19 Mayıs’ta Atatürk’ümüzün İzinde Tam Bağımsızlık İlkesi

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı; ancak ben bu yazımda 1935‘ten beri Atatürk’ü anma günü değil, ATATÜRK’ü Anlama Günü olarak değerlendireceğim çünkü; yaşadığımız bu dönemde Cumhuriyetimizi kuran Ata’mızın ilkelerine her zamandan daha fazla gereksinimiz var.

Atatürk bu ülkeyi en zor koşullarda kurtarır iken, tam bağımsız Türkiye hedefinden söz etmişti. ABD’nin emperyalist kıskacındaki ülkemizi yönetenler, tam bağımsızlık ilkelerine ters düşmektedir: bu günlerde bir heyetin ABD’ye gitmesini uygun görmüyorum.

NATO denilen örgütün bir savaş ekonomisi kurumu olduğu dünyadaki herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Ata’mız sadece ülkemizde değil tüm dünyada “Yurtta barış dünyada barış” sözleri ile anılır.

Benim görüşlerimi sorarsanız; ABD’nin silahlı gücü olan NATO’dan Türkiye mutlaka ayrılmalı ve geleceğin dünya barışı için bu modası çoktan geçmiş örgüt dünya üzerinden silinmelidir. Oysa sadece Atlantik paktı olarak kurulmuş bu örgüt, şimdilerde uzak doğuya yayılma eğilimi göstermektedir.

Atatürk, Doğum Günü’nü ülkemizin Tam Bağımsız Türkiye için Kurtuluş Savaşına doğru ilk attığı adımın gününü seçmişti; 

19 Mayıs için ATA‘MIZ: “Benim doğum günümdür.” demiştir ve bizler de ATA’M doğum günün kutlu olsun diyoruz!!! Biliyoruz ki bugün sen yoksun aramızda, ancak eşsiz fikirlerin ve düşüncelerin sadece ülkemizi değil tüm dünyamızı aydınlatıyor…

Yine Ata’mızın şu sözlerine dikkat edelim; “Milli hedefler ve milli irade yalnız bir kişinin düşüncelerinden değil bütün milletin arzularından ve emellerinden oluşur…”

“Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor, bu eseri yani cumhuriyeti onlara emanet ediyorum gözüm arkada kalmayacak.”

Şu görüşümü bir defa daha söylemek istiyorum, bu ülkede kim olursa olsun yurt dışına gitmek isteyen gençleri ülke koşullarını bahane ederek gitmelerini haklı göstermelerine katılmıyorum ve yüksek sesle; ister doktor ol, ister mühendis veya bilim insanı ol ATATÜRK gençliği yurda dön ve en zor koşullarda bile Ülkenin kalkınmasında görev al!!!

Ve unutma Kurtuluş savaşının en zor günlerinde yurt dışında yaşayan Türkler vatan imdadına koşmuşlar, hatta pek çoğu şehitlik mertebesine erişmişlerdi.

Atatürk’ün Kurtuluş Stratejisi çok başarıydı;

Sinan Meydan’ın 19 Mayıs yazısından Atatürk’ün kurtuluş stratejisi ve kurtuluşun matematiği yazısından bir bölüm ile gerekli mesajı ileteceğime inanıyorum.

“Atatürk, 1920 üstünde padişah gölgesi düşmeyen TBMM’yi açtı, 1921’de ise egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyen ilk anayasayı hazırlattı, 1922’de saray saltanatına son verdi, 1923’te Cumhuriyeti ilan etti, 1924’te halifeliğe son verdi.

1923 ve 1938 yılı arasında pek çok devrimlerle ülkesini, yani güzel vatanımızı dünyanın en uygar ülkesi haline getirdi; bunlardan en önemlisi Türk kadın devrimiydi.” (Ki bu büyük devrimin önemi bu günlerde daha da önemli olduğuna tanık oluyoruz.)

Ata’mızın bir başka devrimi ise Türk köylüsü ve üreticisi ile ilgilidir;

“Milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı biz, bugün yeryüzünde olamazdık.” Ve daha sonra Türk köylüsü için devrim niteliğinde kararlar aldı ve onların gereksinmelerinin sağlanması için TC Ziraat bankasını görevlendirdiğine tanık oluyoruz, peki şimdiki durum nedir?

Köylümüz topraktan kopmuş traktörleri icrada ve işin en vahim tarafı küresel açlık kapıda(!) artık hiçbir ülke buğdayını satmıyor! Türkiye Hindistan’dan buğday ithal etmek istedi, kabul edilmedi! Rusya / Ukrayna savaşı ise, dünya buğdayının en fazla üreten bu iki ülkenin ihracatına sınır getirdi.

Şimdi ülkemizin tek çaresi; başta buğday üretimi olmak üzere, tüm ürünlerde kendi kendisine yeterli ülke olabilmesidir, ancak bunun için tek koşul var; ülkenin iç barışa gereksinimi var, iktidar bloğu ile Muhalefet arasında ortak irade oluşturulması, fakat şimdi görüyoruz ki ben bu ihtimali şimdilik görmüyorum.

Atatürk’ün çok önemli bir başarısı ise, dış politikasındaki başarılı ve tutarlı davranışlarıdır;

Sayın Hüner Tuncer’in “ATATÜRK döneminde Türk dış politikası” adlı kitabından (bu konuda sizlere örnekler sunmak isterdim, fakat bir yazıya sığmıyor her şey) bir son söz olarak yazılmış vurguya dikkat çekmek istiyorum.

“1923- 1938 dönemindeki dış politika, Mustafa Kemal Atatürk’ün saptadığı ve çoğu kez bizzat uyguladığı bir dış politikaydı. Batılı devletler tarafından “hasta adam” olarak nitelendirilen Osmanlı devletinin dış politikası tarihe karışmış ve yeni Türkiye Cumhuriyetinin “yurtta barış dünyada barış” ilkesi almıştır. Cumhuriyetinin ilk büyükelçileri yine Atatürk tarafından seçilmişti. Bu diplomatlar, Atatürk’ün ortaya koyduğu dış politika ilkelerini benimsemiş; kendilerini diğer devletlerin diplomatları ile eşit statüde gören ve onlara asla boyun eğmeyecek kişilerdi.”

Ve yazarın son sözleri, “Atatürk döneminin dış politikasının bundan böyle Türkiye’yi yönetecek kadrolara örnek oluşturması ümidi ile…” Yazarımızın bu sözlerine şimdilik bir yorum yapmayacağım( !).

19 Mayıs yazımı burada sonlandırır iken isterdim ki bu yazı buram buram ATATÜRK kokmalıydı ve bugünlerde halen ülkemizde çok rastladığımız karşı devrimcilere bir ders olmalıydı. Türkiye’mizin bugünkü koşullarında büyük devrimcisi Ata’mızı yazmak zor ve yeteri kadar başarılı olmadıysam okuyucularım beni bağışlasın.

19 Mayıs ülkemizin doğum günüdür de… 19 Mayıs Atatürk’ü anma, gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun.

Not: Bu yazımı yazarken gerek iç siyasetimizde, gerekse dış ilişkilerimizde çok önemli gelişmeler olmasına karşın; 19 Mayıs yazımın yanına herhangi bir yazı eklemeyi uygun görmeyerek, sizlere alıştığınız tarzımca bu yazımı kaleme almadım. Çünkü, bugün 19 Mayıs, Atatürk’ü anlama ve izinde yürüme günü! 

Orhan Ayber

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun