Ulusalcılar Beş On Kişi Bile Olsalar

Almanlarla beraber Birinci Dünya Savaşına giren Osmanlı Devleti, savaştan yenik çıkar ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ile silahları bırakır.
Bu antlaşmayı bahane eden düşman devletler, başta İngiltere, İtalya ve Fransa olmak üzere yavaş yavaş Anadolu’yu işgale başlarlar.
İşte bu dönemde Mustafa Kemal Pasa İstanbul’dadır. Vatanı kurtar¬mak için çırpınmakta, yazılı ve sözlü olarak Padişah Vahdettin’e uyarılar¬da bulunup öneriler sunmaktadır. Devrin başbakanı Damat Ferit Paşa’yı ve İstanbul’daki Meclisi Mebusan’ın milletvekillerini ziyaret edip yaklaşmakta olan büyük tehlikenin boyutlarını anlatmakta ve birlikte verilebilecek hizmetler hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın işgal altındaki vatanı kurtarmak için yaptığı önerilere kulak asan çıkmaz. Ama onun bu yiğit çabaları, işgal kuvvetleri temsilcilerinin, politikacılarının ve askerlerinin dikkatini çeker. İngiliz ve İtalyan elçiliklerinden bazı yetkililer Mustafa Kemal Paşa’dan randevu alırlar, gelirler, görüşürler, konuşurlar ve ona güler yüz göstererek aklından geçen planları, ne yapmaya çalıştığını anlamak isterler.
İşte, bu girişimlerin içyüzünü Mustafa Kemal Pasa şöyle açıklamaktadır:

“İstanbul’u işgal eden düşman devletlerin temsilcileri, poli¬tikacıları, hatta askerleri bir noktayı anlamaya çok önem veriyorlardı: Türkiye’de bütün memlekette varlığını ve ağırlığını hissettirecek bir örgütün olmasına ihtimal var mıdır? Böyle bir örgüt varsa, onun başına geçebilecek kişiler kimler olabilir?”

Değerli Dostlar,

Simdi, söyle bir düşünün: Yedi düşman devlet bir olmuş, Osmanlı devletini yenmiş, ordularını teslim almış, silahlarını bıraktırmış! Bunlar yetmemiş, bölge bölge Türkiye’yi işgal etmeye başlamış. Canından ve tahtından başka bir şey düşünmeyen korkak padişahı da avucunun içine almış. Ama bütün bunlara karşın güçlü düşman hâlâ endişeli! Acaba onurlu ve yiğit bir lider ortaya çıkar da tüm yurtseverleri yanında toplayıp bir örgüt kurarak karşı bir hareket başlatabilir mi korkusu içinde!
‘Korkunun ecele faydası olmadığı’ için düşmanların da korktuğu başlarına gelecek ve Mustafa Kemal Pasa yanına topladığı bir avuç yurtseverle Kurtuluş Savaşını başlatacaktır.

Değerli Dostlar,

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmış, 23Temmuz 1919da Erzurum Kongresini yapmış, Türkiye’nin her ilinden gelecek temsilcilerle toplanacak olan Sivas Kongresi’nin yoğun hazırlıkları içindedir.
Padişah hükümeti, görevden alınmasına karşın çalışmalarını durdurup İstanbul’a dönmeyen, tam tersine, canından çok sevdiği askerlik görevinden istifa ederek sade bir yurttaş olarak mücadeleye devam edeceğini söyleyen Mustafa Kemal’den son derece tedirgindir. Anadolu’nun bağrında kartopu gibi giderek büyüyen ulusalcı başkaldırıyı durdurmanın haince yollarını aramaktadır.
Padişah hükümeti, Mustafa Kemal’in önderliğinde başlayan ulusalcı hareketi engellemek için kullanabileceği bir hain bulur. Bu hain, Elazığ Valisi Ali Galip’tir.
Padişah hükümeti, Sivas Kongresi’ne gelecek olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarını yakalayıp tutuklayarak İstanbul’a götürme görevini Ali Galip’e verir.
Padişah hükümeti, Ali Galip’e bu görevi 2 Eylül 1919 tarihli şu telgrafla bildirir:

“Böyle beş on kişinin orada toplanmasından bir şey çıkmayacağı hükümetçe malumdur. Fakat bunu Avrupa’ya anlatmak mümkün değildir. İşte, bunun için bu şahısların orada toplanmasına yer vermemek lazımdır. Bunun için de önce Sivas’ta hükümetin can güvenine sahip ve memleketin selametine uygun olan hükümet emrini harfiyen yerine getirecek azimli bir vali bulundurmak gerekiyor. Sizi onun için oraya gönderiyoruz. “

Bu ibret verici telgraftan çıkarılacak dersler vardır.
Türkiye’yi işgal eden güçlü devletler, yanlarına Osmanlı Padişahı Vahdettin ve onun hükümetini de almış olmalarına rağmen hâlâ kendilerini güven içinde görmemektedirler.
Tam bir işbirliği içinde olan düşman güçleri ve Osmanlı hüküme¬ti, Anadolu’da bir araya gelen beş on ulusalcıdan korkmaktadırlar.
Padişah hükümeti bir valisini, sırf Avrupa’ya yaranmak için hain birini göreve getirir. Yani Padişah hükümeti için önemli olan ülke gerçekleri değil, Avrupa devletlerinin tatmin edilmesidir.
Bu durum, Avrupa’nın emrine girmiş bir hükümetin uşakça tavrıdır.
Her devirde, devletin önemli yerlerine gelmiş kişiler arasından ba¬zı hainler çıkabilmektedir.
2 Eylül 1919’da da. Elazığ Valisi Ali Galip böyle bir hainliğe soyunmayı ne yazık ki kabul etmiştir.

Değerli Dostlar,

Tarihten biliyoruz ki düşmanla işbirliği yapan Padişah hükümetinin ve ona uşaklık yapan Ali Galip’in hainlikleri bir sonuç vermemiştir.
4 Eylül 1919da Sivas Kongresi, Mustafa Kemal’in önderliğinde toplanmış ve çığ gibi çoğalan ulusalcılar zafere giden yolda yürümeyi sürdürmüşlerdir.

Değerli Dostlar,

Gelelim günümüze.
Günümüzün Kemalistleri de ülkemizi içten ve dıştan kuşatan yayılmacı/sömürgecilere karşı yeniden bir kurtuluş savası vermek istemekte, ülkenin ekonomisini ve siyasetini ele geçirmiş, ulusal devletimizi yıkmayı hedeflemiş Washington, IMF ve Dünya Bankası’na karşı ulusal güçleri bir araya getirmeye çabalamaktadırlar.
Fakat çok ilginçtir ki, beş on ulusalcı bir araya gelememekte, gelseler bile kısa bir süre sonra dağılmakta, siyasal bir örgütte toplanıp ayaklanamamaktadırlar.
Bu neden böyle olmaktadır? Düşmanlarımız, bizim Kurtuluş Savaşımızdan, bizden daha fazla ders çıkarmışlardır!
Seksen yıl önce düştükleri yanlışa bir daha düşmemek için her türlü önlemi almakta, beş on ulusalcının bile bir araya gelmesine engel olmakta, hele bunlara önderlik edecek bir liderin ortaya çıkmasına asla fırsat vermemektedirler!
Kemalistlerin örgütlenip ayağa kalkacağı tek siyasal örgüt olan CHP’nin başına çok uzun süredir, gerçek Atatürkçülerin gelememiş olmasının tek ve mantıklı açıklaması budur.
Sömürgeci-yayılmacılar derslerini almışlardır. Anadolu’da ulusalcılar beş on kişi bile olsalar tehlikelidirler!
Kemalistlerin yapacağı şey çok acıktır. Kurtuluş Savaşının öncesi ve sonrasında yaşanmış tüm olayları anlatan tarih kitaplarının sayfalarını yeniden açmak ve bu kez tarihi satır satır okumaktır.
Sömürgeci-yayılmacıların ve onların hain işbirlikçilerinin tuzaklarından nasıl kurtulunur, bunun yanıtı, o şanlı satırların arasındadır!

Yılmaz Dikbaş
30 Mayıs 2000

Değerli Dostlar,

Bu yazım, 30.05.2000 tarihli Antalya Yeni İleri gazetesinde yayınlanmıştır.
Bu yazım, 20.02. 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasında yayınlanmıştır.
Bu yazım, ilk baskısı Temmuz 2001 tarihinde yapılan ‘Gaflet Dalalet Hıyanet’ adlı kitabımda yer almıştır.

Yılmaz Dikbaş

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun