Bir varmış, hep varmış

Bir varmış bir yokmuş bazı masallar hep varmış. Çok uzak dağların arkasında dağı taşı altın, çeşmelerinden şerbetler akan cennet bir vatan varmış…

Her ne hikmet ise bu vatanın halkı hep fakirlik çeker, ülkenin nimetlerinden yararlanamazmış. Bu nimetlerden yararlanamama sebeplerine ”nasip” der geçerler zerrece sorgulamazlarmış. Hatta bazı masal satıcıları kendileri çokluk içinde yaşarken onlara ”şükretmelerini” öğütlermiş.

Ülke halkının en büyük eğlencesi masal dinlemekmiş, tabi masal seven halkın masal anlatan kralı ”kılıçla alınan vatan, para ile satılmaz” der gizli gizli altın, yakut dolu toprakları satar, sarayında ailesi ve torunları ile lüks içinde yaşar gidermiş…

Bu halkın tek kusuru sorgulamamak değilmiş tabi, biraz da günü kurtarma derdinde olan kurnaz cahiller oldukları için ülkenin değerli hazinelerini çalmayı marifet sayanlar; padişahın etrafında toplanır, padişahın masallarını halka bire beş katarak aktarırlarmış.

Gel zaman git zaman, ülkenin üzerine koca bi karanlık çöküp yeraltındaki sansarlar kümeslerine dadanmış. Malum sansarlar gece gezerler; karanlıkta tarlaları talan edip, kimseye huzur vermezlermiş.

Bu işin tek bir çaresi varmış, karanlığa ışık yakmakmış.  İyi de o kadar büyük ışığı nasıl yakacaklarını bilen yokmuş. Ne yapsak ne etsek diyerek krala koşmuşlar. Koşmuşlar koşmasına da ülkenin kralı ampulü aldığı gibi kendini kurtarma derdine düşüp halkını bırakıp kaçmış.  Masal seven halkına da ”Talih ve kader bizi vatanımızdan ayırdı ve nihayet gurbetlere attı. Allah’ın takdiri ve kısmetimiz böyleymiş…” diyerek yeni masallar anlatmış.

Halk, kara kara düşünürken birden bir ses duyulmuş ”hayatta en hakiki mürşit ilimdir”  ve kendi aydınlığımızı kendimiz yaratacağız, diye uyuşuk ve telaşlı halka seslenmiş. Zaten canından bezmiş oldukları için hemen bu sese yönelmişler. Yönelmişler yönelmesine de nasıl yapacaklarını bilmedikleri için, bu zeki sesin sahibine ”bize önderlik yapar mısın?” demişler.

Cesur yürekli adam ”size önderlik yaparım ama tek bir şartla” demiş.

Tek derdi sansarlardan kurtulmak olan kurnaz halk, talebini sormuşlar.

İyi yürekli, ışık saçan zeki adam da talebini iletemeye başlamış. Çocuklarınızı, gençlerinizi bilimin yolundan ayırmayacaksınız, insanlığın iyiliği huzuru için çalışan cesur gençler olarak yetiştireceksiniz, demiş tabi halk bu teklifi hemen kabul etmiş. Cesur adam gece gündüz çalışmış ve karanlık ülkeye dev bir ışık yakmış  ve sansarlar ülkeyi anında terk etmiş.

Gel zaman git zaman taşı toprağı altın olan ülkenin halkı verdikleri sözü unutmuşlar ve  gelecek nesillerini yine karanlık masallarla büyütmeye başlamışlar…

Kendilerine  kendilerinden de cahil, kurnaz bir masal anlatıcısı bulup, peşinden gitmeye başlamışlar…

Yalnız bu  masal sever halkın, masal anlatıcısının aklına gelmeyen bir şey varmış. Bilim ile savaşan her zaman kaybetmiş ve bu ülkenin genç nesilleri bilimin peşinden koşmaya ve dünyaya ışık saçmaya kaldıkları yerden devam etmişler…

“Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” diyen güzel yürekli cesur adamın dediği olmuş. Gençler bir masal anlatıcılarına bakmış, bir dünyaya bakmış ve bilimin aydınlığında yol almaya kaldıkları yerden devam etmişler…

Verdikleri sözü tutmayan halkta gençlerin arkasından baka kalmışlar…

Veeee Gökten üç elma düşmüüüüş biri sana, biri bana, biri de okuyanın başına. Bu masal da burada bitmiş…

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun