Başına Sarık Olmaya Kalkan, Ahmakça…

Ne yaparsan yap, durulmuyorsa sular vakit heba, ömür hasredip

Bulandırmaya ayrıca emek, gayret ve zaman harcama.

Yoğurt aklını, ayran edip zevzekliklerde yorma sen, seni…

Zira ötesi, hatta tevazuluğun, zevzeklik addedilir o, ayağa çarık olamayacaklığında, başına sarık olmaya kalkan, ahmakça…

 

Çaba bir yere kadar, ilim-bilim, aydınlatma mücadelesi ve eğitim belli kıvamda etkili ve tesirlidir.

Gel gör ki yoksa özünde cevher, neye yarar üflemeler, nefesler, yeller…

 

Ateşi vermemişse mabut yapsan, yapsan daha ne yapabilirsin sen, Mahmut?

Kaldı ki, şah değil, padişah değil, altı-üstü bencileyin tevazu donuna belenen, bir gönül erisin…

Almamışsa kişi, zırnık kadar feyz ile ilham üstelikte, akıllı geçinen ahmak ve inatçı keçiliklerden olduğunu da idrakte değil;

Hatta hatta inkarda ise, işgüzarlıklar da;

İs- pas, kir kaplayıp karartmışsa gönül ve ruh evinin, kafes camını;

Değil yıkamalar, kazımacasına zımparalamalar bile boşunadır, boşuna…

Olsa, olsa böylesi garabete yol vermeli, burnunun dikine gitmedeki kavi ısrarında, inadında…

 

Eskilerin deyişiyle;

Bırakmalısın sarhoşu bir başına, yıkılıncaya dek gitmeli o, yoluna…

 

Derler ya ahalinin ekabirleri;

Burnunun sığmadığı yere cümle gövdesini sokmaya çalışmak, safdillik değilse;

Bönlükle, bağnazlıktır olsa olsa, eninde-sonunda…

 

Ne yaparsan yap…

Hatta ol derviş, eren, simyacı ya da Galileo ve de karşındaki yobaz tayfaya;

” _Dünya dönüyor yine de ve inadına, üstelikte size rağmen.”

Bak gör, neler neler gelir o, garip başına;

Gidersin Engizisyonun ateşine ya da çarmıhına…

O cümleden olmak üzere, dediğini anlamamakta ısrar ediyorsa üstelikte, tevazudan nasibini almamışlığın softalığında;

Postekideki kılı saydırır, durur sana…

 

Eninde sonunda, sen geçersin senden, çıkarsın zıvanadan, kayar şakülünle-pusu lan…

Bak gör, herifçi oğluna o an;

Kızıl itin kıçındaki sinekleri seyreyleyip, saymalarla meşguldür de hatta üstelik, ahmaklıkta sınır tanımamışlıklarda yılışıyordur, sağa, sol’a…

 

Aklınca iplemiyor dur, seni

Böyleleri ne pilavımda taşım, ne de aşım da kusur var derler…

 

Kabahati hep birilerine havale eder, aklı evelliklerde;

Kerameti kendilerinden bilerek, atlarlar pire gibi kısa günün karı olarak, bedavadan gelecek nimetle ödüle…

Onlar ki ömür törpüsüdür, ömür törpüsü…

 

Böyleliğinde;

Ne yaparsan yap, durulmuyorsa sular vakit heba, ömür hasredip;

Bulandırmaya ayrıca emek, gayret ve zaman harcama…

 

Yoğurt aklını, ayran edip zevzekliklerde yorma sen, seni…

 

Zira ötesi, hatta tevazuluğun zevzeklik addedilir o, ayağa çarık olamayacaklığında, başına sarık olmaya kalkan ahmakça!…

 

Başına sarık olmaya kalkan, ahmakça!…

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/ İSYANİ

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun