Göz Göre Göre

Bir yazımda da ifade etmiştim: AKP, Avrupa Birliği’ne girmek, ülkede demokratikleşmeyi gerçekleştirmek, hak ve özgürlükleri genişletmek , askeri vesayeti kaldırmak gibi iddialarla geldi iktidara… Çünkü toplumun sıkışmışlığı buradaydı. Bunu istiyordu toplum.

Ancak AKP, bunları gerçekleştirecek ne böyle bir birikime, ne de öyle bir bilince sahipti. Onun derdi başkaydı. Üsküdar’sa çok gerilerde kalmıştı artık. Asıl niyetini gerçekleştirmek için şu ana kadar geçen sürecin yaklaşık 10 yılını toplumun tepkisini çekmeyecek biçimde idare etti. Hatta vaatlerini yerine getireceği duygusu bile yarattı çoğu kimsede.

AKP’nin iktidara gelişini, Türkiye’nin başlangıç değerlerinden de geri düşmesinin, toplumun bölünüp parçalanmasının, adeta Ortadoğu’yu bataklığına düşürülmesinin başlangıcı saymak lazım… Aslına bakılırsa toplumdaki çürümeyi; bölünme, yarılma ve parçalanmayı işgal kuvvetleri bile bu denli rahat gerçekleştiremezdi.

Bütün bunları ahlaki çöküntü takip etti. 17-25 Aralık olayları, hükümet eliyle devletin soyulması ve tüyü bitmemiş yetim hakkının gasp edilmesi bakımından ilginç bir olaydır. AKP’ye; Avrupa Birliği’ne girmek, ülkede demokratikleşme adımları atmak, insan hakları ve özgürlüklerini genişletmek talepleriyle destek veren kitle bu süreci sorgulamak ve AKP’ye bir ders vermek yerine desteğini daha bir artırdı.

İş buralarda kalmadı: Devletin bakan, başbakan düzeyindeki makamlarına mafya ile iş tutan ve uyuşturucu kaçakçılığına karışan, yolsuzluk yapmaktan çekinmeyen kişiler getirildi. Ahlaki çöküntü daha bir derinleşmeye başladı. Devlet katında rüşvetler, pahalı hediyeler, lüks harcamalar aldı başını gitti. Çete reisleri hükümet adına açıklama bile yapar oldu sağda solda. Sonra birbirlerinin veya onun bunun malına mülküne çökmeleri yüzünden kendi aralarında problemler çıktı ve olay başka boyutlara taşındı.

Hırsızlıkların zincirleme devam etmesi normaldi artık. Çocukların uğradığı tecavüzler için bakan düzeyindeki birinin; “Bir kereden bir şey çıkmaz” açıklamalarına ses çıkarmayan, hatta gizli bir onay veren AKP tabanı, devletin tarikat ve mafyatik ilişkilerine de açıktan onay vermişti. Ahlaki çöküntü AKP tabanını tamamen sarmış oldu bir süre sonra da. Neden? Çünkü; TBBM’de çocuklara yapılan tacizin ve ülkede yapılan yolsuzlukların araştırılması için verilen araştırma önergelerinin görüşülmesine bile izin vermeyen AKP hükümetine aynı AKP tabanı dört elle sarıldı.

Meclisin işlevsizleştirilmesi ve Kürt illerinde seçimle iş başına gelen belediye başkanlarının hukuksuzca görevden alınması yine aynı taban tarafından memnuniyetle karşılandı. Gazetecilerin, bilim insanlarının, AKP muhalifi siyasetçilerin hapislere doldurulması güçlü devlet olarak yankılandı aynı taban tarafından. İktidarın doğa katliamına, Türkiye’yi çoraklaştırmasına, halka uyguladığı baskı ve zulme göz göre göre ses çıkarılmadı.

Bir kötülük örgütü olarak AKP iktidarının içerde ve dışarıda verdiği zararların hangisini sayabiliriz ki! Ama en temeli, içi demokratik değerlerle henüz doldurulamamış cumhuriyeti bile çok görmesi bu ülkeye. Türkiye pek çok olumsuzluk noktalarında dünyada baş sıralarda. En son Gezi’yi de akıl almaz, vicdana sığmaz cezalarla cezalandırdı. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancığlu’na getirilen siyaset yasağı ile birlikte hukuk, adalet, anayasa, demokrasi, insan hakları ve cumhuriyetin kazanımları adına ne varsa insani değerlerle birlikte rafa kaldırdı. 12 Eylül’ü bile aratacak noktaya getirdi ülkeyi.

Sonuç: Ülke tehdit altında, geleceğimiz tehlikede.

Yazıyı, Gabriel Chevallier’in Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya – Fransa cephesini konu ettiği muhteşem kitabı Korku romanında geçen şu sözlerle bitirelim: “İnsanalar aptal ve cahiller, sefalet içinde oluşları da bundan. Düşünmek yerine kendilerine söylenen, öğretilen şeye inanıyorlar. Kölelikten rezil bir tat aldıkları için sorgulamadan bir lider ya da efendi seçiyorlar kendilerine.”

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun