Vardır Elbet…

Bilmeli ki insan,
Kara gün kararıp kalmaz, geceler naçarlığa vatan olmaz.
Elbette, bu tekere bir çomak sokan çıkar;
Açar beden, gönül ve hane penceresini,
Uzatır elini muhtaca, garibe-gurabaya, naçara…
Hatta öyle ki, olması gerekenden de özel, özenle;
Değil sağ elin verdiğini sol elinin bilmemesi gerçeğini,
Akıldan ve yürekten geçtiğinde, yüreği ve dudakları mühürlenir.
Edeple, adapla, eller duymaz, görmez olup biteni.
İnsana yakışanlığın adabı ve edebiyle,
Şanına uygunlukla yapılır; hayır, hasanet…
Dermansız kullara derman, karanlıkta kalana ışık.
Sıtırsız kalana dam ve gönül verilip, sıtır olunur…
Sırdaştır, keme çözülmez, nifaka aralanmaz dudaklar.
Gün gelir kul sıkıştığında Hızır’dan önce,
Bir insan evladı soyunuvererek Hızır’lığa, yetişir imdada.
İnsanın, insanın nefesine muhtaçlığında,
Açılır, gönül otağının kapıları, umarsız sevgiyle naçara, darda-belada olana…
Ölmemişse hala insanlık, mertler terk etmemişse hayat alanlarını
Sessiz-sedasızca namertler güruhuna;
Damarlarda, şu yada bu ırkın veya dinin evladı olarak değil de
Önce, ‘’ – İNSANIM, İNSAN ‘’ diyen…
Has gönüllü insanın ve insanlığın kanının dolaşmışlığında,
Ne der KOCA EREN, BİLGE HAK DOSTU ‘YUNUS EMRE’ ÜSTADIMIZ …
” – Ne gavurum, ne İslam, önce insanım, insan!”
İşte bu cümleden ve yüreklere düşen sevgi cemresinden olmak üzere,
İnsanın, insana uzanıp dokunan yüreği ve taşan sevgisiyle,
Muhanete muhtaç olmaz, insan;
Bilir ki, insan evladı, insan…
Sevgiye, selama, şefkate ve merhamete muhtaç bir insan evladı vardır,
Mutlaka şu gök kubbenin altında;
İşte bundan, aldığı destur ve emdiği insan sütüne layıklıkla;
Uzanıverir, açar gönül ve yürek penceresini, kapısını sevgiyle, aşkla…
Uzatır ellerini, ellerinin, sevgiye muhtaç ellere, ermecesine…
Göz yaşını katık edip, tenceresinde taş kaynatan, naçara;
Aş olur, eş olur, sevgi olur, koyar tencereye yüreğini, karna düşen lokma olur;
Yapılan iyiliği kimselerin bilmemişliğinde…
Uzanıverir yürekler, yüreğe…
Yürekten yüreğe var olan o, gizli sevgi yolundan süzülüp gitmişliğiyle,
Umudumu hiç kesmedim; kuşkuya düşmedim yaşamış, görmüş, öğrenip, bilmişliğimle…
Bir el açılıyorsa,”-El aman’‘ diye ..
Bir el uzanıyordur ona, sevgide usulca..
İnsan olmanın onuru ve yaralara merhem olmanın canlığı, bilinci ve huşuyla…
Yalvar-yakarlıklarda, melem, melem bakan göz varsa, kainatta;
Bil, emin ol ve inan ki
Umarsız sevgi ve insan olmanın adabı ve vakurluğuyla,
Cömertliklerde açılan yürek, gönül, ruh ve kapı;
Şefkatle uzanan el, göz yaşını silmeyi bilen, hoyratlıklardan uzak,
Bir gönül eri’ de vardır, şu gök kubbenin altında…
Hayatlar vardır, hayatları, sevgide çoğaltmacasına,
Hayatlar ve ömürler, vardır…
İnsana, insanca ve insan olmanın bilinci ve onuruyla uzanmacasına,
Ondandır, demem;
Boşuna değildir, dillenen,
Hızır ile İlyas öyküleri..
İnsan varsa, kainatta;
Hızır gönüllülerde vardır, alemde,
İlyas yüreklilerde…
Kıbleler ve Kabe’ler İnsansa;
Ve insan, sevgiyle insana yüz dönüp, aşkla semaha durmuşsa,
Aşkla, semaha durmuşsa,
Vardır elbet, çıkmadık candan umut etmeler…
Gönülleri, sevgide, sevgiyle dermeler;
Vardır elbet, açılan ele aşkla tutmacasına, insanca uzanan eller,
İnsanca uzanan eller,
Vardır, elbet…
Yeter ki, kesme umudu insandan, ışıktan ve ilahtan,
Dönme yüzünü gama, dökme yüzünden inançsızlığa çanak tutan sitemlere,
Olsa da, katledende insan, yapan ve katlolanda insan…
Evliya’da, eşkiya da olsa da insan;
Olsa da, mertte, namertte, hainde, yurtsever de insan;
Bilesin ki, nasıl her yıkık çeşmenin yapanı varsa,
Her virane gönlün, imar eden, hünerli ustası da vardır.
Vardır elbet, bu alemde hala ve inadına,
Kıble’ si ve Kabe’si insan olan, insanoğlu insan..!
İnsanoğlu, insan..!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun