Bavul

Hayat da bavulum gibi:

Herkesi, herşeyi oraya alıncaher şey yerli yerine otururher şey sığar zannedip ben de yoluma giderim – sanıyordum.

Onları da oraya koyup kendimle götürmek, gitmek istiyordum.

Sonra zor kapatıyordum.

Fermuarı çekmek için üzerine var gücümle yükleniyordum!

Kırıyordum, kırılıyordu ya da patlıyordu bavulum…

Sanırım ben bavulu zorluyordum.

Yenisi mi? Yoksa yeniden başlamak mı?

Evet yenisi olabilir ama asla yeniden başlamazsın.

Ne o bavul, eski bavuldur; ne de sen, o eski sensindir…

Sonra hayatın bazen götürmek istediklerimizde değil de götüremediklerimiz de saklı olduğunu kendin fısıldar sana.

“Eşyaları almasam da olur; anıları değil ama!” diye.

Yani:

“Hayat aslında bazen gitmek istediğin yere, sadece kendini götürmekmiş, anılarını götürmekmiş.

Ora da bi nevi bavul değil mi hem?

Zorlayınca işte orayı da yalnız kalıyorsun öyle…

Sonra herkesi yerli yerine bırakıp, kendini alıp gidiyorsun.

Meğer benim en büyük yolculuğum kendime miymiş de ben, beni bırakıp herkesi almışım bavuluma…

“Bi’ lodos lazım şimdi bana bi’ kürek bi’ kayık…” en iyisi.

“Yan yana” kelimesinin ayrı ; “apayrı” kelimesinin bitişik yazılması gibi bir garip hikaye işte benimkisi…”

Ama sen yine de, “Hikayeme gülme, çünkü seninkisi henüz bitmedi…”

İshak Merdo

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun