Bohemian Rhapsody

Yazıma ön izleme için seçtiğim fotoğraf bu şarkının klibinden alıntı. Klibin başında gölgelerini sunuyorlar sonra, şarkıdaki dinsel öğretilere gönderileri ışığa bakarak kafaları yukarı doğruyken iletiyorlar, üstelik üzerlerinde karaları giymiş halde. Fakat klibin diğer kısımlarında beyaz giymişler. Yorumu size bırakarak yazıma başlayayım…

Bohemian Rhapsody şarkısını çok seviyorum. Queen, bu şarkıyla kraliçe olmayı başardı. Bir isimden fazlasını aktarmak için grup adının geçtiği yerde, destansı bir betimlemeyi bir nefeste (Queen) iki heceyle oluşturdular. Grup ismini her ne kadar Freddie seçmiş olsa da diğer grup arkadaşları da saygıyla karşıladı. Seyirci karşısında olabildiğince Freddie’ye ayak uydurmaya çalıştılar, hatta (saçlarını uzatıp) imajsal bir uyum sağladılar. Bu şarkıyı Freddie yazıp bestelemiş olmasına rağmen, grubun tüm üyeleri de sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirdiklerine inanıyorum. Hakkında bitmek bilmez yorum ve aktarımlarıyla dolu bu şarkı için birçok kişi anladıklarını iletmeye çalıştı. Benden sonra da yazacaklar olacak. Fakat yazılanlardan farklı perspektiflerimi okumuş olsaydım, bu yazıyı kaleme almazdım.

Biseksüel olan Freddie Mercury’ün özgürlüğü için ödediği bedelleri herkesin bilmesine gerek yok. Fakat bu şarkıya benim gibi ilgisi olanların onun isyanını fark etmiş olmasını umut ediyorum.

Toplumları belli kalıplara sokmak isteyen ve toplumları yönlendiren sistemlerin başındakilere mücadeleyi, yalnız sürüye katılmayanlar veriyor. Sürülerde yer almayanlar her daim çobanların ve yırtıcı hayvanların hedefinde olmuşlardır.

Sürüde yer almayan, Tanrı’yı muhakkak sorgular; adaleti arar, araştırır, tarihte Tanrı’dan bir iz arar. Bulamaz! Tanrı’yı bulamayınca asıl hikaye başlar. Çünkü o güne dek kaderi yaşadığı tembihlenmiştir. Artık, kader kelimesi lugatından çıkar ve kötü yaşamlara mahkum edenler dilinden eksik olmaz. Ve artık dayatılan rolü bırakıp kendi olmaya ve kendiyle bir yol çizmeye çalışır. Yalnızdır, sonra kendisi gibi olanların artmasını ister ve başkalarının da uyanması için düşünmeye başlar; hatta bu şekilde kendisi gibi olanlara ulaşacağını düşünür. Bu şarkıda Freddie’yi bu şekilde hissederek tanımladım.

Bohemian Rhapsody şarkısının ismini geleneksel görülen ve sorgulanmayan durumların etkisiyle doğan bohemli bir hayatın sebepleri olarak okudum. Bohemli hayat ona mı yoksa sürüdekilere mi ait, şarkı sözleri için yazımı okuduktan sonra karar sizin olsun. Kendiyle konuşmalarını, yakınlarına ve topluma olan mesajları ise çok değerli detaylardan oluşuyor. İşin kötü yanı ise, bana göre hangi sözün kime ya da neye gönderme olduğu da anlaşılmamış görünüyor incelemelerde, ben de anladığım kadarına yazacağım.

“Is this the real life?
Bu gerçek yaşam mı?

Is this just fantasy?
Yoksa sadece rüya mı?

Caught in a landslide,
İki arada kalmış

No escape from reality
Gerçeklerden yok kaçış”

İnsan, insanlık tarihinde mutlu olmayı başaramamış bir canlı. Yaşam umutlu olduğumuz zamanlarda mutlu hissettirirken, çoğu yaşamda ise ölmediklerinden yaşıyorca hayatta. Bazen insan inanılmaz olaylarda gerçeklik algısını yitiriyor. Kimi bilginler illüzyonda yaşadığımızı düşünmeye kadar gitti, hatta bu konu üzerinde bilimsel araştırmalar yapıldı. Kimi din öğretilerine göre cennet ve cehennemin gerçek yaşam olduğu iletilirken, kimilerine göre bu dünyaya verilen isim ise, yalan dünya. Bu konu yeni değildi, çok eskiydi; hatta varlık felsefesinde Platon noktayı atanlardan olarak şöyle demişti; “Ben Platon, hakikatin ta kendisiyim!” dedi.

Gerçekten kaçılır mı! Yaşadığımız ve teneffüs ettiğimiz ortamın gerçekliğini kabul etsek, hikayelere kanmasak, kesinlikle olması gerektiği gibi yaşarız. Dünya insanının çoğu, cehennemliklerin sözlerine kanıp cennetlerini sunarak cehennemlerini kendilerinin seçtiklerini fark etmiyorlar. Oysa ezberlerine sunulanları sorgulamadan, sunulanlara birinci şahıs eki ekleyerek papağanlık ediyorlar. Sonra katiline aşık (büyük bir nüfusu oluşturan) bu türe gerçekliği aktarmaya çalışıyoruz. Kimilerinin yaşadığından haberi olmadığına eminim.

İki arada kalmak tanımı bana göre çelişkide olmak ve yerinde saymaktır. İnsan gerçeklerden kaçamaz, çelişkili dönemlerindeyse koşamaz; çünkü karar almalıdır. İnsan yolunu kabul etmezse ilerleyemez.

“Open your eyes, Look up to the skies and see,
Gözünü aç, gökyüzüne bak ve gör;

I’m just a poor boy, I need no sympathy,
Serserinin tekiyim ama sempatiye ihtiyacım yok

Because I’m sympathy
Çünkü sempati benim

Because I’m easy come, easy go, Little high,little low,
Çünkü haydan geldim huya giderim, biraz aşağı biraz yukarı

Anyway the wind blows doesn’t really matter to me, to me
Rüzgar ne yönden eserse essin mühim değil”

Gerçeği görmen için iletiyorum, ben bilir kişi değilim ve bu sözleri sana ilgi göreyim diye iletmiyorum. İlgiye ihtiyacım yok, zaten biliyorum gerçekte ben de kendimi sempatik buluyorum; zavallı biriyim hatta kimilerince de. Acınmaya bile ihtiyaç hissetmiyorum. Bazen yükselir bazen düşerim. Ben insanım.

Özgüvenli ol, kendine en az benim kendime inandığım kadar inan. Ben bir kelebek etkisiyim. Kanatlarımı burada sahnede kıpırdattım sana ulaşsa da ulaşmasa da… Sen gerçekliğine ulaş ve doğru yaşa. Buğday gibi her rüzgar eğileceğin yönünü belirlemesin. Beni hiçbir rüzgar itemez. Nerden nereye eserse essin senin gibi etkilenmiyorum. Buhranım, buhrana iten ve itilenler…

“Mama just killed a man,
Anne demin bir adam öldürdüm

Put a gun against his head, pulled my trigger, now he’s dead
Başına silah dayadım, tetiği çektim ve o şimdi ölü

Mama,life had just begun,
Anne, hayat daha yeni başlamıştı

But now I’ve gone and thrown it all away
Ama gidip herşeyi mahvettim

Mama, ooh, Didn’t mean to make you cry,
Anne seni ağlatmak istemedim

If I’m not back again this time tomorrow,
Eğer yarın bu vakit dönmüş olmazsam

Carry on, carry on as if nothing really matters
Güçlü ol, birşey olmamış gibi dur

Too late, my time has come,
Çok geç, vakit geldi”

Öncelikle bu kısım için incelemelerdeki sonucu aktarayım; itiraf olarak değerlendirilmiş (ilk kez bir erkekle ilişki yaşayarak kendisini öldürdüğünün aktarımı) ve uyuşturucu kullandığından dolayı fazlaca doz aldığı bir sırada yazdığı düşünülmüş. Benim yorumum ise, elbette bu incelemelerde haklı olabilirler ki onun hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insan da itirafı okumuş ve ölümün kıyısındayken yazdığını anlamıştır. Eğer başarısız olursa, annesinden devam etmesini arzular. Seçimleriyle üzmek istemez.

Henüz hayatımda bilinmeye başladım, henüz doğmuştum. Doğamdan uzak kalamadım. Ailemi ve sevdiklerimi üzmek istemem ki onlar geleneksel fikirlerin izinde yolcu. Olur ya yarın gelmezsem ki gelmeyeceğim, çünkü eski beni öldürdüm; hiçbir şey olmamış gibi sağlam dur anne. Artık katlanamıyor ve olduğum gibi yaşamımı sürdürmek istiyorum. Yaşamımdaki yeni ben ile yapmak istediklerimi yapmak ve özgür olmak istiyorum. İsmimi değiştirdim, cinsel seçimimi doğama uygun seçtim, ulaştığım kitle eskisinden çok farklı. Beni dinleyenler gibi hiç dinlemediniz. Farklıydık çünkü. Gözlerinizi kapadınız, kulaklarınızı yumdunuz. Ben aranızda bir ördeğin yumurtası gibi büyüdüm, siz çayıra yol alırken ben suya gitmeliydim. Artık sudan uzaklaşmak istemiyorum, benim doğam bu. Sen üzülme, güçlü ol. Beni olduğum gibi kabul et. Ve asla unutma, seni üzmek istemezdim. Mecburdum, mecburum! Yoksa hiç yaşamış olmayacaktım.

“Sends shivers down my spine, body’s aching all the time
Beni sarsacak titreşimler gönderir, durmadan ağrır tüm bedenim”

Annem benden vazgeçmiyor ve o vazgeçmedikçe değişemeyeceğimden tüm ağrılar vücuduma hücum ediyor. Neden böyle gelenekçi ve doğama aykırı olarak bu dünyaya geldim ki(!) hem neden adım Faruk’tu, hem neden ben Freddie olmak istedim. Oysa, doğam buydu ve doğama göre yaşamayı seçtim.

“Goodbye, ev’rybody, I’ve got to go,
Elveda herkese gitmem gerekli

Gotta leave you all behind and face the truth
Hepinizi geride bırakmam ve gerçekle yüzleşmem gerekli”

Beni tanıyan herkese hoşçakal demeliyim, çünkü değiştim ve bildiğiniz Faruk’tan çok uzaktayım; yeni tanıyacağınız Freddie’ye çok yakın. Gerçeğimle yüzleşmem gerekli, sizler için sizin bildiğiniz şekilde (olmamı beklediğiniz, olduğum gibi) yaşamaya devam edemem demek istedi ya da belki başarısız olduğu bir intihardan bu cümleyi yazmış olabilir, belki de cesaret için kendisini motive etmeye çalışmış da olabilir.

“Mama, ooh, I don’t want to die,
Anne, hayır ben ölmek istemiyorum

I sometimes wish I’d never been born at all
Zaman zaman hiç doğmamış olmayı diliyorum”

Ölmediğinden yaşıyor oluşunu okuyorum. Bir yandan seçmesi için dayatılan bir hayatta sevdiklerini üzmemek için dayanmak istediği fakat katlanamadığına tanık olurken, bir diğer yandan seçim hakkım olsaydı hiç yaşamamış olmayı tercih ederdim diyor. Hayata gelmeden önce yaşamda olmak isteyip / istediğimiz hangimize soruldu ki. Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar, fakat Freddie’nin hayatı seçtiği.

“I see a little silhouetto of a man,
Bir adam silueti görüyorum.

Scaramouche, Scaramouche, will you do the Fandango
Korkak soytarı Scaramouche Fandango dansı edecek misin”

Bir adam silueti görüyorum diyorsa Freddie, burada psikolojik olarak olası; bir adam silueti görmesi. Ölüme yakın hissettiği bir kırılmada Azrail’in siluetini görmüş olması muhtemel. İnsan ölmeden önce Azrail’ini görür derler. Soytarının hiçbir işi yokmuş da son yolculuğuna yoldaş olmadan meraklanırcasına eğleniyor gibi gelmiş Freddie’ye. Oyununda dans da edecek misin  diye soruyor… Büyük bir gölgesi olan Azrail’in küçük bir gölgesine tanık olduğunu aktarmış… (Gördüğümüz halüsinasyonlar, kabusların hayatımızdaki yerini; hikayelerle korkutulan şeylerin etkisi belirlemedi mi! O hikayelere hiç tanık olmadan, hatta gerçekliğine dair kanıtsız olması detay sayılmazken; gerçek sayarcasına hikayelere uygun dayatılan rollere toplumları sömürmek için kullanan emperyallerin taktiklerinde hep isimsiz şeytanların din kitaplarında isimlenmesini istemişimdir.)

“Thunderbolt and lightning, very, very fright’ning me
Yıldırım ve şimşekler korkutuyor beni”

Dünyadaki doğa olaylarını bilmeyenlerin ilkel çağlarda korkuyla yönetilmesinin etkisi cehaletten kaynaklı. Günümüzdeki bilgi çağında iplerini uzatan toplulukların var olması da hayli büyük bir dram konusu…

“(Galileo) Galileo Galileo, Galileo figaro
(Gözetle) gözetle gözetle,bu devrimin habercisi”

Galileo Galilei bilim çalışmalarında İncil’deki öğretilerden farklı sonuçlara ulaşınca, yani hikayelerden gerçeğin çok uzak olduğunu kanıtlayınca ev hapsine maruz kalmış; esir gibi bir hayat sürmesi beklenmiştir. Fakat o bilim yolunda yazmaya devam ederek, birçok dalda gelişme sağlamaya devam etmiştir. Günümüzde bilimin ve fiziğin babası olarak sayılır. Gözetlemekten görmeye devrimlerin kapısı açılıyor. Galileo’nun gösterdiklerine ve sonrasındaki bilimsel gelişmeler ile büyük bilim insanlarının sundukları aydınlıklarla esaretinden kurtulmalı, Figaro’nun hikayesindeki gibi esirken özgürlüğe ulaşmayı hedeflemelisin demek istemiş gibi.

Bu satırlar için bir incelemede ise şöyle bir yorum var; “ne alaka? oysa, burada bir söz oyunu vardır. galileo figaro magnifico “büyük berber galileo” demek iken “galileo figuro magnifico” “galilean’ ın suretini yücelt” veya “galilean’ a şükret” gibi bir anlam taşımaktadır. ayrıca bu oyunun yanı sıra, bu figaro’ ya da bir göndermedir, zira opera’ daki şarkıda da figaro’ nun ismi beş kere tekrar edilir. burada da galileo beş kere tekrar edilmiştir. şimdi burada elimizde iki ihtimal var. ya dediğim gibi burada yardım etmesi için “galilean” çağırılmaktadır veya bu dizeler opera’ ya gönderme olsun diye yazılmış olup, galileo bildiğimiz galileo’ dur. bu da olabilir, zira galileo da benzer bir mahkemeden geçmiştir. ama sanmıyorum. galilean romalıların isa’ ya taktığı isimdir. yani bence, cennet ve cehennem adamın ruhunu paylaşamayınca olayı çözmesi için isa çağrılmıştır, belki de ona yardım etmesi için küçük gölgeli adam bizzat çağırmıştır isa’ yı.” Yorumumdan sonra bu yorumu da fikirlerinize arz ettim, katılmadığım halde bilginize sunmam gerektiğini düşündüm.

“Magnifico I’m just a poor boy and nobody loves me
Asilzadem, Ben zavallı biriyim ve kimse sevmez beni.

He’s just a poor boy from a poor family,
O gariban bir ailenin zavallı bir çocuğu

Spare him his life from this monstrosity
Bu çirkinlikten ayırın onun hayatını

Easy come, easy go,will you let me go
Haydan gelen huya gider, bırakın da gideyim”

Öncelikle, önemli olmadığının ve basit (hatta acınası) bir yaşamının altını çiziyor ki dünyadaki çocukların çoğu aynı kaderi yaşıyor. Hayat öyküsünde çocukken öldürülmekten korkan ve Britanya’ya yerleşen bir ailenin çocuğu. İslamcıl baskıdan kurtulmak için uzaklaşan ailesi, Zerdüşt dinine inançlı. Yaşadıkları yeri ne zorlukların sonunda ne acılar ile bırakmışlardır kim bilir. Bir çocuk olarak anılarında hangi travmalar nüksetmiştir bilmek mümkün değil.

Kimsenin detaylar üzerinde düşünecek vakti yok ve detaylar önemsenmediğinden ise insanlar kendilerini tanıtma arzusu içinde yoruluyorlar. Sanki içinden birilerine sözler yazıyor ve birilerinin sözleri değişmediğinden, ne diyeceklerini kendine tekrarlıyorcasına şarkı sözlerinin bu kısmını bu şekilde okudum. Yukardan bakanlar ezmek için uygun görürken, özgür olmak istediğini ve ezilmeden yaşam arzusunu dillendirdiğini görüyorum. Haydan gelen huya gider, engelleyemezsiniz boşuna vaktimi almayın bırakın da gideyim!

Zaten hepimiz ziyadesiyle ziyan olmadık mı bu hayatta. Hayatımıza müdahalelerden yorulduk ve istiyoruz ki tek yaşam hakkımıza dışarıdan müdahale edilmeden arzumuzca yaşayalım. Huyumuzca gidelim, özgürce yaşamımıza devam edelim. Eyvallahsız, sömürülmeden, zengince, cennetimizde…

“Bismillah! No, we will not let you go
Bismillah! Seni bırakmayacağız.

(Let him go!) Bismillah! We will not let you go
(Bırakın gitsin) Bismillah! Seni bırakmayacağız.

(Let him go!) Bismillah! We will not let you go
(Bırakın gitsin) Bismillah! Seni bırakmayacağız.

(Let me go) Will not let you go &…
(Bırakın gideyim) Seni bırakmayacağız.

(Let me go) Will not let you go (Let me go) Ah ..
(Bırakın gideyim) Seni bırakmayacağız.(Bırakın gideyim)Ah

No, no, no, no, no, no, no &…

(Oh mama mia, mama mia) Mama mia, let me go ..
Tanrım,aman Tanrım, bırak gideyim”

Bismillah teriminin defalarca tekrar edilerek vurgulanması ise, travmalarından kaynaklı bir kelime oluşunu tetikliyor dinleyenlerde. Anlamında uğurla olması dileğiyle bir şeye başlamak, niyetlenmek; esirgeyici, merhametli Tanrı’nın adıyla başlayan Bismillahirahmanirrahim‘in kısalmış hali olarak karşımızdayken Bismillah, şaşırma, korku anlarında kullanıldığı gibi duygusal zamanlarda da kullanılan bir kelimedir. Şarkı sözlerinde besmeleden sonra seni bırakmayacağız deniliyor. Buradaki müdahaleyi Tanrı’dan gösteriyor. Özgür olmak istediğini fakat tabiatında Tanrı’nın ürünü ve Tanrı’nın verdiği rolde yer almalıymışçasına yönlendirildiği yönünde hayatındaki müdahalelerden Tanrı’yı sorumlu gördüğünü mesajından okuyorum. Bağışlanmayacağını düşünüyor, feryatlarının kifayetsiz oluşunu iletiyor, aslında aksettiğinden öte bağışlanmayı umursadığını da sanmıyorum; sadece üzerinde düşünmemiz için bahsi açmış.  Farrokh Bulsara olmak, onun için ızdıraplı bir yaşam. Onun iyilik kavramı dinlerden farklı. Misal o Afrika’da açlıktan ölenlere yardım (Live Aid) konserine katkısındaki iyilik kavramı onun doğrusuydu, dinlerdeki müdahaleler iyilik sıfatında yer almamalıydı. (Bismillah o vakit gerçek iyiliklere Freddie…) Ahiretçi tayfa yakasını bırakmamakta hayli ısrarlı. Her şeyi yaratan Tanrı ise, her şeyden sorumlu olan da Tanrı olur; bu bağlamda, bırakmayan özneyi Tanrı olarak buluyor. Ahiretçi tayfadan da kendisinden de tüm doğanlardan ve ölenlerden de Tanrı’yı sorumlu biliyor. Burada Tanrı ile konuşuyor.

“Beelzebub has a devil put aside for me, for me, for me
Şeytan bir iblisini bana ayırdı bana ayırdı

So you think you can stone me and spit in my eye
Demek beni taşlaştırıp gözümden vuracaktın

So you think you can love me and leave me to die
Demek beni önce sevip sonra ölüme bırakacaktın”

Beelzebub cehennemin yedi büyük şeytanından biri ve İblis’ in yedi suretinden biri. Oburluk günahının yansıması oluyor kendisi. Yedi günahtan oburluğu kendisine seçiyor ve kendisine reva olarak bu şeytanı seçiyor Freddie; belki burada grup dostlarına mesajı vermek niyetindeydi. Çünkü onlarla kazançlarını eşit paylaşmadı. Hep oburluğu seçti, hak ettiğini düşünüyordu. Ya da çok iyi yerlere gelmek için aşırı çalışmasından obur buldu kendisini. Açgözlülüğünden Tanrı tarafından da muhtemelen suçlu bulunacaktı. Oburluğu, biseksüel yaşamı için de geçerli olabilir.

Dinlerde çok ilginç hikayeler var, misal omuzlarımızdaki melekler; sağ omuzumuzdakinin sevapları sol omuzumuzdakinin günahlarımızı yazması. Sonra da Tanrı her şeyi görüp bilendir denilmesi… Tanrı’nın her insan için iki melek ayırması, 7 milyar 924 milyon kişi varsa şu anda iki katı kadar da melek varsa, Tanrı’yı boşuna aramayalım; melek üretmekten dünyayı takip edemiyor olsa gerek. Tanrı’nın en sevdiği meleğinin şeytanlaşma hikayesiyle, kötülükler için baş rol oyuncusu seçmek Tanrı’nın işi olamaz! Şarkının bu kısmında alay var; şeytan bir iblisini bana ayırdı derken, hikayendeki gibi ben de şeytanı suçlayarak haklı olurum dercesine bir gönderme var. Tanrı, nasıl yarattıysa bizi o halimizle sonra avlanılmak üzere ortaya bırakılmış gibi hissetmek… Sevilerek yaratıldığını ve ölüme nasıl bırakıldığını anlamaya çalışıyor ve cevap bulamıyor gibi. Şeytanın da önce çok sevildiğini sonra ise onun da gözden düşmesini anımsatıyor. Artık öfkesi yaşam özü olurcasına inadına (duygusala bağlayarak) hayata bağlandığını belirtiyor.

“Oh, baby, can’t do this to me, baby,
Bebeğim bunu bana yapamazsın

Just gotta get out, just gotta get right outta here
Buradan çıkıp gitmek zorundayım buradan çıkmalıyım”

Kaderime yazdığın satırların uzağına çıkmalıyım. Benden önce çizilen sınırların dışına çıkmalıyım. Yoksa, yaşıyor olduğum bir hayat olmayacak.

“Nothing really matters, Anyone can see,
Hiçbirşeyin önemi yok benim için, herkes görebilir bunu

Nothing really matters,
Hiçbirşeyin önemi yok benim için

Nothing really matters to me
Hiçbirşeyin önemi yok benim için

Anyway the wind blows…
Rüzgar ne yönden eserse essin…”

Yaşamı anlayanlar artık detaylara takılmıyor, her şey anlamsızlaşıyor. Her şey önemini yitiriyor. Öğreneceğini öğrendiğini, tecrübelerini referans olarak ilettiği bu şarkının sonunu son ilettiğim alıntıyla bitiriyor. Artık hiçbir şeyin kendisini etkilemeyeceği bir konuma geldiğini belirtiyor. O, geldiği yeri önemserdi ve geçmişteki ona öğretilenleri bağnazlıkla kabul etmek yerine, tüm öğretileri üzerine kafa yorarak varış noktasını vurguladı. Biseksüel doğasıyla hayata gelmiş birisi, dinlerce yaratıldığı şekilde yaşarsa günah sayılıyor, o da öğretileri kendince manipüle etti ki muhteşem bir eserle.

Bu şarkıyı ne kadar sürede yazdığını her kaynaktan farklı okudum. Ki kısa bir sürede kaleme alınacak sözler olmamasına rağmen, opera ile ilahileştirmeye (yalnız bana göre ilahi) çalıştığı çok sağlam bir rock şarkısı. Notaları hissettiğim vakit bir dehanın parmaklarından çıkan ahenkte ruhumun nirvanasını sizlere aktarmam mümkün değil. Topluma kendini örneklendirerek mesajlarını ilettiği ve ilahisini yorumladığı bu şarkı, benim gibi topluma bildiklerini aktarmak isteyenlerin de ilahisi olacak. Kutsal terimler içeren ilahi…

Freddie’nin doğum günü kutlamalarına siyasi olarak dinle yönetilen ülkelerde yasaklar getirilmiş olması, sizce de belli kesim tarafından anlaşıldığını kanıtlamaz mı? Freddie, ünlü ve dine karşı olmasaydı biseksüel olması detay olur muydu? Başkalarının cinsel seçimi kimseyi ilgilendirmemeli. Herkesin günahı, sevabı kendine diyerek toplumlar ne zaman özel yaşamlara saygıyı öğrenecek?

Bu şarkısı için “İsteyen, istediği gibi yorumlar…” demişti; ben de hissettiğim şekilde yorumladım. Hislerimle yazdığım bu yazıya fikirlerinizi bekliyor olacağım.

Galileo Figaro diye söylenirim birilerine, anlamazlar. Bize çizilen sınırları aşmamız gerektiğini hatırlatsın iki kelime; Galileo(!) Figaro!

Freddie’nin anısına saygımla…

İlkay

Yararlandığım kaynaklar;

1)https://www.sarkicevirileri.com/freddie-mercury-bohemian-rhapsody-sarki-cevirisi/

2)https://t24.com.tr/yazarlar/tayfun-atay/bismillah,20915

3)https://www.getwordly.com/blog/queen-bohemian-rhapsody-sarki-sozleri-ceviri/

4)https://seyler.eksisozluk.com/freddie-mercurynin-yuregini-actigi-sarki-bohemian-rhapsody

5) Bu yazıyı yazmadan önce bu şarkının başlığındaki Freddie’nin biyografisi için yapılan filmi de izledim. Fakat arzu ettiğim yönde bilgiye ulaşamadım. Çünkü bu şarkı ve diğer şarkılarının yapımı için grubun temel ilkesi farklılık yapmak için deneyimsel bir öykü olarak aktarılmıştı. Zıt kelimeleri seçmişçesine şarkı sözlerini betimliyorlardı. Katılmadım!

Not: Kaynakları okuyunca umarım pek kaynaklardan yararlanmadığım sonucuna da ulaşacaksınız, özgün yazmak için diğer fikirleri bilmeliydim. Saygılar.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun