Vazgeçmek; Nereye Kadar, Ne Kadar, Nasıl !?.

Aslında konuya fedakârlık ile başlamak gerekir. Bir şey için, birisi için, çok istediğin veya senin olan bir şeyden vazgeçmek ile fedakârlıkta bulunmak arasında büyük fark vardır.

Birisi için özveride bulunmak ayrı bir şeydir.

Biri için fedakârlıkta bulunmak ayrı bir şeydir

Bu ikisi genelde, “verme” üzerinde eylemlerdir.

Vazgeçmek ise, senin olan ve aslında sende olan herhangi bir şeyi gözden çıkarmak, onu istememek, ondan nefret etmek, onu görmemek ve hatta onun yanında, yakınında bile olmamak anlamına gelir.

Günümüz insanlarının en çok yaptığı şeydir, vazgeçmek.

Anadolu insanı bu durumu çok önceleri keşfetmiş, bu durumu beğenmediği, hatta önlemek istediği için, “Maymun İştahlı” deyimini üretmiş.

Bir işin üzerinde çalışıyorsun, biraz emek sarf ediyorsun, sonra pes ediyorsun. Oysa, biraz daha mücadele etsen, başarıya ulaşırsın.

Bir konuya odaklanmışken, sabredemeden pes ediyorsun, tüm emekler boşa gidiyor.

Bir işe giriyorsun, daha ilk anda işten, patrondan, çalışandan nefret ediveriyorsun.

Oysa, “sabreden derviş, mutluluktan gebermiş” olabilirdi.

Peki, bir insan kendisinin olan şeyden neden vazgeçer?

Arkadaşından neden vazgeçer?

Evlilikten neden vazgeçer?

Nişanı neden atar?

Evinden, hatta ailesinden vazgeçen bile var; bu imkânsız denilecek olayı çok fazla yaşamaya başladık.

Vazgeçmenin biraz felsefi tarafı olabilir, ama çok fazla toplumsal tarafı vardır. İnsanlarımız, günümüzde mücadele azminden ve ikna yeteneğinden mahrum olarak yetiştirilmektedir. Böyle olunca, birisi için, bir olay için, bir amaç için mücadeleyi devam ettirmekten sıkılı vermektedir.

Bariz örnekleri var:

Seçim akşamına kadar Muharrem İnce için meydanlardan evine gitmeyen ve adeta miting alanlarını neşe kaynağı olarak gören bazı insanlarımız, İnce’nin sarf ettiği bir kelime için anında soğuyuverdi; hatta ona kızıp oy bile vermeyeceğini söyledi. Oysa, içinde bulunduğumuz mevcut durumdan fena halde şikâyetçi, mücadele azmi ise hiç yok.

Bir konuda sohbete başlıyorsun, hatta epey ileri gitmiş bir sohbet sonrası bakıyorsun ki, seni yasaklayıvermiş.

Bu kadar kötü olunmaması lazım!

İnsanın insandan bu kadar basit bir şekilde nefret etmemesi lazım.

Yeni türemiş gençlik vazgeçmekle kalmıyor, bir de karşısındakini cezalandırıyor.

Kız arkadaşını gökdelenden atan, öldüren, boğan insanların vazgeçme olayından sonraki bu insanlık dışı düşünceleri sadece cezalandırma dürtüsüyle açıklanamaz.

Evliyken her şeyi paylaşan insanların, ayrılınca nur topu gibi bir düşman kazanmayı gururla anlatması, insani dürtüyle açıklanamaz.

İş yerinden ayrılınca, dünyanın en aşağılık patronu diye hakaret etmesi, mantıkla açıklanamaz.

Okuduğu okuldan başarısız olup da atılınca, bu okul rezildi, demek de mantıksız.

Kısacası, vazgeçmenin karşılığı olarak karşımıza çıkan cezalandırma ne kadar aşağılık bir eylem ise, vazgeçme de pek ondan geri kalır değil. Neden vazgeçersin? Bunca yaşanmışlıkları koy kenara, mesafeyi azıcık soğut, o da mutsuz olmasın, sen de olma! Bu kadar basit çözümü olan dürtünün önce cezalandırma, sonra kin ve öç almaya doğru sizleri götürmesine izin vermeyin; insan olun!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun