Yaşadıklarımızla, Aşık Veysel’i Anıyorum

Olağanüstü günler yaşıyoruz. Her zaman özlemle kapısından girdiğimiz, içinde huzur bulduğumuz evlerimiz zorunlu sığınaklarımız oldu bu defa. Neler yaşayacağımızı bilememenin tedirginliği, virüs alma korkusu ile özenle oluşturduğumuz mabetlerimize kapandık kaldık. Her mecradan gelen haberler, bilgiler, videolardan öğrendiklerimizle güvenli alanlar oluşturuyoruz kendimizce. Ailemizi koruyor gibi görünsek de aldığımız tedbirler tüme varım ile toplumu da ilgilendiriyor. Toplumsal sağlık için önce kişisel sağlık gerekiyor. Amaç hepimizin sağlıklı kalması.

Bugün canım Aşık Veysel’in ölüm yıl dönümü imiş. Onun yaşam hikayesi ve geride bıraktığı eserleri, bu günlerimizi anlamlandıracak ibretlerle dolu. Düşünelim bir; Sivas’ın köyünde yokluk içinde dünyaya geliyorsunuz, şimdi basit bir aşıyla korunduğunuz “çiçek ” nedeniyle kardeşlerinizi ve gözlerinizi kaybediyorsunuz. Elinize bir saz tutuşturuluyor ve onunla yarenlik ederken acılarla dolu bir yolculuğa başlıyorsunuz; adına “yaşam” denen tek başınıza. Gönül gözünüzü hep açık tutarak “Aşık Veysel” oluyor, köy enstitülerinde öğretmen oluyor, öğrenciler yetiştiriyorsunuz. Binbir türkü ile başka yaşamlara değiyor, kadim “Anadolu Bilgeliğinin” doruklarına çıkıyorsunuz.
Hepimiz gibi onun içinde annesi çok başka yerde;

“Veysel der, kopar mı analar bağı
Analar doğurmuş ağayı, beyi

İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu, öğretti, büyüttü anam.”

Evimizde ki bu kısmi karantina günlerinde büyük fedakarlığı, gayreti analar gösteriyor. Evdekileri rahat ettirmek, isteklerini yerine getirmek, hijyen sağlamak için öpülesi ellerini hiç boş bırakmıyorlar.

Bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmek için doğal yiyecekler öneriliyor. Milli ve geleneksel tarımın önemini daha iyi anlarız belkide, bize nasıl sağlıksız, genetiği değiştirilmiş ithal ürünleri dayattıklarını görünce. Emek verilmeden, özümüze dönmeden aş olmuyor,olsa da sağlıklı olmuyor maalesef.

“Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi.
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi.
Kazma ile dövmeyince kıt verdi.
Benim sadık yarim kara topraktır.”

diyor koca bilgemiz.

Evliliğinde de vefa bulamayan Veysel, tüm parasını sevdiceğine verip onu yolculayacak kadar engin yürekli.

“Güzelliğin on para etmez,
Bu bendeki aşk olmasa.
Eğlenecek yer bulaman,
Gönlümdeki köşk olmasa”

diye satırlara dökmüş kırgınlığını.

Hepimiz için güzel, bizim güzel gördüğümüzdür. Annem “insanın iç güzelliği yüzüne yansır” derdi. Güzel görmek için güzel bakmak şart. Görüp de gönül gözü kapalı olanları da unutmamış.

“Kimine saz vermiş çalar eğlenir,
Kimi zevk içinde güler eğlenir,
Veysel göz yaşlarını siler eğlenir,
Yeter gayrı yumma gözün kör gibi.”

diyerek bizi uyarmıştır.

Gördüğünü sananlardan çok daha iyi hayatı okumuş, tecrübelerini damıtmış, duymak istemeyenlere sesi ve sazı ile gerçekleri haykırmıştır.

“Zarar gelmez sana kaçınma sazdan,
Günahın korkusu çıkmıyor bizden.
Vazgeç demiyorum sana namazdan,
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Destekle fakiri, okut yetimi,
Bu hayırlar dinimizce kötü mü?
İdrak eyle hidrojeni, atomu,
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş”

Gaflet uykusuna yatanları “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” diyen Ata’mın yoluna çağırmayı bu dizeleriyle başarır bana göre âşık ağzıyla.

Çoğumuz durumumuza bakınca kötü yönetildiğimizden şikayet ediyoruz. Ama yaşananlar seçimlerimizin sonucu, bunu unutuyoruz. Kendi adıma niye gençken taşın altına elimi koymadım da bugünkü yönetenlere mahkum kaldık diye sorgulama yapıyorum. Belki de bu kadar niteliksizlere mecbur olacağımızı düşünemedik. Cahilliğin prim yaptığı günleri yaşıyoruz hep birlikte.

“Aldanma cahilin kuru lafına,
Kültürsüz insanın külü yalandır,
Hükmetse dünyanın her tarafına,
Arzusu, hedefi, yolu yalandır.”

diye bugünleri de öngörmüş sevdiceğim.

Yaradana da sitemleri var elbet. Ayrıcalıklar, eşitsizlikler, herkese ayrı biçilen yazılar. Elimizde olmadan daha doğuştan gelen talihsizlikler, coğrafyanın kader olması gibi.

Bu alemi gören sensin,
Kainatı sen yarattın,
Her şeyi yoktan var ettin,
Beni çıplak dışar’attın,
Cömertliğin nerede senin?

Sorulacak sorular çok da cevaplar hiç yok maalesef. Aydınlamayı tüm bireylerce yaşamazsak daha yüzlerce yıl da sorularımızla “el elde, el başta” kalırız.

Irk, din, mezhep, milliyet ve cinsiyetimizi kendimiz seçmiyoruz. Seçimlerimiz olmayan nitelikler üzerinden insanları ötekileştirmesek, sadece insan olmayı öğrensek mesele kalmayacak yaşamı güzelleştirmek için.

Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün, ben sac mıyım?

diyerek boş şeylerle kendini bir şey sananlara, övünenlere en özlü şekilde söylemiş “hiç” olduklarını.

“Ben giderim sazım kalır” dizesi aslında tüm yaşamın felsefesi. Nasıl anılmak istiyorsak öyle yaşamalıyız. Sevgi ve saygı içinde, vefa duygusunu içimizden hiç eksik etmeyerek.

“Sen petek misali, Veysel de arı,
İnleşir beraber yapardık balı,
Ben bir insanoğlu, sen bir dut dalı,
Ben babamı, sen ustanı unutma.”

Elbette anamız, babamız başta üzerimizde tüm emeği olanlara minnetimiz büyük. Hayatı güzelleştiren tüm değerleri hürmetle anıyoruz. bize bu canım toprakları yurt yapan atalarımıza ne kadar şükretsek az. Yakınlarda doğacak şafak için en karanlık günler bunlar olsun ve el birliği ile aydınlık günlere erişmek için gayret gösterelim. Elbette, iki kapılı bir handa yürüyorken gündüz gece; “bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler”.

“Her kim olursa bu sırra mazhar,
Dünyaya bırakır ölmez bir ese.
Gün gelir Veysel’i bağrına basar,
Benim sadık yarim kara topraktır.”

Sevgi ve saygıyla anıyorum büyük üstadı ve güzel günler göreceğimize dair umudumu büyütüyorum.

Not: Twitter’daki Gündem Arşivi gönüllü ekibi ile yapılan biyografik çalışmayı da ekleyerek, Aşık Veysel Şatıroğlu’nun hayatını merak edenlere iletiyorum.

https://twitter.com/KemalistIlkay/status/1055491693485719557?s=20

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun