“Farklı”lar

”Farklılıkların” tekinsiz duruşu…

Ürkütücü farklılıklar, kaygılı, güvensiz, ayarsız…

Her an ayağın uçurumdan aşağı kayacakmış tedirginliği ile ayakta kalmaya çabalamak ne yorucu…

Aynılığın verdiği huzuru hangi değişim verebilir. Bütün yenilikler sancılı geçişler gerektirir. Kanlı devrimler gibi zihinde ki farklılaşma enkazları. Sonra topla toplayabilirsen dağılmış, yıkılmış, ruhları. Oysa ne gerek var bunca zahmete.

Varsın takıntılı, sabit fikirli desinler, varsın sıradan desinler, değer mi bunca riski almaya üç günlük dünyada…

Yeniliklere, farklılıklara açık insanlarla yola çıkılmaz ki zaten; başlangıctaki hedeflediğiniz yere asla ulaşamazsınız onlarla. Yanınızda ki kişinin birden fikirleri ve yönünü değiştirmiştir. Siz farkına varmadan, çoktan yarı yolda bırakıp gitmiştir.

Piç gibisinizdir. Yalnızlık duygusu damdan düşercesine hayatınızın ortasına oturuvermiştir. Nasıl baş edeceğinizi bilemediğiniz, farklı bir deneyimin ortasında öylece çırılçıplak savunmasız kalıvermişsinizdir. Ne çocukça ağlamaya hakkınız vardır ne de isyan çıkarmaya alışıksınızdır. Bütün planlarınız, uykusuzluklarınız, emekleriniz çöptür artık. Aynılığınızı özlersiniz.

Dünya her gün aynı güneşe binlerce yıldır uyanırken, evren aynı yörüngede hiç şaşmadan dönüp dururken, mevsimler kendilerini sürekli tekrarlarken, anlaşılır gibi değil bu farklılık sevdası…

Evrenin doğasına ters. Samanyolu bile tercihini Sarmal galaksiler listesine girerek bize göstermiyor mu aynılığın gücünü?

Ah yok mu o farklılık sevdalıları, hiç bir yerde tutunamamanın acısıyla toplumu sanat, yenilik, devrim masallarıyla peşlerinden  sürüklediler, ne çok can yaktılar yer yüzünde… Oysa biraz oksijen tüketip biraz huzurun tadını çıkarıp gidecektik buralardan. Ne gerek vardı bu kadar tantanaya, gürültüye…

Edison, değil miydi 999 denemede ampulü bulan, bıkmadan usanmadan aynı işte sebat eden? Aynılık değil midir, zihni yöneten? Bin kez, bin kişi “adalet” deyince gelmiyor mu toplumlara düzen. Farklı müzik aletlerini bir ahenkte sürükleyen aynı notalara aynı anda basmak, değil mi?

Bir adım sonrasını bilmenin verdiği iç huzurunu, kahvenizi yudumlayacağınız saati ayarlayabilmenin tadını, hiç bir farklılık veremez.

Düzensizliğin olduğu yerde yakalayabileceğine inanmak düzeni, mümkün mü?  Zihne tekrarlarla yerleşmiyor mu bütün öğretiler, her gün tekrar edince öğrenmiyor musun yaşama sanatını? Her sabah güneş doğmaktan sıkılmazken binlerce yıldır sende ki bu aynılığa olan düşmanlık neden?

Her sene aynı düzende akan mevsimler gibi, bizde akıp gitsek yeryüzünden… Çok karmaşa yaratmadan bir karınca, bir sincap gibi sadece yaşamak için yaşasak.

 

#KendineMuhalifYazılar

“Aynı”lar…

Dilek

Arkadaşım, bu ‘Frekans’ mevzusu nedir?

Kopyala Yapıştır

Öfkenin Halleri

 

 

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun