Umudun Mutluluğu

Kaç kez geride bıraktık değil mi! Kaç kez!

Olamaz, olmamalı deyip, boğazımız yutkunarak olduğunu gördüğümüz olayları!

Kaç kez! Saymakla bitmez!

Örneğin bir tarafta gösterişli ve şenlik havasında bir tören yapılırken, diğer yanda; yaşanan can pazarından yükselen çığlıklar yüreğimizi dağlamıştı…

O gün, neler yaşayıp günlüğüme neler yazmıştım:

Yastayım!

Yol boyunca ağladım. Gözyaşlarımı içime akıttım. Gözümden boğazıma akan yaşlar, kupkuru boğazımı ıslatmaya yetmedi. Boğazım düğüm düğüm. Yutkunmakta zorlandım…

Başta, (görünmez değil) görünen elim kazada yakınlarını, canlarını, dünyalarını kaybedenlere karşı elimizin kolumuzun bağlı kalışına…

Sonra da…

Günümüzde kadınlara araba kullanma hakkının devleti yönetenlerce bir lütuf olarak verildiği, kadınların dans etmesinin yasak olduğu çevre ülkelere bakıp düşünce özgürlüğünün sancılı ve kanlı sürecini atalarımıza yaşatmadan, İstanbul’da bir kadının kocasıyla bile aynı arabaya binmesinin kabul edilemez olduğu bir ülkede bize, bana, kadınlara, çocuklara, insanlara yaşadıkları dönemin asırlar sonrasını yaşatan, özgür düşünme, düşünebilme onurunu veren başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu yolda tüm emeği geçenlere…

Kanıyla, canıyla, emeğiyle bu vatanı bize bırakanlara…

Nur içinde uyuyun emi!

Bizi görmeyin sakın!

(10 Temmuz 2018)

 Başka bir gün…

Tüm çirkinliklere ve kinlere inat sevgiyle yeşeren umutlarımızın doruğa yükselip, bir gecede tekrar karanlığa sürüklenişimizin sabahında:

Sanki dün gece bir “dejavu” mu yaşadık!
Yine bilmediğimiz bir şeyler mi oldu ve yine birileri mi çaldı geleceğimizi…
Yine kral soyunmuş, yine sadece ben mi görüyordum onu?
Paranoyak düşünceler sarıyordu zihnimi…
Ülkem hiç bu kadar çaresiz olmamış, hiç bu kadar kirlenmemişti sanki!

(25 Haziran 2018)

 

Önceki günlerde ben…

Sanki bir kâbus yaşadım. Öyle bir kâbus ki uyanarak acı çekmek istemedim, kâbusumla uyumak istedim…

Sanki, sanki…

Herkesin gözünün önünde çığlık çığlığa bağrışan barbarlar tarafından tecavüze uğradım.

Onlar kirli zaferlerinin sarhoşluğunda naralar atarken ben, bana tecavüz ettiler demekten korktum…

Diyemedim…

Utandım…

Yerin dibine battım…

Sonraki gün…

Bu kâbusu başka birileri de görmüş, yaşamış…

Bir şeyler olmuş hissettim, gördüm, duydum, ama yine konuşamadım…

Dün yine ben…

Ayaklarım hep geri geri. Ne işe gitmek istedi ne de evden içeri. Onlar istiyor ki; Sahipsiz… Öncesiz… Sonrasız… Başıboş… Sonsuzlukta kaybolmak…

Sonra baktım! Mazlum, namuslu, ağırbaşlı, evinin nadide kızı ezilmiş bacımdan, hedefe bakmadan maganda mermileri atıp zevkten çıldıran, özgüveni tavan yapmış bacıma!

Bu ne özgürlük, bu ne özgüven! İstediğin bu muydu? Kadın hakları, özgürlük bu muydu sence?

(28 Haziran 2018)

Yüreği yanan anaların, ocağı sönen yuvaların, kaybedilen canların acısına ortak olmaya, onların acılarını paylaşıp haklarını aramaya, doğru bildiklerimizi söylemeye devam edelim. Devam edelim de bu arada göremediklerimize de gönlümüzü açalım:

Umut mutluluktur! İnsana yaşam sevinci ve güç verir.

Hani hiçbir şeyleri olmayıp birbirine sevdalı insanlar gibi! Hani dağları delen Ferhat gibi!

Bu ülkede korkuya dayalı bir suskunluk olsa da gerçekte aklı ve bilimi temel alan, Atatürk’ün izinden giden, kadını erkeği sadece insan olarak gören, ektiği tohumların nasıl yeşereceğinden emin olan yüz binlerce eğitimci var!

Bu ülkede her şeye rağmen haklı ve onurlu mücadelesine inanıp ve o yolda ilerleyen milyonlar var!

Bu ülkede namazında niyazında olup, Atatürk’ünü ve vatanını seven on milyonlar var!

Bu ülkede geleceğe umutla bakan, çalışkan, olaylara objektif bakabilen çocuklarımız ve gençlerimiz var!

Bu ülkede…

Durun durun!

Şu dağlardan yolunu bularak gelen bir dere ve akıp gittiği mavi gözlü bir deniz var!

Onu sadece ben mi görebiliyorum!

 Bana bunu gösteren o mavi gözler!

Ömrüm boyunca sana minnettarım!

 “Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır” diyen;

Ebediyen Mustafa Kemal Atatürk ve onun çocukları var!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun