Yılmaz Özdil’in Kitabı Üzerine

Kitabın satışa sunulmasını üzerinden epey zaman geçti. Artık her şey berraklaştı, ben de aklımdakileri yazayım istedim. Zaten satış âdetine bakınca, kitabın okuyucuda iyi bir yer edindiği kesin! Türkiye’de satış rekorları kırdı. Demek ki çok beğenildi (Fikirdaş rüzgârına kapılmış olan insan sayısı da çok olabilir). Milyonlar satan kitabın yazarını, kitabı hiç satmayan da, hiç kitap yazmayan da, hiç kitap okumayan da, hatta kitaba neredeyse karşı olan da eleştiri getirdi.

Ben eleştirmen değilim, övücü veya elleştirici de değilim. Bazen, ülkenin aydın geçinen insanlarının yaptığı tavırları görünce, eğitimsizlerin masum halleri bile daha iyi geliyor! Eğitimli insanlar neden bu şekilde tuhaf ve farklı davranır, çözebilmiş değilim.

Tarihçilerin en çok başvurduğu bir yöntem vardır: Tarihi zamanına ve mekânına göre değerlendirmek lazım. Ayrıca, tarihi tarihçilerin değerlendirmesi lazım.

Güzel.

Kitabı da kitap eleştirmenlerinin eleştirmesi lazım desem, her okur bir eleştirmen olunca, bu savım boşa çıkıyor. Bir kitap okuyup bilgin olan ile, beş kitap okuyup ahkâm kesen ile, ömrü kitap arasında geçmiş insanların bazen ipe gelmez tavırları da şaşırıyor beni!

İlkin şunu belirtmemde fayda var:  Bir insan kitabını yazmadan önce, belki aylarca kafasında evirip, çevirir. O kitabın özgün ve farklı olması için uyku bile uyumaz. Kitap özgün ve farklı olacak diye adeta günlerce kasılır.

Bizim ülkemize has temel iki tehlikeyi belirteyim:

1-Bir insan “Din” içerikli kitap yazarken ana temel olan Kuran ve Hadis dışına çıkabilir mi? Evirir, çevirir, farklı üslup, farklı biçim, farklı cümlelerle bu dâhil de kitap yazar. Bu insana din üzerinden besleniyorsun denmez, denilemez, denmemesi lazım. Zira, o bu tür bir şeyi yazmasaydı, bizler okuyamazdık. Demek ki kitap yazılmalı.

2-Bir insan Atatürk hakkında kitap yazarsa, Atatürk’ün hayatının dışına çıkabilir mi? Çıkarsa yazdıkları sırıtır. Demek ki farklı biçim, tümce, hitap ve ayrıntılarla Atatürk kitabı yazılacak ve bizler de okuyacağız. Hatta kitabı o farklılıkla okuyup, fikir edineceğiz. Bu şekilde kitap yazan yazara ‘Atatürk’ü sömürüyor’ denilir mi? Çok saçma olur.

Eğer temel alınan temel sabit ise, yazılacak alanda detaylar çok ise, kitaplar farklı farklı olabilir ve olmalı; bu konuda kitap yazanları eleştirmek, kendi zayıflıklarını gösterir. Ayrıca, defalarca Nutuk okumuş biri olarak, Yılmaz Özdil kitabında dikkatimi çeken çok muhteşem ayrıntıları gördüm ve hayıflandım. Neden ben bunları daha önce görmedim, diye…

Eren Erdem’in bakış açısıyla İslam konusunda kitap okuyunca, ne kadar geç kaldığınızı bir defa daha görürsünüz. Keşke, bu yazarın kitaplarını daha erken okusaydım, diye düşünürsünüz…

Demek ki, İslam ve Atatürk hakkındaki detayların farklı şekilde anlatılması o konunun sömürüsü olmuyormuş!

Peki, ne diye eleştirirler? Bence kıskançlık, kedi-ciger hikâyesi, farklılığı ciddiye almamak ve hatta gizli düşmanlık söz konusu olabilir. Hatta, hiç okumadan, kitabın içeriği hakkında hiç bilgisi olmadan, Yılmaz Özdil’in geçmiş x tarihindeki bir demecini kitapla yan yana koyarak, kitabı eleştirenlere denk geldim. Bu, nasıl aymazlık!

Bu kitap, bir belgesel niteliğinde. Asıl, kaynak kitabın adındaki kahramanın hayat hikâyesi. Buna ek olarak, daha nasıl bir kaynak gösterilir ki!

Basit eleştiriler şunlar:

“Kaynak belirtmemiş, o kişi öyle demiş ama o yalan, bu doğru, şu kişinin yazısını kitaba almış ama adını yazmamış, Atatürk bunu hangi tarihte söylemiş, tarihi belirtmemiş, yazdığı demecin kaynağı yok…”

Aslında Atatürk hakkında bir değil, en az bin kitap yazılabilir.

Çünkü, Atatürk üç binden fazla kitap okuyarak tarih yazmıştır. O kadar fazla kitap okumasaydı, dünyayı etkileyen böyle bir tarihi yazamaz, belki de tarih bile yazamazdı…  Atatürk, yazdığı tarihi bilgiyle ve akılla yazmıştır. Bunu birkaç yazarın, birkaç kitabıyla anlatmak mümkün değildir.

Aklımı kurcalayan burası işte:

Kitap okuru olmak, çok kitap okumakla da olmuyor. Kitap okuru; okuduğu kitabın biçiminden yapısına, içeriğindeki ayrıntılara kadar her şeye dikkat eder, o kitap hakkında fikir yürütür. Yoksa, okumaya başladın ve bitirdin, sonra da kitap içeriği hakkında aklında hiçbir şey kalmadı ise, sen bir “kitap okuru” değil, kitap okuyansın.

Bazı aymazlar, İlber Ortaylı kitabı ile Yılmaz Özdil kitabını yan yana koyuyor ve eleştiriyor. İlber Ortaylı, ‘Tarih temeli’  kitap yazmıştır; kaynak göstermezse ayıp olur. Yılmaz Özdil, kendine bir kavram(üslup) belirlemiş, bize manşetlik güzel demeç ve eylemleri, yaşanılanları anlatıyor.

Ben, bu durumu, ülkenin kitap okuma kültürünün ne kadar zayıf olduğuna bağlıyorum. Kitap okuyan çok olsun, ama “Kitap Okuru” çok değilse, o ülkede kitaplardan aydınlanmaya katkısı çok az ve yavaş olur.

(Biraz ciddi bir yazı oldu!)

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun