“1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ” Açılış Konuşması

bir kuşa kaptırdım kalbimin bir ucunu
kuş uçtu gitti / ta uzaklara
üstüne bomba yağan ülkelere
şehirlere
köylere
tuhaf şey
kalbimin bende kalan ucuyla
bir gökkuşağı kuruldu aramızda
ordaki çocuklarla

Merhaba kardeşlerim!

İnsan, insanlıktan düşer yoksa; özgürlüğü kaynağını başkalarının yaşam hakkını ve doğa haklarını savunmaktan almıyorsa, barıştan yana değilse yüreği ve barış için bir şeyler yapmıyorsa, olup bitenleri anlama ve bilme mecburiyetine tabi tutmuyorsa kendisini; adil, demokratik ve özgürlükçü bir dünyanın kurulmasına ilişkin sorumluluk almamak için, düşünmekten ve düş kurmaktan kaçınıyorsa.

Türkiye Yazarlar Sendikası Çanakkale Temsilciliği adına sizleri bu duyarlılıkla selamlıyorum.

Aşk olsun size!

 

Dünyanız barış olsun kardeşlerim!

İnsanlık; insanların birbirine zulmetmeden, birbirlerini sömürmeden ve doğaya zarar vermeden de bir arada ve kardeşçe yaşanabileceğini, bunun mümkün olduğunu, insana asıl bunun yakışacağını henüz anlayacak ve algılayacak ortak bir irade eşiği yakalayamadı ne yazık ki… Bu yüzden insanlar savaştırılıyor, göçe zorlanıyor; geçmişlerinden, doğup büyüdüğü topraklardan, geleceklerinden, kısaca hikayelerinden koparılıyor günümüzde de.

Cepheye sürülen binlerce, on binlerce insanın yaşamı bir anda son buluyor. Evler yıkılıyor, ocaklar sönüyor… Bunlarla da kalmıyor: Ormanlar yanıyor, kurdun kuşun, börtü böceğin yuvası bozuluyor, sular zehirleniyor, iklim krizleri yaşanıyor. Anlayacağınız bir insan kırımıdır, bir doğa kıyımıdır almış başını gidiyor dünyamızda bugün de. İşte, yakın örneği Suriye’de devam eden çatışmalı ortam! İşte, yakın örneği Rusya- Ukrayna Savaşı! Olup bitenlerin karşısında “Barış hemen şimdi!” diye haykıran kimselere bilmediği dilde bir şeyler söyleniyormuş gibi boş gözlerle bakılıyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır! Bu nasıl bir körleşmedir! Sahiden de “Yüreklerin kulakları sağır!”

İnsanlık dışı zamanlardan geçiyoruz kardeşlerim.

Muktedirlerin aklına dünyamızı kan gölüne çevirmekten başka bir şey gelmiyor ne yazık ki. Bir insanlık ayıbı olan şiddetten ve savaşlardan başka dil bilmiyor dünyanın efendileri. Gidin savaşınızı dünyanın dışında bir yerde çıkarın, desek duyulmuyor. Bilinen bilmeye, görünen görmeye yetmiyor kısaca.

Ne yazık ki savaşlardan geriye açlık, acı, gözyaşı, işsizlik, yoksulluk, tahrip olmuş doğa ve bulaşıcı hastalıklar kalıyor yalnızca. Çocukların ve kadınların düşürüldüğü durumlar anlatılır gibi değil. Zamanla iyileşmiyor savaşın açtığı yaralar kardeşlerim… Kocaman travmalar bırakıyor geride. Yarınsızlaştırılıyor insanlar, geleceksizleştiriliyor, ne acı…

Bütün bunlar dünyamızda, yaklaşık beşyüz kişinin toplam mal varlığının, dünya nüfusunun yarısının toplam mal varlığından fazla olduğu bir kara düzeni, kötülük üretmekten başka bir şeye yaramayan, insanlıktan sapma neoliberal sistemi koruma uğruna. Bütün bunlar, haramilerin saltanatı biraz daha sürsün diye yeryüzünde… Bu kara düzen sürsün diye; dinci gericilikle, ırkçı milliyetçilikle ve binbir türlü yalan makaralarıyla bombardımana tutuluyor halkların bilinci ve insan aklı… Savaşlar haklı gösterilmeye çalışılıyor.

Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın pek çok yerinde bugün barışı savunmak, savaşı savunmaktan çok daha tehlikeli. Bunu bildiğim için size barış militanları, aşk gerillaları diye bağırmak geliyor içimden.

Barış militanları! Aşk gerillaları!…

Barış istemek, barışı savunmak, barış için mücadele etmek bir bilinç işi, bir birikim işi kuşkusuz. Ama en çok da vicdan işi kardeşlerim… En çok da vicdan işi!

Ben barışın mümkün olduğunu düşünüyorum. “Gündüzlerinde sömürülmeyen /gecelerinde aç yatılmayan” bir dünya mümkün. Başka türlü bir dünya mümkün. Barış sanki dalda elma, ellerimizi uzatsak koparıp alabilecekmişiz gibi. Ama şimdilik kollarımız yetişmiyor.

Neoliberal sistemin yarattığı küresel vahşete karşı, küresel olarak verilecek birleşik emek ve özgürlük mücadelesiyle birlikte eğer kitaba, edebiyata ve sanata yönelebilirse silahların arakasına sığınmış cesaretinden ve sürmekte olan ilkel iletişimlerinden kurtulup barış ve aşk yüzlü bir dünya kurabilir insanlık. Yeryüzü her düşünceden, her kültürden ve her renkten bir çiçek tarlasına dönüşebilir… Kaosa, çatışmalı ortamlara, şiddete ve savaşa karşı alternatifimiz bu.

Barış nerde olursa olsun, isterse gökyüzünde, isterse bulutların arasında bir yerde; ağız dolusu gülüşlerimizle, sevgi dolu yüreklerimizle ve insani bilincimizle ne yapıp yapıp indirmeliyiz onu yeryüzüne kardeşlerim. Düşünsenize, dünyamız bir şenlik yerine, bir karnaval yerine döner o zaman.
“Bu hasret bizim.”

Program akışında arkadaşlarımız sizlere değişik açılardan barışı anlatacaklardır, barış şiirleri ve barış şarkıları okuyacaklardır. Ben sizlere de onlara da çok ama çok teşekkür ediyorum.

Bu sabah arkadaşımız Murat Türkeş Yapıldak-Saltık Mahallesi’ndeki evinin bahçesinden güvercinlerini uçurdu barış için. Ben gördüm. Yüreğim de havalandı onlarla birlikte. Birkaç yıl önce sınır ötemizde düzenlenen “Zeytin Dalı Operasyonu” sırasında yazdığım Savaşın Hukuku adlı şiirimi konuşmama iliştirip sizlere doğru uçurma fikri ise güvercinleri havalanırken gördükten sonra çıktı ortaya.

sevgilim diyor ki bana
savaş karşıtlarını bir bir topluyorlarmış
bütün kanallar bütün gazeteler savaştan yana
diyorum ki endişelenmene gerek yok
şiir yazıyorum yalnızca

haksız da sayılmaz / üstelik savaş
bir futbol maçıymış gibi konuşuluyor ortalıkta
okuduğum kitaplara bakıyor
deftere kaleme kağıda

diyor ki / ama şiirlerinde
kuşlar çekinerek uçmasın
rengini düşürmesin çiçekler
kimse ölmesin aşktan ölene kadar
gibi yığınla dize var
diyor ki / ben bir hukukçuyum
bu suç / düpedüz yaşamı savunmaktır bunlar

öyle düşündüğünden demiyor bunu
savaşın hukuku bu

gözaltı / işkence / sürgün / ölüm
diyorum ki ben ona
bunlardan daha beteri de var
susarak yalan söylemek sevgilim

1 Eylül 2022, Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun