Aşkın bir alevmiş yar yar…

Mahalle Yanarken saçını tarayanların konusu mudur aşk, meşk, ilişkiler, aldatmalar, ihanetler?

Sonda yazacağımı başta yazayım; ”evlilik sözleşmesi istiyorum!”

Bütün savaşların amacı aşk mı?

Acaba sevdiğimiz insanın gözüne girmek için mi daha güçlü olmaya çalışırız? Ama aşklar naiftir, kırılgandır, hassastır. Aşkın içinde savaşın ne işi var?

Ben ormanların kralıyım, seni bütün kötülüklerden korurum” demek için mi bunca vahşet?

Karşımızdaki insana hayalimizdeki elbiseyi giydirmeye çalışıp, beden ölçüsünü tutturamayınca mı çıkıyor bütün kavgalar?

Günümüz siyasetçileri ile olan seçmen ve seçilen ilişkimde uzun zamandır, hiç bir kısmetini beğenmeyip bari bekar kalmayayım, diyen geçkin bekar gibi…

İlk siyasetin ne olduğunu anlamaya çalıştığım çocukluk çağlarımda Turgut Özal ile Korkut Özal’ın farklı partilerden adaylığını koyan siyasetçiler olduğunu görünce hayretler içesinde kalmıştım. Kardeş, bizim için her zaman her koşulda yan yana durması gereken bireylerdi. Nasıl olurdu da rakip olurdu? Böyle öğrenmemiştik kardeşliği…

Bugün bile partilere şöyle ufak çaplı bir göz atsak, farklı partilerde kardeşi olan en az  7-8 kişi sayabilirim. Sen sağda dur ben solda kim kazanırsa pastayı bölüşür beraber yeriz, diyen kardeşler. Belki de kardeşlik bunu gerektiriyordur, paylaşmayı!!!

Bizim ülkemizde siyasiler ya da siyaset aşığının gözünü boyamak için büyük büyük vaatler veren, çapkın sevgiliden farkı yok! Size de olur mu bilmem; ne zaman bir siyasetçi konuşsa ”Palavra palavra palavra inanmam sanaaaa” diye bir şarkı dolanır dilime…

Nasıl da coşkulu konuşmalar yapıyorlar, bu kadar coşkulu konuşabilmekte sanırım özel yetenek gerektir. Zira inanmadığını konuşabilmek ancak sahtekarlara yaraşır.

Yoksa insan yapamayacağını bildiği vaatleri nasıl bu kadar rahat söyler? Seçmene de bakınca ne güzel yüceltiyor sevgilisini! Karşısında el pençe iki büklüm. Sadakatsiz sevgilisi kendisini bırakmasın, diye yücelttikçe yüceltiyor…

Peki ne zaman terk edeceğiz sahte aşıklarımızı? İnsan maymun gibidir, denir ya; bir dalı tutmadan diğerini bırakmazmış, diye. Ortada kalmaktan mı korkuyoruz? Başımda biri bulunsun da kim olursa olsun, mu diyoruz?

Birini terk etmek için diğerine tutunmak şart mı?

Ülkem adına iki yüzlü, lafla peynir gemisini yürüten, yalancı aşıklardan çok yoruldum.

Artık aşka doyduk, evlilik sözleşmesi istiyorum; verdikleri sözleri tutmaları için imzalı belge istiyorum. Bizim gibi ortada kalmış aşk meyvelerini koruyacak kanunlar istiyorum. Mantık evliliğinden başka çözüm göremiyorum…

Dilek

Not: Yazılarımın tamamını okumak için bloğuma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun