Yaratılış Bilmecemiz

Batıda ilk kez ya da en çok ses getirmesi dolayısıyla Charles Darwin’in 1859 da ”Türlerin Kökeni’‘ adlı kitabı oldukça büyük ve bitmeyen tartışmaların başlangıcı olmuştur. Çünkü, Hristiyan inancına göre Adem İle Havva cennetten insanın bugünkü haliyle yeryüzüne kovulmuşlardır.

Tatlı kırmızı ve sulu bir elma yüzünden bugün yaşadığımız acılar…

Her zaman olduğu gibi din alimleri rahipler vs. bu bilgiye karşı savaş açmışlardır…

Darwin 20 yıl kadar bu teoriyi saklı tutmuş ve Kitabı çıkardıktan sonra ”Bir cinayeti itiraf etmiş” gibi hissettiğinden bahsetmiştir.

Evrim Teorisi, birden bire olmayan zamana bağlı küçük değişimlerdir. Mutasyon (kalıcı değişimler), varyasyon (çeşitleme), doğal seleksiyon (ayıklanma), adaptasyon (uyarlanma) gibi aşamaları vardır.

Aslında evrimin varlığı için çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Bugün bir Fare üzerinde deney yapıldığında, örneğin bir ilaç uygulandığında kaç nesil sonra, nasıl sonuçlar doğura bildiğini görebiliyorsak bu bir çeşit evrimdir.

Kullandığımız eşyalarda evrim mantığı ile gün geçtikçe daha iyi üst modellerin oluşturulması da evrimin basit bir göstergesidir.

İnsanlar günümüzde kendi nesillerinin gelecekleriyle oynamaya başlamıştır. Eskiden Doğal yollarla gerçekleşen hayatta kalma mücadelesi günümüzde insan eli ile değişik sonuçlar doğurmaktadır. Belki bir gün bilim adamları RNA’mıza mı, DNA’mıza  mı artık tam bilemesem de kanat yerleştirmeyi de başarırlar diye umut ediyorum.

Türlerin Kökenini adlı kitap Avrupa da basıldıktan yaklaşık 13 sene sonra, Ahmet Mithat Efendinin 1872 de kendi evinde bulunan matbaası  ile çıkardığı ‘Dağarcık’ dergisinde yazdığı ”Dünya da İnsanın zuhurû” adlı makalede Darwin’in bu teorisini ilk kez Osmanlı topraklarında dillendirir.

Darwin, Maymun ile ortak atadan geldik derken; Ahmet Mithat Efendi Maymunlar bizim atamız demeyi tercih eder. Tabi bu makale o dönemin padişahı Abdülaziz tarafından ceza almasına ve sürgün edilmesine sebep olur.

Ahmet Mithat Efendi’nin toplumcu karakteri belki de halkın gelişimini arzulayan bir yazar olması bilimsel konuların tartışılabilirliğinin önünü açmak için, dikkat çekebilmek amaçlı ‘Maymundan geldik’ demeyi tercih etme sebebi olabilir. Ayrıca maymundan gelmeyi aşağılama olarak görenlerin (ben kendi adıma bütün canlıların değerli olduğuna inandığım için) zihinlerini  sorgulamaları gerektiğine inanmaktayım. Bilimi bile birbirimiz aşağılamak için kullanıyoruz. Acaba içimizde ki aşağılık kompleksinin dışa vurumu olabilir mi?

İslam alimleri de bu konuda iki ye bölünmüşlerdir. Bazı alimlere göre Kur’an da evrimin var olduğu tezi savunulur.

 ” De ki: “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın.”

              Ankebut 20

Hatta ilk evrim teorisini M.S. 776 da El Cahiz isimli Müslüman bir filozofun Kitab ül Hayvan (Hayvanlar Kitabı) ortaya attığı söylenir.

Bunca karmaşanın içinde bir de sessiz sedasız bir inanış bulunmakta. İnanış diyorum çünkü bir çok bilim adamı teori olarak bilimsel geçerliliği olmadığını ileri sürmektedir.

Akıllı Tasarım yani yaratılışçılık da diye bileceğimiz bu teori , evrende ki canlıların doğal seçilim gibi modern bilimin kabul ettiği süreçlerin oluşa bileceği ama bu süreçlerin akıllı bir varlık tarafından tasarlandığını iddia eder.

” Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi gibi bilimsel birlikler, hayatın kökenine dair akıllı tasarım ve diğer tüm ilahi müdahele iddialarının, deneysel olarak test edilecemeyecekleri, hiçbir tahminde bulunamayacakları ve kendi yeni hipotezlerini yaratamayacakları için bilim olmadığını belirtmiştir.”

Bizi Tanrı yaratmış ya da uzaydan bu dünya ya bir şekilde gelmiş olabileceğimizi ileri sürerler, ama belli bir din ekseninde değillerdir. Bu oluşuma göre evrimin amaçsal bir içerik taşıdığı ”evrimsel” bir yaklaşımdır.

Bu kuram sanki biraz daha kaderci bir zihniyetin arada kalmışların kuramı gibi, bilinmezlikleri tanrı ile doldurmaya çalışmaktadır. Bir çeşit tatlısu balıkları gibi zararsız, garantici, evrimci bir inanış ama bu zihniyetin ilerlemesi sanki biraz zor gibi…

Türkiye de yapılan araştırmaya göre evrime halkın yüzde 26’sı inanırken, yüzde 52’si inanmıyor, yüzde 22’si ise kararsızları oluşturuyor. Her konuda fikri olan bizler biyoloji gibi alanlarda da oldukça başarılıyız. Ve Yüzde 52’yi sorgulamadan da edemiyor insan…

Bilmiyorum! demeyi öğrenemediğimiz cahilliğimizin en çok göze battığı  alanlardan biri, evrim.

Korona virüsünün insan eliyle bilim insanları tarafından laboratuvarlar da  yaratmış bir mikrop olabileceğine inanıyoruz, ama evrime inanmıyoruz.

Evlerimizde her gün hepimiz bilimsel çalışmalar yaparak, bu konuda belirli sonuçlara ulaşmış ve en doğru kararı vermiş durumdayız.

Dini konularda hoca efendimize danışırız ‘hoca efendinin vardır bir bildiği’ deriz, ama nedense bilim alanında doğuştan bilir kişiyiz…

Farkındasızlıklarımız nesilden nesile aktarılmakta… Öğrenmenin, araştırmanın, okumanın en kolay olduğu bu çağda, dünyada, evrime inanmayan insanın en çok olduğu ülkelerden biriyiz. Bilim her gün gelişir değişir ilerler, sabit fikirlerimizi bir kenara bırakıp araştırmayı tercih edebiliriz… Eğer araştırmaya zahmetli bir iş olarak görüp eriniyorsak, bilir kişi olarak din alimlerini değil de biyologları arkeologları görebiliriz…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun