ARTVİNLİ ŞAİR ve YAZARLAR ANTOLOJİSİ’nde Yer Almak

Kuşkusuz, insan anlaşılmak ve bilinmek ister… Sevilmekten, takdir edilmekten hoşlanmayan biri çıkar mı hiç? Sanmam! Bir şair için, bir yazar için de geçerli bu. Şairlerin, yazarların yazma gerekçesinin altını kazıyın ölümsüzleşme isteği yatar çoğunda. İnsanlığa, insanlık değerlerine mal olma, geleceğe kalma dürtüsü yatar… Doğaldır bu! Bir yazarın veya bir şairin yazma gerekçesinin altında; insanlığa, insanlık değerlerine mal olma düşüncesi yatıyorsa, o şairin veya yazarın sorumluluk bilinci; anlaşılmak, bilinmek ve ölümsüzleşmek isteğinden de önceldir. Böyleleri insanlığın kızları veya oğullarıdır. İnsanlığın yapımcısıdırlar çünkü onlar. Öne çıkmayı, bilinir olmayı hak eden, yazdıkları ve anlattıkları kadar duruşlarıdır da aynı zamanda. Böyle isimler arasında, ülkesinin Cezayir’e uyguladığı haksız politikaları protesto etmek için Nobel Ödülü’nü reddeden Fransız düşünür ve yazar Jean Paul Sartre gibi ya da ülkesinin II. Dünya Savaşı’nı kaybetmesinin ve ırkçılığın önlenmesinin dünyanın selameti için zorunluluk olduğunu kavrayıp buna göre davranan, savaş karşıtı davranışlar içine giren, bu nedenle generallikten kendi ülkesinde kaçak duruma düşen, aranan daha sonra ise Nobel Ödülü kazanan Alman yazar Heinrich Thedodor Böll gibi isimlerin insanlığa bir işaret fişeği olarak düşmesi hiç de tesadüf değildir.

Montaigne’in “Şairlere acıyorum, çünkü onlar şiir yazmayı şiir bilgisi edinmekten daha kolay sanıyorlar” sözü, yazın alanında kalem koşturanlar için müthiş bir uyarıdır. Kırmızı bir alarmdır adeta bu söz. Bize Aşk Bilgisi, Düş Bilgisi, Düşünce Bilgisi, İnsanlık Bilgisi, Geçmiş ve Gelecek Bilgisi Derslerinin daimi öğrencileri olmak gerektiğini sezdirir çünkü. Edebiyat boy gösterme alanı değil bir şair ve ya yazar için; olsa olsa insanlığın sorunları ve insanlık halleri içinde erime alanıdır. Yaşar Kemal gibi söylersek “İnsanlığa mecbur” kimselerdir şairler ve yazarlar… Yazdıkları eğlencelik olamayacağı gibi, kurgusallık içinde, insanı gerçeğin bilgisine ulaştıran, insanın kafasında zengin çağrışımlar uyandıran, insana estetik duyarlılık katan-kazandıran; düşündürücü ve dönüştürücü nitelikte yapıtlar olmalıdır. Bir şairin veya bir yazarın ortaya koyduğu yapıtlar adil, eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünyayı çağrıştırmıyorsa, o yapıtlar eksiler ya da eksikler toplamından ileri gidemez. Bir yanılsamaya ve bir yabancılaşmaya düşürürler insanı. Şairin veya yazarın duruşu da bu anlamda önem taşır. Fazıl Hüsnü Dağlarca bir yokuşu tırmandığı sırada , yokuşu kolayca çıkabilmesi amacıyla bir delikanlı koluna girer. “Kimsin, adın ne” diye sorar üstat yardımsever delikanlıya. Delikanlı, adının başına şair sıfatını koyunca elindeki değneği delikanlının sırtına sırtına indirir Dağlarca. “Ulan ben altmış yıldır şiir yazıyorum hala kendime şair diyemiyorum” diyerek kovalar delikanlıyı yanından, yardımını kabul de etmez…

Edebiyatın konusu her şeydir kuşkusuz. Bir yapıtın veya metnin önce edebi olması gerekir. Edebi yapıtlarla, edebiyat dışı şeyleri harmanlayıp bir aşure yapmanın edebiyata bir yararı olabilir mi? Hiç sanmam. Söz gelimi “Artvinli Şairler ve Yazarlar Antolojisi” yapayım diye halk şiirinin güçlü kalemleri arasında kabul edilen Osman Kaya, Bekir Karadeniz, Necat Bayraktar, Yalçın Temiz, Mümtaz Temiz Ertürk Demirci gibi isimlerle, geçmişin devrimcileştirici birikimini şiirine katamamış, şiir bilgisi gereksinimi duymamış isimleri birbirine katıp karıştırmakla Artvin’de yer alan ya da yeşeren edebiyata, kültüre katkı sağlamış olamazsınız ki. Ülkemizin edebiyat yaşamına renk düşürmüş Artvin kökenli şair ve yazarlar arasında yer alan Zülfü Livaneli, Sinan Meydan, Özgen Seçkin, Nusret Ertürk, Ruhan Odabaş, Osman Bozkurt, Şener Aksu gibi daha sayamadığım, belki bilgimin de yetmediği isimler de bu çerçevede ele alınıp düşünülmelidir. Söylediğim şey günümüz şiir, öykü, roman, deneme dışında daha başka yazın dallarında ürün veren yazarlar için de geçerlidir. Niyet ne olursa olsun yaptığınız şeyin başka kaygılarla yapıldığı kuşkusu uyandırmamalı insanda. Bunun için, “Niye kuşku duyuyorsun” diye de kimseyi suçlamak olmaz. Buradan, “Ünlülerden bir antoloji mi kastediyorsun, öyle mi yapalım ki beğenesiniz” diyen birileri çıkarsa, ona da kızmak yerine gülümseyip geçmek gerekir açıkçası. Demek istediğim şudur: Bu çalışmanın adı ya da projenin kendisi; alt başlığı “Artvin’in Ustaları” adını taşıyan “Artvinli Şairler ve Yazarlar Antolojisi“ değil de “Artvinli Olup Şiir ve Edebiyatla da Uğraşan Kimseler Topluluğu, ya da Mani ustaları” olsa hadi bir yere kadar. Aziz Nesin ve Yaşar Kemal gibi isimlerin kurucusu olduğu Türkiye Yazarlar Sendikası’nın altı yüz civarında, PEN Yazarlar Kulübü’nün de yanılmıyorsam bu sayının yarısından az üyesi var. Artvinli Şairler ve Yazarlar Antolojisi olarak projelendirilmiş isim listesinde, işin farkına varıp epece bir kimse ismini sildirmemişse ki yüz elli civarında isim vardı. Listede bizim köyün muhtarının ismini bile arayacaktım nerdeyse . Aklıma Can Yücel’in “Türkiye’de her üç kişiden beşi şair” ironisi gelmedi değil o yüzden.

Gelelim bir tartma ve bir değerlendirme yapmadan ve / veya bu gerçeklik biline anlaşıla, söz konusu antoloji projesinde yer alan, o listeye ismini yazdıran bazı insanlara! Onlara bir diyeceğim var mı? Vallahi ne diyeceğimi bilmiyorum açıkçası. Kaldı ki kime ne diyebilirim ben! Ha, listede yer alan, tanıdığım bazı isimleri yadırgadığımı inkar edersem bu da dürüstlük sayılmaz ama. Kötü niyetimden değil, inanın hiç değil. Onlara bir türlü kıyamadığımdan… Aklıma; Türk edebiyatında şiiriyle, edebiyat dergiciliğine katkılarıyla ve şair duruşuyla bilinen ve bu alanda önemli bir yer tutan isimlerinden Artvinli Şair Özgen Seçkin’in, FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programına; adı geçsin, tanıtılsın diye kitap gönderen, amacına ulaşınca da kitabının tanıtım bölümünü ve ses kaydını Facebook’ta paylaşan birisinin paylaşımının altına yaptığı yorum geldi: “Çaresizlik ve yetersizlik böyle bir şey işte”!

Alt başlığı “Artvin’in Sanat Ustaları” adını taşıyan “Artvinli Şair ve Yazarlar Antolojisi Projesi” Şavşat’ın Efkar Tepesi’nde Fakir Bayburt’un büstünün açılışına izin vermeyen, Efkar Tepesi’nin adını da 15 Temmuz Tepesi olarak değiştiren kaymakamla birlikte düzenlenen bir proje. Söz konusu olayın arkasından harekete geçirilen bir proje üstelik… Nerden bakarsanız bakın üzücü. Artvin insanına, Artvin kültürüne yakışmayan bir proje…

Bu projeyi anılan kaymakamın savunması beklenemezdi doğal olarak. Ancak o anlayışın sivil kanadından birileri çıkıp projeye ilişkin itirazlara karşı; “Beyler, bayanlar böyle kapsamlı bir kitabın çıkarılması oldukça zor ve pahalı bir iştir. Şöyle düşünün: Bu projenin içinde kaymakam ya da kaymakamla bir araya gelen kişiler olmasaydı yine de karşı çıkar mıydınız? Daha ne istiyorsunuz, sayemizde ünlü de olacaksınız.” diyebilir ve teslim almaya yönelik bu sözler insanı okşayıcı da olabilir. Hiç şaşırmam. Durup dururken Attilâ İlhan’ın; “karanlık ihanet için müthiş bir gerekçedir” dizesi neden gelip de dilime yapışır? Neyse!

Diyeceğim, bazen insanın bir yanlışı, içine girdiği bir ilişki bütün doğrularını silebiliyor. Belli bir yaşa kadar sürdürdüğü demokratlık, ilericilik gibi iddialarını da yalanlıyor aslına bakarsanız. Yazdığı şiirleri ve kitapları anlamsız hale getiriyor ister istemez. Yazık. Ünlü düşünürlerden biri, “İnsana dair olan hiçbir şey bize yabancı değil” der. Bu ego nasıl bir şey sahi! Bilinmek duygusu, güzel bir şey yapmanın, doğru yerde durmanın çok önüne çıkabiliyor bazı durumlarda demek ki…

Hal böyle iken böyle işte!

Bu yazının asıl amacı Artvinli şair ve yazar olarak da bilinip, böyle bir projede ismimin neden geçmediğine ilişkin yöneltilen bir soruya açıklık getirmem içindir öncelikle. Tarihe not düşmek gerek öyle ya! Artvin Tarihi ve Kültürü’nde bir yalnıza da ihtiyaç duyulabilir belki. Coğrafyamızın tarihi ve kültürü beni de kucaklar, belli mi olur! Şu an için orada yaşamıyor olsam da orası benim de yurdum…

Çok sayıda şiir kitabım olduğu halde halk şiiri yazmıyorum, ama onun güzel örneklerini bulup okuyor ve ustalarını da takip ediyorum. Yazıma, halk şiirinin önemli temsilcilerinden, yukarıda adını da andığım Necat Bayraktar’ın “Şair Sandım Kendimi” adlı şiirini iliştirmesem meramımı anlatmakta sıkıntı yaşardım diye düşündüm:

Topladım sözcükleri bir külekte pişirdim
Görsene gülüm dedim şair sandım kendimi
Bazen de heceleri raflarından indirdim
Bu benim halım dedim şair sandım kendimi

Salıverdim kalemi gitsin bulduğu yere
Eksik gedik dizeler ekledim dörtlüklere
Hiç aklımda yok idi hele bir bak kadere
Yürü ya kulum dedim şair sandım kendimi

Kupkuru sözcükleri dizelerden silmedin
Ölçü altı + beş iken daha dokuz olmadan
Hece nedir bilmeden uyak nedir bilmeden
Doğrudur yolum dedim şair sandım kendimi

Saraylar yapmak için çalı çırpı kullandım
Kupkuru ağaç gibi budaklandım dallandım
Üç dört satır yazınca ballandıkça ballandım
Bak çıktı falım dedim şair sandım kendimi

Dörtlükle cebelleşip pastoral bekleyerek
Dert üstüne dert koyup ağıtlar ekleyerek
Bütün sorumluluğu boynuma yükleyerek
Yok böyle zulüm dedim şair sandım kendimi

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun