GEZİ

“Gezi, onurumuzdur!” Bu benim söylediğim bir söz, bir slogan değil yalnızca; milyonların sözü, milyonların sloganı…



Taksim’deki ağaçlar bir simgeydi aslında. Doğayı, ülkeyi ve yaşamı sevmenin simgesi. Doğayı, ülkeyi ve yaşamı savunmanın simgesi…

Taksim’deki birkaç ağaç değildi mesele. Taksim’deki ağaçlar giderse, Kazdağları’na gelecekti sıra çünkü…Taksim’deki ağaçlar giderse, Fatsa’daki kestane ağaçlarına gelecekti. Murat Dağları’na, Munzur Dağları’na, Kuzey Ormanları’na…Salda Gölü yok edilecekti bir çırpıda örneğin.

Taksim’deki ağaçlar giderse, Cerattepe’ye gelecekti sıra. Oradaki direniş kırılacaktı. Orda yaşayan iki yüz çeşit kelebeğin canına okunacaktı ve o güzelim ormanlık alanlarla birlikte…

Taksim’deki ağaçlar giderse, Marmara ve Ege Denizi’nin kıyılarındaki zeytin ağaçlarına gelecekti sıra.

Taksim’deki ağaçlar giderse derelerimiz, göllerimiz kuruyacaktı bir çırpıda, kurutulacaktı göz göre göre.

Taksim’deki ağaçlar giderse, nerde yeşil alan bulurlarsa oraya AVM dikeceklerdi.

Taksim’deki ağaçlar giderse, maden arama şirketleri tarafından siyanür çukurlarına dönüştürülecekti ülkenin pek çok yeri yeri, sularımız zehirlenecekti.

Taksim’deki ağaçlar giderse, ülke çöle çevrilecekti.

Taksim’deki ağaçlar giderse, yoksul halkın cebinden bir gecede büyük para transferleri gerçekleşecekti.

Taksim’deki ağaçlar giderse, uyuşturucu baronları cesaret kazanacak ve kimlerin oğullarının ağzı sulanacaktı bu iş için, iştahları kabaracaktı.

Taksim’deki ağaçlar giderse, uluslararası silah tekelleriyle “al gülüm ver gülüm” oynanacaktı.

Taksim’deki ağaçlar giderse, hak hukuk, adalet de gidecek; özgürlükler askıya alınacak ve namluların gölgesinde demokrasicilik oyununa geçilecekti böylelikle.

Taksim’deki ağaçlar giderse, duyarlıkları yok edilecekti gençlerin. Korku çemberine alınacaktı insanlar.

Taksim’deki ağaçlar giderse, iğneden ipliğe her şeye zam gelecek ve zamların ardı arkası kesilmeyecekti.

Taksim’deki ağaçlar giderse, karanlığa gömülecekti ülke. Hesap buydu. Bütün bir halk teslim alınacaktı. Ülke için biçilen Ortadoğu bataklığıydı çünkü.

Taksim’deki ağaçlar giderse cumhuriyetle hesaplaşılmış olacaktı. Uzun erimli hesaplar yapılıyordu çünkü.

Taksim’deki ağaçlar giderse ülkenin nesi var nesi yok ya yandaşlara, ya da yabancı işbirlikçilerine satılacaktı. Talan edilecekti ülke baştan sona. Bu ülkede, bu topraklarda doğup büyümemiş, gezip tozmamış, oynamamış, okullarında okumamış, ekmeğini yememiş, suyunu içmemiş, havasını solumamışlar gibi yapacaklardı hem de bu işi.

Taksim’deki ağaçlar giderse, tüm değerlerini çökerteceklerdi ülkenin. İşgal orduların bile göze alamayacağı biçimde hem de.

İşte şimdi tam da orasındayız gerçeğin… Tam orasında!

Gezi Direnişi bütün bunlara karşı çıkmak için gündeme geldi. Bütün bunlara karşı mücadelenin güzelliğinde buluştu ülkenin iyi insanları. Her yerden, her yaştan, her renkten, her düşünceden insanları bunun için buluştu.

Aşkla sevmek gerekiyordu çünkü ülkeyi! Aşkla savunmak gerekiyordu.

Yara ağır mı ağır, kayıplar büyük mü büyük, kanama devam ediyor mu, ediyor!

Adnan Yücel’in dizleri anlatıyor, bundan sonra ne olacağını ve nereye varacağını bu mücadelenin:

“Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter.

menekşeler de açılır üstümüzde

leylaklar da güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler…”

“bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

Hayrettin Geçkin

Taksim Meydanının önceki hali
Taksim Meydanının son hali

 Not: Yazılarımın tamamını okumak için bloğuma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun