Alman Çeşmesi

Hipodromun başında olan Alman çeşmesi; Prusya Kralı ve Alman imparatoru II. Wilhelm’in 1908 yılında Türkiye’ye yaptığı ikinci ziyaretinin anısına ithaf edilmiş bir anıttır. Yapıldığı tarihte Türk-Alman dostluğunun simgesi olarak sunulan ve dolayısı ile politik anlamı ve içeriği çeşme olarak işlevinin önüne geçen yapıt, günümüzde daha çok anıtsal değeri ile tanınmaktadır. Çeşmenin planlarını Kaiser’in özel danışmanı Mimar Spitta çizmiş,yapımını Mimar Schoele üstlenmiştir. Ayrıca Alman mimar Carlitzik ile İtalyan mimar Joseph Antony de bu projede çalışmışlardır. Çeşme II. Wilhelm tarafından (kanalizasyon giderleri dahil) yaptırılmış ve Osmanlı hükümetine teslim edilmiştir. Kitabesi Ahmet Muhtar Bey tarafından yazılmıştır. Çeşmenin giriş bölümünde bir bronz plaka üzerinde de Almanca olarak bir kitabe bulunmaktadır. Tipolojik olarak çeşmeden çok şadırvan modeline yakın bir tasarıma sahiptir ve bu anlamda tipik bir örnektir. Konsept açısından bir tür Alman Neorönesansı olan Rundbogenstil çizgisinde görünmektedir. Çeşmenin kagir ve metal bütün yapısal ögeleri Almanya’da hazırlanmış, Mermer ve değerli taşlardan oluşan malzemesi orada işlenmiş ve gemiyle İstanbul’a taşınarak 1901’de şimdiki yerine monte edilmiştir. Alman çeşmesi temelde, en genel çizgisi içinde sekizgen bir şadırvan olarak tanımlanabilir. Yapıt, sekizgen planlı ve yüksek basamakla çıkılan bir platform, bir su haznesi ve sekiz kolonla taşınan bir kubbeden oluşmaktadır.

Ayrıca Alman Çeşmesi hakkında Fahri Sarrafoğlu’nun yazısındaki tarihi aktarımlardaki detaylar ilginizi çekecektir diyerek, sizler için alıntılayarak, bu yazım için sizlere kendi fotoğraflarımla sunumumu tamamlıyorum.

*****

“Hepinizin yolu Sultan Ahmet Meydanı’na düşmüştür, oradaki tarihi Alman Çeşmesi’ni de eminim birçoğunuz görmüşsünüzdür. Acaba bu çeşmenin bir hikâyesi var mı? İşte merak edenlere Alman Çeşmesi’nin bilmediğiniz hikâyesi geliyor.

Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından Almanya’da yaptırılıp Sultan 2.Abdülhamid’e ve İstanbul’a hediye olarak gönderilen; 1901’de de İstanbul’daki yerine monte edilen çeşmenin meğer altında bir sır yatıyormuş. Neo-Bizanten üslubunda bir çeşme olan ve Alman Çeşmesi olarak da bilinen bu tarihi yapı içerden altın mozaikle süslüdür. Yaptığımız araştırmalar sonucunda bakın ortaya şöyle bir bilgi çıktı.
AMAÇ ÇEŞME DEĞİL LAHDİ ALMAK
Alman imparatorunun, Hipodrom’da (Sultanahmet Meydanı) Sultan I. Ahmed türbesinin tam karşısında duran bu çeşmeyi Almanya’da yaptırarak İstanbul’a göndermesinin gerçek sebebi, İstanbul’da Arkeoloji Müzesi’nde gördüğü İskender Lahdi’ni almakmış. Lahdi bugün Lübnan sınırları içerisinde kalan bir yerde yaptığı kazı sonucu bularak İstanbul’a getiren Osman Hamdi Bey, Sultan 2.Abdülhamid’in “Lahdi verelim” ricasına “Ancak ölümü çiğneyerek verebilirsiniz” demesi üzerine, Sultan 2. Abdülhamid İmparator Kayzer’in eline lahit yerine bir Hereke halısı tutuşturur. Böyle yaparak imparatorun bir nebze gönlünü aldığını zanneder ama öyle olmaz. Zira İmparatora lahit yerine yeni imtiyazlar verilir.

BU ÇEŞME OSMANLI’YA PAHALIYA PATLADI
Alman Çeşmesi, Türkiye’ye üç kez gelen imparatorun 1898’de istanbul’a ikinci gelişinin anısına bulunduğu yere konulmuştur. 1889 yılındaki ilk gelişinde Osmanlı Ordusu’na Alman tüfeklerinin satışını sağlayan II. Wilhelm, ikinci İstanbul ziyaretinde istediği Lahdi alamadı ama İstanbul-Bağdat Demiryolunun Alman firmalarına verilmesi vaadini almıştı. Bu ziyaretin anısına Alman hükümeti tarafından yaptırılan çeşme, imparatorun bir deseninden yola çıkarak düzenlenmiştir.
VAKVAK AĞACININ OLDUĞU YERE KURULAN ÇEŞME
Çeşmenin yerinde eskiden Vakvak Ağacı, yani tarihte Kanlı Çınar olarak bilinen ağaç bulunuyordu. Şimdi haklı olarak diyeceksiniz ki nedir bu Kanlı Çınar ya da Vakvak Ağacı. Haydi şimdi de onunla ilgili yaptığımız araştırmayı paylaşalım. l656 yılında tahtta IV. Mehmet vardı. Hükümdar, devlet işlerini kendi başına yürütemeyecek kadar küçük yaştaydı. Osmanlı devlet hazinesi bozulduğu zaman yeniçerilere düşük ayarlı akçe ile maaş verilirdi. “Züyuf” ya da “kızıl akçe” denen parayı esnaf almak istemiyordu. Yeniçeriler kaba kuvvetle bu akçeleri günlük harcamalarında kullanabiliyorlardı. Bu yüzden İstanbul’da her gün yüzlerce olay meydana geliyordu. Alay Köşkü önünde toplanan yeniçeriler, “bu duruma sebep oldukları” gerekçesiyle otuz kişinin listesini padişaha verdi. Padişah kendisine adı verilenlerin mallarına el koyacağını ve onları sürgüne göndereceğini söyledi. İsyancılar, adlarını verdikleri kişilerin öldürülmesini istediler. Öldürülenler sürüklenerek Sultanahmet Meydanı’na getirildi. İsyancılar istedi diye öldürülen devlet görevlilerinin cesetleri, şimdi Sultanahmet Meydanı’nda bulunan ulu çınar ağacına asıldı. Bu nedenle günlerce süren ayaklanma tarihte “Çınar Olayı” olarak da bilinir. Sultanahmet Meydanı’ndaki bu çınar da “Kanlı Çınar” olarak hatırlanagelir günümüze kadar. Öte yandan Doğu mitolojisinde meyvesi insan olan bir ağaç daha vardır. Bu ağaca “Vakvak ağacı” denildiği de kaynaklarda belirtilmektedir. Meyvesi insan vücuduna benzeyen bu ağacı hatırlattığı için Çınar Olayı’na “Vaka-i Vakvakiye”de denilmektedir. (Kaynak Tarih Gastesi Kişisel Gelişim Uzmanı Fahri Sarrafoğlu)”

 

Hayati Sarnık

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun