Zero Sanat Akımı

Tüm galeri ve müzelerimiz olmasaydı, kimse sanatçıları umursamasaydı, sergilerinizi bir grup sanatçı izliyor olsaydı, pes eder miydiniz? Size güzel bir sanat ve felsefe örneğiyle sıfırdan başlamanın en güzel örneğini aktarayım; Zero Sanat Akımı.

Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan kelimenin tam anlamıyla sıfırı tüketmiş olarak çıktı. Heinz Mack, “Her şeyi unutup sıfırdan başlamak zorundayız.” der. Bir yandan Otto Piene  “Yeni bir başlangıca imkan verecek saf ihtimallerin sessiz bir bölgesi.” Anlayacağınız gerçekten karamsarlığa düşmek üzereydi bu sanatçılar.

“Karamsarlığı atmalı, her şeye sıfırdan başlamalıyız.” diyen Otto Piene ve Heinz Mack (Zero akımının iki önemli mimarı), Alman halkı iki düşünürü dinleyip sıfırdan başlamaya mecburiyetlerinden “Sıfırdan başlamalıyız.” deyince, her şeyi kullanabileceklerini de gördüler… Her yer büyük bir kaos sonrası kalıntılarla doluydu; bombalanmış, yanmış evlerin kalıntılarındaki is, siyah boyaydı işte, misal fırça yoktu, ama bıçak vardı… O evden arta kalan tahtalar, o tahtalardan çıkmış çiviler, paramparça olmuş Alman zırhlı araçları artıkları, alüminyum, sac parçaları, hatta hiç kullanılmamış kurşunlar… İşte hikaye sıfırdan başladı, ne buldularsa, yoklukta onu kullanıp yarattılar, yarattılar da, galerileri bile yoktu, sergileyecekleri!

Düsseldorf’taki Piene’nin harabe stüdyosu onların ilk sergi evleri oldu. Birer gecelik sergiler düzenlediler, bir gece sergilenen ve sonra toplanan, yıl 1957…

Giderek aralarına başkaları da katıldı, yeni fikirlerle. Sekizinci geceye ulaştıklarında, dünyanın ünlü galerilerinin dikkatini çekmeye başladı, “Zero” adını koydukları bu akım.

Yoklukta yeni şeyler üretmek zorunda kalan bu akım insanları, misal Günter Uecker elindeki malzeme sadece tahta ve çivi olduğu için o çivileri tahtaya çakıp eser yaratabilirken, (Lucio Fontana’nın bir Zero sanatçısı olduğunu biliyor muydu bilinmez), Luciano Fontana ise alüminyum parçalarına kurşunla delikler açtı.

Zerocuların felsefesi net, “Yokluğa yenilmeyip, elinde var olanla yoktan var edeceksin.” Saplayacaksın bıçağı tuvale, fırçam yok diye feryat edip sanatını bırakmayacaksın misali. Bıçakla açık kapandı diyelim, asıl mesele sonrasında başlamış. İstedikleri renkte boyalara sahip değillermiş, artık bu konuda da yeni bir devrime ihtiyaç duymuş bu güzel insanlar. Yves Klein, Otto Piene, “Yokluğa yenilmemek” için. Tek renkle baş kaldırıp, mavi bir yol ya da bir tülbenti tek renge batırmak gibi, demek ki tek renk ile sanat mümkün diyerek adeta yaşama haykırmışlar.

Işıkları ve doğayı, birleştiren Piene’nin 1972 Münih Oyunları için yaptığı o Olimpiyat Stadının üzerinden geçen “Gökkuşağı” adlı ışık yerleştirmesi, Zero hareketi 1967’de sona erdirildiği halde, akımın zirvesi olmuştur.(Karanlıklar ve hareket eden ışıkları kullanma fikrine bakacak olursak, filmlerden bildiğimiz üzere savaş yılları karartmalarla geçmişti, hava hücumları için alarmlar çaldı mı ışıklar söner, siyah kaplanmış camlar kapatılırdı ki havada projektörler dolaşırdı, gelen bombardıman uçaklarını görebilmek için…) Zero, bugün bizler için de gerekli, hem sanat hem de düşünsel anlamda, daha iyilerini yapmak için bu akımın aktif olduğu Almanya’dan, şimdi çok daha ileriyiz.

“Evet, daha iyi bir dünya hayal ediyorum,

Daha kötüsünü mü etmeliydim?

Evet, daha geniş bir dünya istiyorum,

Daha sıkışmış bir dünyayı mı arzu etmeliydim?” Otto Piene.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun