Dertleşme (2)

“Halk hiç kimsenin umurunda değil gibiydi.

Sanki şöyle bir karar alınmıştı: Bildikleri gibi yaşasınlar.

Memnunsalar ne mutlu onlara.

Perişan ve kötü bir durumdaysalar dişlerini sıkıp sabırlı olsunlar.”

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

Derdi mi kimlere nasıl açayım, sesi mi hangi dağlara duyurayım? Midas’ın kulakları eşek kulakları, diye derin kuyulara bağırsam rahatlar mıyım?

Zaman zaman kendimi, dünyayı yani insanları anlama konusunda zorluk çekiyorum.

”Kişi kendinden bilir işi” hesabına giriyorum, çıkamıyorum çünkü ben bu işi kendimden bilemiyorum. Ne kendimi ne de diğerlerini…

”Hem öğrenmek hem öğretmek zorundayız.”
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

Ülkenin hali ortada, aşırı adil, aşırı kültürlü, aşırı eğitimli insanlardan oluşan memleketim insanının hali, ahvali de tıpkı hükümet gibi tartışmaya hiç açık değil. Hepimiz her şeyi çok biliyoruz malum!

Bunca yıllık profesyonel velilik hayatımda hala şaşırabiliyor olmama şaşırıyorum. İki çocuk annesi olarak bence iyi bir kariyer yaptım.

Evet kabul ediyorum; insan bencil bir canlıdır hele çocukları söz konusu ise çarpı iki bencildir, muhtemelen içgüdüsel bir davranış. Zaten medeni insan ile vahşi insan arasındaki kalın çizgide farkını burada ortaya koymakta… Öyle delilik ile dahilik arası ”ince bir çizgi” yok!! İki tür arasında gayet kalın bir çizgi insanın gözüne batan.

Rabbena hep bana! Almış Tanrıyı arkasına yürüyor Homo Sapiens.

Maşallah herkesin çocuğu Herakles yarı Tanrı yarı insan kolay değil, bu üstün ırkı okula göndermek. İlla ki topluma bir güç gösterisi sunacak ki Hera’nın hışmından korusun kendini, değil mi?

”Herkes hayattan bir şeyler almaya çalışıyor,

hiç kimse hayata bir şeyler katmaya çalışmıyor.”

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

Her canlı bencildir(!?) Hayvanlarda yemeğini kendi karnı doymadan diğeri ile paylaşmaz hatta söz konusu çocukları ise çevredeki bütün canlıları alaşağı edebilecek kadar güçlü bir kaplana dönüşür.

Tıpkı bizim veli toplantılarında yaşadığımız, ağzından köpükler saça saça konuşan çocukların anneleri gibi. Kadının hışmından Çarşamba Karısından korkar gibi korktum doğrusu. Çocuk mu anneyi dolduruşa getiriyor, anne mi çocuğu çözemedim. Tavuk-yumurta hikayesi; beni ilgilendiren tek nokta; kızartsak mı-haşlasak mı? Nasıl yesek?

Olması gereken olmuyor, olduramıyorum. ”Sana ne dünyada ki diğer canlı türlerinden, beni ne ilgilendirir?”diyemiyorum.

Neden herkes gibi bende susamıyorum?

”Ama senin çocuğunda şöyle yapıyor böyle yapıyor” başlıklı mahalle kavgasını okula eğitim sıralarına taşıyan; nezaketten uzak veli profili ile yan yana oturup, ”Aman Tanrım ben nasıl bir dünyada çocuk yetiştirmeye çalışıyorum” kaygısı bir yumruk gibi mideme çakıldı. Oradaki herkes gibi ben de çocuğumun derdine düştüm.

Herkesin kendine göre hayattan çıkarımları var, en doğru hangisi bilmem. (Zaten doğru diye bir şey var mı onu da bilmem.) En iyi ebeveyn bu vahşi dünyada, vahşetin kontrolünü ele geçirmeyi çocuğuna öğreten mi yoksa okuduğumuz onca kitaptaki toplumsal ahlak kurallarını çocuğuna yerleştirmeyi başarabilen mi? Sorusuyla uzunca bir süre baş etmeye çalışacağım bir toplantıdan çıktım.

Evde gözünün içine baktığınız, dürüstlük, adalet, eşitlik, nezaket, adabı muaşeret diye diye başının etini yediğiniz çocuğunuzu bu vahşi ortama salmanın üzüntüsü ve umutsuzluğu tarif edilemeyecek kadar ağır.

”Ülkemizde ne yapıyoruz? Ulusumuzun kaderinde nasıl bir rol oynuyoruz?”

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory petrov

Kızlarımın arkadaşlarını her zaman kendi çocuklarım gibi gördüm. Onlara hem yüreğimi hem enerjimin kapılarını sonuna kadar açtım. Bütün çocuklar aynı eşit eğitim hakkına sahip olabilsin, diye emek veren kıymetli eğitimcilerimize destek olabilmek için aklımın yettiğince çabaladım.

Kendime itiraf etmem gereken bir konu var ki ben bunu sadece vicdanım için yapmadım. Bu kadar basit değil! Kendimizi vicdanla falan kandırmak kolaycılık olur aslında bu da benim bencilliğim. Toplum iyi olursa, çocuğumun yanında ki arkadaşları iyi olursa dünya daha iyi bir yer olursa evladımı sokağa daha rahat salacağım. O benden uzaktayken düzgün, dürüst yardım sever arkadaşlarının yanında olduğunu bilmek bana huzur verecek. Bugün emek verirsem yine ben rahat edeceğim…

İçimizden geçen iyilik de menfaatlerimiz kadar, tabi buna ne kadar “iyilik” denirse!

Herkesin ebeveynlik anlayışı farklı, bu da benim doğrum.

Dünyayı düzeltemeyeceğinizi bilmek; kendinizde bile düzeltmeniz gereken yüzlerce eksik yön olduğunu düşünürken dışarıda, karşıdaki insanın insan olduğunu algılayamayan yüzlerce primat görmek ve derin nefes alıp doğrularınız üzerine savaşmaya devam etmek hakikaten zor bir duruş.

”Bu insanlar için ‘vatan sevgisi’ kavramı, kaba ve çirkin bile olsa, onlara ait olan değerleri yüceltmek ve bunların en iyi ve en doğru olduğunu kendini beğenmiş bir şekilde kabul etmekle eş anlamlıdır. Tehlikeleri görmemek için kafalarını çöldeki deve kuşu gibi kuma gömmüşler. Birileri kafalarını kumdan çıkarmaya çalıştığında çok kızıyorlar.”

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

Hayatta olduğunuz sürece size bize rahat yok sevgili veliler, ya çocuklarımız için küçük yaşta savaş vereceğiz ya da ileri zamanda vermediğimiz savaşın acısını bizden söke söke çocuklarımız alacak (Sanırım bu da Tanrıdan umduğumuz adalet).

Dünya kötülerin dünyası; kötülüğümüzü fark etmezsek, yetiştirdiğimiz kötü bireyler bizim paçamıza dolanacak ve yine bizim derdimiz olacak.

Yeryüzünde iyiler ve kötüler arası yapılan bu savaşın galibi her zaman kötüler oldu, olmaya da devam edecek çünkü insan hala vahşi içgüdüleriyle karnını doyurmaya çalışan bir canlı türü.

Kötülüğün kötü çocuk yetiştirmenin tek haklı gerekçesi; bireylerin kötülükle ayakta kaldığı düşüncesi aklımda yine de bu bahanelere rağmen ”Eyvah ben yanlış yapmışım” demedim, demeye de niyetim yok. Doğru bildiğim standartlarda insana yakışır insanca yaşamayı başaran çocuklar yetiştirme çabam devam edecek. Başarsam da başaramasam da…

”Çocuklarla konuşmuyor, hayatlarının nasıl geçtiğini sormuyorlar. Zaman bulunca biraz okşayarak, ellerine bir oyuncak veriyor ve ‘Çocuklar, şimdi gidin ve kendiniz oynayın’ diyorlar. Bu, aslında ‘Gözümden kaybolun, ne yaparsanız yapın, yeter ki bizi rahat bırakın’ demektir.”

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov

Baştan da belirttiğim gibi ebeveyn olmak bencil olmayı gerektirir. Ebeveynlerin bencil dünyasında hepimiz kendimize bir yol çizdik ”en doğru benim yolum” bakışı ile ilerliyoruz. Umarım en doğru yol, iyilik öğütleyenlerin yoludur…

Dilek

Dertleşme

Başkalarının Acısına Seyirci Kalan, Kendi Acısıyla Başa Çıkamaz

Nerede Kaybettik İnsanlığımızı?

Alamutlu Veli Ağa ve Akılsız Sokrates

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun