Bir Kurbağa Masalı (3)

Bir varmış, bir yokmuş, Hiçler çiftliğinde yine zamansızlığın birinde Hava atmayı seven Larva’mız güzel bir güne uyanmış ya da güzel bir güne uyandığını düşünürken birden bire ne görsün, kuyruğunun yerinde yeller esiyor. ”Ama nasıl olur ben kuyruğum olmadan nasıl yaşar nasıl hava atarım,” derkeeeeeen karşısında Rana kurbağayı görmesin mi!!!

Hemen bu durumu bilge kurbağaya sorması gerektiğini düşünmüş, düşünmüş düşünmesine de o Hava atmayı seven Larva imiş. Soru sormanın onu küçük düşüreceği konusunda kaygıları varmış. Öyle ya bugüne kadar kimsenin bilmediğini herkesten önce öğrenip bilgisi ile herkese hava atarmış. Bu durumu bilmediğini ya da ne yaşadığını bilmediğini diğer larvalar anlarsa çok utanırmış.

”Neden utanıyorum acaba?” diye kendi kendine düşünürken, aklına gelmiş. Bugüne kadar soru soran larvaları Rana kurbağa hep azarlarmış‘Cahile anlatılmaz” der,‘kendi kendine anlayamıyorsan aptalsın” diye devam edermiş. Onun bu alaycı  ve kibirli tavrının kendisinin de konuyu anlatamadığından kaynaklandığını kimseler bilmezmiş. Aslında Rana kurbağa alay ettiği her konunun kendi de cahiliymiş, cahili olduğunu anlamasınlar diye alaycı bir tavır takınırmış.

Peki ama bu işin içinden nasıl çıkacakmış? Hava atmayı seven Larva bu sorunu nasıl çözecekmiş?

Soru sormanın kötü ve utanılacak bir şey olduğu fikrini bir türlü kafasından atamıyormuş. Bu çiftlikte soru soranları hep susturan Rana kurbağaya hele, hayatta soramazmış.

Üzüntü içinde bir köşede saklanmış kara kara düşünürken, hava atmayı seven kurbağamızı gören Rana kurbağa gülümseyerek kendisinin artık bir kurbağaya dönüştüğünü ve toprağa da ayak basabileceğini söylemiş.

Hava atmayı seven kurbağa hiç soru sormadan sorunun cevabını verdiği için Rana kurbağaya içten içe teşekkür etmiş ve Rana kurbağanın aslında o kadarda kötü biri olmadığını, bazen iyilikte yapabildiğini fark edip, gülümseyerek karaya ayak basmaya koşmuş…

Kendi kendine karaya çıkmayı deneyimlerken (tabi ki kimseler görmesin diye de uğraşıyormuş, çünkü gören olursa onun ile alay edebilirmiş), aklından Rana kurbağa ile ilgili bir sürü değişik fikir geçmiş.

Demek ki kaybolan arkadaşları bir kurbağaya dönüşüp büyükler havuzuna gidiyorlarmış. O ise onlar için ne çok telaşlanmıştı, omurgalı insanların kendilerini yediğini düşünüp çok üzülmüştü. Meğer başka bir dünyaya gitmişlerdi ve artık o da oradaydı. O dünya, yani havuz o kadarda korkunç değilmiş; hatta büyükler havuzu cennet gibi gelmiş ona ama burada nasıl hava atabilirmiş ki sonuçta herkes her şeyi biliyormuş. Ve havuzun en küçüğü de kendisiymiş.

Kayboldu zannettiği arkadaşları da ondan önce bu havuza yerleşmişler ve başköşeyi kapmışlar çoktan. Burada nasıl yaşanır hiçbir fikri yokmuş ve kimseye de sormaya cesareti yokmuş. Ya onunla alay ederlerse!?

Yeni havuzunda çok yalnız hissetmiş, kimselerle konuşmak istemiyor, yapayalnız havuzun yüksek duvarlarını izliyormuş.

Şekli şemali değiştiği için zaten kimseler onu tanımıyormuş. Sessiz sakin görünmez halini kimseler yadırgamıyormuş. Bu inanılmaz değişim sadece ona mı tuhaf geliyormuş!?

Acaba büyükler havuzuna, hava atmayı seven eski bir larva! Yeni kurbağamız alışabilecek mi? Yine hava atacak değişik konular bulabilecek mi? Hava atmayı başaramazsa mutlu olabilecek mi?

Keyifli Düşünmeler…

Dilek

Not: Yazılarımın tamamını okumak için bloğuma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Kurbağa Masalı (1)

Bir Kurbağa Masalı (2)

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun