştır. Örneğin KDV Kanunu’nun 17. maddesinin 4. fıkrasında (h) bendine kadar 8 bent varken, (z) bendine kadar 16 bent eklenmiş, geçici madde sayısı 5’den 35’e çıkmıştır. Bu arada ikincil mevzuat da sürekli genişlemiştir. Çoğunluğu oranlarla ilgili olmak üzere KDV uygulamasına ilişkin 73 adet Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanmıştır. 2014 yılına kadar çıkarılan 123 adet tebliğ KDV Uygulama Genel Tebliği’nde birleştirilmiş, bu tebliğle ilgili olarak da 3 adet değişiklik tebliği yayımlanmıştır. Gelir İdaresi Başkanlığı KDV uygulamasına yön vermek amacıyla 68 iç genelge, 14 genel yazı, 67 sirküler yayınlamıştır.

KDV oranlarında değişim 

Başlangıçta %10’luk genel KDV oranı ile temel gıda maddeleri için sıfır olmak üzere iki oranla KDV uygulamasına geçilmişti. Bir yıl sonra %0, %1 ve %5 olmak üzere indirimli oran sayısı üçe çıktı. 1988 yılında genel oran %12’ye yükseltildi, indirimli oranlara %8 oranı eklendi ve ilk defa %15’lik yükseltilmiş oran uygulamasına başlandı.

Zaman içerisinde genel oran %11, %12, %15, %17 olarak uygulandıktan sonra 15/5/2001 tarihinde %18 olarak bugünkü orana getirildi. İndirimli oranlarda da çeşitli değişikliklerden sonra 1/11/1993 tarihinde bugün geçerli olan %1 ve %8’lik oranlar yürürlüğe girdi. Yükseltilmiş oranlar ise %13, %13,5, %15, %20, %23, %25, %26 ve %40 olarak devam etmekte iken, 2002 yılında ÖTV’nin yürürlüğe girmesiyle yükseltilmiş KDV uygulamasına son verildi. KDV oranlarının seyrine ilişkin tablo aşağıda yer almaktadır.

Hasılat etkisi 

Yürürlüğe girdiği 1985 yılında KDV hasılatı, toplam vergi gelirleri hasılatının %25’ini oluşturmuştu. Bu oran dönemler itibariyle %34’e kadar çıkmış, fakat hiçbir zaman başlangıçtaki %25 oranının altına düşmemiştir. 2000 yılından sonra KDV hasılatı, sürekli olarak vergi gelirlerinin %30’unun üzerinde gerçekleşmektedir. 2014 yılı bütçe rakamlarına göre; 66.124 milyonu yurt içinden, 64.413 milyonu ithalattan olmak üzere toplam 130.538 milyon liraya ulaşan KDV hasılatı, 401.683 milyon liralık vergi gelirleri tahsilatının %32.5’ini oluşturmaktadır.1

Avrupa Birliği’nin ortak vergisi olarak öngörülen ve ülkemizde 1985 yılında yürürlüğe giren KDV uygulamasında zaman içerisinde köklü değişiklikler de yapılmıştır. Başta tevkifat sistemi, müteselsil sorumluluk uygulaması, KDV iadelerinde otomasyona gidilmesi, risk analizi uygulaması gibi vergi güvenliğine yönelik düzenlemelerle birlikte, belli güvenlik kriterlerini sağlamış mükellefl er için hızlandırılmış iade sistemi, indirimli teminat uygulanması gibi kolaylıklar da sağlanmıştır.

Bu arada belge düzeninin yerleşmesi amacıyla getirilen vergi iadesi sistemi, beklenilen faydayı sağlamanın ötesinde gerçek dışı belge düzenleme ve kullanmaya doğru evrildiği için kaldırılmış, bunun yerine gelir idaresinin teknolojik altyapısı güçlendirilmek suretiyle beyanname ve bildirimlerin elektronik ortamda alınmasına, elektronik kayıt ve belge düzeni kurulmasına ilişkin çalışmalara önem verilmiştir.

30. yılında KDV’nin, bütçeye yüksek hasılat sağlamasının yanında vergisel alandaki gelişmelerde de öncü rol oynayan ve birçok ülkenin örnek aldığı bir vergi konumuna geldiğini görüyoruz.

Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/kdv-30-yasinda/25693

Özel tüketim vergisi on yaşında- (idi başlık, güncel olarak 18 yaşında)

 

VERGİ PORTALI /  KEMAL OKTAR

1 Ağustos 2002 tarihinde uygulanmaya başlayan özel tüketim vergisi (ÖTV) geçtiğimiz ay 10 yaşına girdi. Türk vergi sisteminde; 63 yaşındaki kurumlar vergisi, 62 yaşındaki gelir vergisi, 53 yaşındaki veraset ve intikal vergisi, 48 yaşındaki damga vergisine göre ÖTV henüz çocuk sayılacak yaşta. Ancak kısa sürede, ağabeyi olan 27 yaşındaki KDV ile birlikte en yüksek hasılat sağlayan vergiler arasında yerini almış bulunmakta. ÖTV kapsamındaki mallar ilk defa ÖTV ile vergilenen mallar değildi. Bunlar üzerinde daha önce de çeşitli vergiler uygulanmıştı. Bu açıdan ÖTV’nin, dolaylı vergi alanında KDV ile gerçekleşen sadeleştirme eyleminin ikinci adımı olduğu söylenir.

Tarihsel süreç
1985 yılında 8 adet dolaylı vergi yürürlükten kaldırılmış, bunların yerine tek bir vergi olarak KDV uygulanmaya başlanmıştı. Ancak zaman içinde mal ve hizmetler üzerinde KDV dışında çeşitli vergi ve fonlar ihdas edilmişti. Öyle ki 2002 yılına gelindiğinde vergi sistemimizde 16 farklı dolaylı vergi uygulanmaktaydı. Örneğin sigara üzerinde 7 ayrı vergi, harç, fon, pay vardı. Bunların bir kısmı oransal, bir kısmı maktu, bir kısmı imalat, bir kısmı ithalat, bir kısmı tüketim safhasında uygulanıyordu. Birbirinin matrahlarına da giren bu vergileme yapısı, vergi idaresinin verimli çalışmasına engel olduğu gibi, vergi kaçırılmasına da son derece elverişli bir ortam yaratmaktaydı. Bu nedenle dolaylı vergiler alanında ikinci bir sadeleştirme hareketine ihtiyaç duyulmaktaydı.

Aslında ÖTV olarak bağımsız bir verginin hayata geçirilmesi için ilk çalışmalara 1990 yılında başlamıştı. Bilindiği gibi Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri düzenleyen 1 Ocak 1973 tarihli katma protokole göre, ekonomik alanlardaki yükümlülüklerimizin başında “Gümrük Birliği” gelmekteydi. Gümrük Birliği ilkelerine göre AB ve EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) üyesi ülkelerden yapılacak sanayi ürünü ithalinde gümrük vergisi ve eş etkili vergiler (örneğin toplu konut fonu) uygulanmayacak, üçüncü ülkelerden yapılacak ithalatta da topluluğun ortak gümrük tarifesindeki oranlar geçerli olacaktı. Bu durum, o tarihlerde ithalatta bir patlama ile karşı karşıya kalınabileceği endişelerini gündeme getirmişti. Ayrıca ithalattan alınan kamu gelirlerinde de önemli bir düşüş olacağı kesindi. Bunun telafisi için KDV dışında yeni bir dolaylı vergi ihdas edilmesi gündeme gelmişti. Böylece bir yandan ithalat frenlenip ödemeler dengesinin korunacak, diğer yandan bütçeye ek kaynak temin edilecekti. Bu yapıda bir vergi, AB direktiflerinde de yer almaktaydı. Petrol ürünleri, tütün mamulleri ve alkollü içkilerde ortak bir tüketim vergisi olarak ÖTV uygulanması öngörülmekteydi.

İthalatı yüksek olan malların kapsama alındığı ilk ÖTV Kanunu Tasarısı, 1993 yılında TBMM’ye sunulmuştu. Ancak 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan seçimler sonucu bu tasarı görüşülmeden kadük olmuştu.
Bu arada AB ile üyelik süreci çalışmaları hız kazanmış, 1 Ocak 1996 tarihinde AB ile Gümrük Birliği uygulaması başlamıştı. Üyelik sürecinde Türkiye’nin taahhütlerinden birisi de vergi mevzuatımızın AB direktifleriyle uyumlaştırılmasıydı. Dolaylı vergiler alanındaki direktiflere uyum sağlanmasına yönelik çalışmalar kapsamında Maliye Bakanlığı’nca hazırlanan ikinci ÖTV Kanunu tasarısı 22 Mayıs 1996 tarihinde TBMM’ye sunulmuştu. Bu tasarı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanmış, hatta tasarının tamamı üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak daha sonra tasarının maddeleri hiçbir zaman ele alınmamış ve 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimler sonucu ikinci tasarı da kadük hale gelmişti.

ÖTV Kanunu’nun yasalaşmaması nedeniyle çeşitli vergi, fon ve paylarda artış öngören düzenlemeler yapılmış ve ÖTV’den beklenen amaç bu suretle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
2002 yılına gelindiğinde 57’nci Hükümet ÖTV’nin yasalaşmasına karar vermiştir. Sektörlerin ve kamu kuruluşlarının son görüşleri doğrultusunda olgunlaştırılan tasarı, 17 Mayıs 2002 tarihinde TBMM’ye sunulmuştur. 24 Mayıs 2002 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, 6 Haziran 2002’de de Genel Kurul’da kabul edilen 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu 12 Haziran 2002 tarih ve 24783 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 1 Ağustos 2002 tarihinden itibaren ÖTV uygulamasına başlanmıştır.

Bu şekilde yürürlüğe giren ÖTV Kanunu, geçen on yıllık uygulama süreci içinde vergi sistemimizde önemli bir yer edinmiştir. Bugüne kadar ÖTV Kanunu’nda 14 değişiklik yapılmış, Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiler çerçevesinde 96 tane kararname yayımlanmış, Maliye Bakanlığı’nca uygulamaya yön vermek amacıyla 24 tane genel tebliğ, 17 tane sirküler, 7 tane iç genelge, 19 tane genelge çıkarılmış ve yüzlerce özelge tayin edilmiştir.

ÖTV’nin özellikleri
ÖTV, sadece belirli mal gruplarının vergilendirildiği, tek aşamalı, az sayıda yükümlüsü olan, yönetimi kolay bir vergi olarak tanımlanmaktadır. Tüketimi kısılmak istenilen mallar ya da hasılat getirisi gözönüne alınarak belirli mallar için uygulanan bir vergidir. Bu özellikleri nedeniyle KDV gibi komplike bir vergi değildir.

ÖTV’nin özellikleri şöyle sıralanabilir;

1. Tek aşamalı bir vergidir: ÖTV, kapsamına giren malların imalat, ithalat veya ilk iktisap aşamasında bir kez alınmaktadır. Vergi uygulanarak teslim edilen veya ithal edilen malın bundan sonraki el değiştirmelerinde bir daha ÖTV uygulanması söz konusu değildir.

2. Yönetimi kolaydır: ÖTV seçili malların imalatı veya ithalatı safhasında alındığından, mükellef sayısı oldukça düşüktür. Faal ÖTV mükellefi sayısı 12 bin 300 civarındadır. (II) sayılı listedeki motorlu araç ticareti yapan 9 bin 900 mükellefi çıkardığımızda bu sayının çok daha az olduğunu görebiliriz.

3. Kapsamı sınırlıdır: ÖTV Kanunu ekinde mal grupları itibariyle oluşturulmuş 4 adet listede 243 mal çeşidi bulunmaktadır. Hangi malların, hangi liste kapsamında vergilendirildiği kolayca tespit edilebilmektedir.

4. Mal tanımı standarttır: ÖTV kapsamına giren mallar, uluslararası mal tanımlama sistemi olan Armonize Sistem (Kombine) Nomanklatürü’ne göre tespit edilmiştir. Böylece malların tanımında herhangi bir belirsizlik, yorum farkı söz konusu değildir.

5. Hasılatı yüksektir: Kapsamı dar ve mükellef sayısı çok sınırlı olmasına rağmen ÖTV hasılatı genel bütçe vergi gelirlerinin %24-27’si arasında gerçekleşmektedir. Aşağıdaki tabloda, 2003-2011 yılları arasında ÖTV ve KDV hasılatı ile bu vergilerin genel bütçe vergi gelirleri içindeki payları yer almaktadır.

6. Mali ve sosyal politikaların uygulanmasında etkindir: Bakanlar Kurulu vergi oranlarını veya tutarlarını değiştirerek, bu vergi kapsamına giren sektörlerle ilgili etkin maliye politikaları uygulayabilmektedir. Örneğin bioetanol ve biomotorinin vergi tutarlarında yapılacak düzenlemelerle, çevreyi daha az kirleten yakıt kullanımı özendirilebilmektedir.

7. Daha adil bir vergidir: ÖTV’den önce yürürlükte olan dolaylı vergiler çok adil olmayan bir yapıdaydı. Örneğin maktu vergi olarak uygulanan taşıt alım vergisinde, herhangi bir aksesuarı olmayan ucuz araçlar ile müzik seti, klima, ABS fren, hava yastığı gibi özellikleri nedeniyle çok daha pahalı olan araçların vergileri aynıydı. Bu nedenle ucuz olan yerli araçlar üzerinde, pahalı olan ithal araçlara göre daha fazla vergi yükü oluşuyordu. Öte yandan maktu tutarların yılbaşında değişmesi, 31 Aralık’ta taşıt alanla 1 Ocak’ta taşıt alanın (en az yeniden değerleme oranında) farklı vergi yüklenmesine neden olmaktaydı. Yeni yıldaki vergi yükü artışından önce araç almak isteyenlerin yılsonlarında vergi dairelerine yığılmalarının sebebi buydu. Taşıtlarda ÖTV değer esasına göre nispi olarak uygulandığından, vergi yükü, taşıtın fiyatıyla orantılı bir şekilde tüketiciye yansımakta, dolayısıyla vergi yükünün periyodik değişimi söz konusu olmamaktadır.

Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/ozel-tuketim-vergisi-on-yasinda/14444

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun