Uzun Yaşamak Kader Mi?

Bir düşünün; çevremizde ki insanlar ne zaman; “Unumu eledim duvara astım.” demeye başlıyor bu ülkede!?.

Bir şeyi kırk kere söylersek olur dedikleri gibi, ben yaşlandım diyen insan yaşlandığına kendini ikna mı ediyor, yoksa gerçekten vücutları mı, artık sen yaşlandın dedirtiyor?

Sağlıklı yaş almanın sırrı nedir?

 90 yaşına geldiğimizde, küçük bir sahil kasabasında, hayatın bütün sırlarını çözmenin verdiği huzurla, güneşin doğuşunu izlerken, kırlaşmış saçlarımızın ve kırışmış ellerimizin görselliğine aldırmadan, bir fincan sıcak çayı yudumlayarak güneşin doğuşunu selamlamak belki de hayattan tek beklentimiz…

Hızır ile İlyas’ın hikayesinde geçen Ab-ı Hayat ya da diğer adı ile Bengüsu’yu bulup içmek bir çoklarımızın hayali…

“Acaba bilim adamları uzun yaşamın sırrını çözdü de bize mi açıklamıyor?” diye zaman zaman aklımızdan geçirdiğimiz oluyordur.

Bağışıklık arttırıcı ilaçlar, hastalıkların çözümleri, gizli ilaçlar var ve halktan gizleniyor diye haberlere de denk geliyoruz. Bazen bu haberlerin içimizde ki paronayı tetiklemek için yapıldığını düşünmüyor da değilim.

Siyasetçilerimize baktığımızda bazen “Ne kadar uzun yaşıyorlar.” diyorum. Sürekli Aynı kötü politikacılar senelerce başımızda. Ölseler de kurtulsak dediğimiz anlar oluyor!

Hoş ölseler ne olacak, yine berbat bir yönetici gelecek ve bizi saçma sapan akıl almaz şekillerde yönetmeye devam edecek. Kendimizi cehalet mikrobundan arındırmadığımız sürece, hak ettiğimiz cehaletteki politikacılar tarafından yönetilmeye devam edeceğiz…

Pardon konumuzu saptırmadan geri dönüyorum… (İşte size an ve an ülkelerin yaşam sürelerini takip edebileceğiniz bir site     worldlifeexpectancy.com)

Malum son zamanlarda ‘döviz’ gibi ölüm oranlarını takip ediyoruz. Worldlifeexpectancy sitesinde yaşam süreleri ülke ülke verilmiş. Tabi neden bazı ülkeler uzun yaşıyor da bazıları kısa, bu hususa elbette ki değinmiyor, fakat haritaya bakınca az çok insanın aklında bazı fikirler oluşuyor.

Listeninin ilk sırasını Japonlar var. Kendilerine özel mutfakları ve yaşam standartlarının yüksek olması uzun yaşamanın sırrı olabilir. O çok duyduğumuz turşu onların mutfaklarında var; sanırım bu bizim için sevindirici…

Arkasından İsviçre, İspanya, Singapur diye devam ediyor. İtalya ise 8. Sırada yani oldukça iyi durumda İtalyanların da Akdeniz mutfağı olması, Türk mutfağı ile örtüştüğü için umut verici tabi; ama yeterli değil.
Türkiye ise 52. sırada…

Doğrusu bu ülkelerin ortak noktası, refah seviyelerinin oldukça yüksek olması… Listenin sonlarında ki ülkelerinse birçoğunun adını bile duymamış olmamız  da ekonomik gücü düşük olduğunu düşündürüyor. Yani ekonominin de uzun yaşamla bağlantılı olduğu aşikar…

Bense sadece etrafımda ki insanları gözlemleyerek kendime çeşitli bilgiler toplamaya çalışıyorum. Merak ediyorum; insanların yaşam felsefesi ile ömür uzunluklarının bir bağlantısı var mı?

Mesela son zamanlarda piyasa da Japonların yaşam felsefesini ‘İkigai’ anlatan bir kitabı satış mağzalarında görebiliyoruz. Ayrıca Japon hükümetinin shinrin-yoku diye adlandırdığı ‘orman banyosu’ ile ilgili ilginç makaleyi de okumanızı tavsiye ediyorum. https://www.uplifers.com/hepimizin-ihtiyac-duydugu-orman-banyosu-nedir/  

Hükümetin halkı uzun ve sağlıklı yaşam için oksijen ve temiz hava konusunda desteklemeside vatandaşına verdiği değeri göstermektedir. Japonarın temizliğe olan düşkünlükleri ilgili bir çok yazıya da internete rastlaya bilirsiniz.

Birde evlilik erkeklerin ömrünü uzatan bir kurumken, kadınlar için bir değişiklik olmadığını yazan makaleler var.

Benim gözlemlerim uzun yaşamanın; beslenme, sağlıklı yaşam koşulları, gelecek kaygısı duymadan kendine güvende hissederek yaşamak, kaliteli sosyallik gibi bilim adamlarının söylediği bilgilerle örtüşüyor.

Ama İngiltere’de yaşam ortalaması 81 iken kraliçe II. Elizabeth’in 93 yaşında eşi Philip ise 98 yaşında hala sapa sağlam ayakta olmaları Ab-ı Hayat’ın formülünü bulduklarını da düşündürtmüyor değil…

Etrafımaza baktığımızda yaşam enerjisi yüksek, eğlenmeyi bilen, sürekli hareket halindeki insanların sağlıklı yaşlandıklarını fark ediyoruz. Özellikle spor ya da aktif bir sosyal yaşam insanları kesinlikle dinç tutuyor.

Bir de yaşamsal hırsların insanın ömrüne ömür kattığı kanaatindeyim.

Diğer taraftan toplumumuzda bana göre yanlış bir algı var. “İyiler erken ölür” düsturu tamamen bizim ‘iyi insan’ anlayışımızın yanlış anlaşılması ile ilgili. Hakkını arayamayan, ‘hayır’ demeyi başaramayan, hiçbir yanlışa “Sen yanlışsın ben bunu istemiyorum!” diyemeyen, sorunlarını çözemeyen insanların ‘iyi insan’ olduklarınına zannediyoruz. Oysa kendini ifade edememenin çaresizliğinde, kendi içlerinde fırtınalar koparan, bu sessiz ve bana göre iki yüzlü insanların az yaşadıklarına inanıyorum. “Duvarı nem insanı gam öldürür.” atasözü de beni doğrular nitelikte.

İçimize atılmış binlerce dert bizleri hayata küstürüyor…

Bir de kendini yaşlı hissedenler var.

Uzun ömürlü ülkelerin insanlarının ortak özellikleri 75 yaşına kadar kendilerini yaşlı kategorisine koymuyorlarmış. Hayatın tadını çıkarmaya, gezmeye, eğlenmeye, öğrenmeye devam ediyorlarmış. Oysa bizde ölüm yaşı yukarıda linkini verdiğim siteye göre 76,4. yani uzun ömürlü ülkeler yaşlandım dedikleri yaşta biz yaşlılık evresinin sonuna gelmiş oluyoruz. Tam öğrenilmişliklerimizi, kazanımlarımızı, birikimlerimizi yeni nesillere aktarmaya başlayacağımız yaşta hayata gözlerimizi yumuyoruz. 

Benim bu araştırmalardan anladığım:
Kaygılarınızı bir tarafa bırakıp hayatın tadını çıkarmaya bakmak en iyisi, sonuçta ne kadar yaşarsak yaşayalım gerçekten yaşadık diyebilmek için, aldığımız her nefesin hakkını vermeyi başarmamız gerekiyor. Evrenin büyüklüğünü ve dünyanın yaklaşık 4,54 milyar yaşında olduğunu ve insanlığın tahmini 300 bin yıldır dünyada var olduğu düşünürsek şuan gözümüzde büyüttüğümüz o kocaman sorunların aslında ne kadar geçici ve anlamsız olduğunu fark edebiliriz.

“Haydi şimdi kalk bakalım

Silkin şöyle bir

At üzerinden hayatın yorgunluğunu,

Vakit zannettiğinden daha az

Haydi kalk bakalım,

Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…

Can YÜCEL”

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun