Ülkemizdeki gelişmeler, Beni etkileyen olaylar, Dünyayı ve ülkemizi ilgilendiren konular …

Ülkemizdeki gelişmeler,
1) Bu yazımı yazmaya karar verdiğim şu günlerde bir gazeteci ortaya bir laf attı; bir CHP’linin saraya gitmesi ve Sayın Erdoğan’dan CHP’ye parti başkanı olma talebi ülkeyi karıştırdı. Bu konu Türkiye’nin gündemini üç gündür meşgul ediyor. Ve daha bakalım daha ne kadar devam edecek?

İktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasındaki hızla artan gerilim ülkem için çok üzücüdür. Oysa bugün ülkemiz gerek uluslararası ilişkiler bakımından tarihinin en zor günlerini yaşıyor. Dünyada hiç bir dostumuz kalmamış birkaç ülke dışında. Onlar da ülkemizin jeopolitiği nedeni ile ülkemize muhtaç olan ülkeler, Azerbaycan, İran gibi ülkeler.

Ekonomimizin durumu hiç iç açıcı değil, ayrıca bir de işsizlik sorunu var.

O zaman bu koşullarda; iktidar partisi ile ana muhalefet partisinin arasında ki bu kavga veyahut Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasındaki önlenemeyen tartışmalar sonucu ülkemiz bir felakete sürükleniyor.

Oysa ülkemizin bu koşullarda tüm siyasi partilerin, ülkemizin geleceği için veya son zamanlardaki yaygın bir söz ile ülkemizin bekası için bir araya gelmeleri gerekir.

2) Ülkemizde önümüzde günlerde yeni birkaç siyasi parti kuruluyor bunların ikisinden söz edelim;

a) Eski başbakanlardan Sayın Davutoğlu’nun partisi,

b) İçinde Abdullah Gül’ün de yer aldığı Babacan’ın partisi.

Önce şu düşüncemi payla- şayım, bu partilerin iktidar partisinin oylarını alacak diye umutlananlar; sözüm sizlere…

Bu iki parti de batıcı, Atlantikçi, emperyalizmin uşaklığına soyunan partilerdir. Parti kurmanın maliyeti çok yüksektir yaklaşık 500 ilçede örgüt kurulacak bunun bedelini hangi güçler ödeyecektir?

Davutoğlu’nun partisinin finansmanını ABD demokratları mı destekleyecek?

Babacan’ın geçmişinde Dünya Bankası’nın itibarlı adamı idi, ancak Sayın Gül İngiliz derin devletinin adamıdır. Ben her iki partiden umut bekleyenlere sesleniyorum, ülkemizi göz göre göre emperyalist güçlere teslim edersiniz.

Son söz: Bugün ülkemizin tek bir partiye ihtiyacı var; o da Kemalist bir partidir.

Ülkemizde beni etkileyen olaylar;
1) Termik santralların bacalarına filtre takma zorunluluğunun büyük millet meclisinde çok az milletvekilinin katılımı ile geçmesi. Bırakın filtre takmamayı bu santrallar tamamen kaldırılmalıydı.

Bu santralların getirisi o yörelerde yaşayan insanları- mızın sağlık sorunları nedeni ile başta erken ölüm, olmak üzere yoğun olarak karşıla- şılacak akciğer hastalıklarının tedavisi için yapılacak masrafı karşılamayacaktır.

2) Siyasi yaşamımda çok yakın birlikteliğim olan Sayın Bülent Ecevit’e yapılan hakaret ve iktidara yakın bir medyanın tetikçiliği ile yapıldı;

Oysa bahsettikleri gün Büyük Millet meclisinde kürsüye fırlayarak “Burası devlete meydan okunacak yer değildir” demişti. Ancak yıllar geçti o meclis sadece bizim devletimize değil başta küresel güçler olmak üzere tüm dünyaya meydan okunan bir yer oldu.

Bu arada ben çok yakından beraber çalıştığım üç kez CHP’de bir kez DSP’de olmak üzere milletvekili adayı oldum.

Sayın Ecevit’i çok yakından tanıma şansım oldu. Zaaflarını ve yeteneklerini çok iyi bildiğimi sanıyorum.

Özellikle Manisa’da beraber çalıştığım dönemlerde maalesef ülkücü dehşetiyle pek çok gencimiz toprağa verdik ama yılmadan savaştık.

Sayın Ecevit ile ilgili birkaç anımı sizlerle paylaşmak istiyorum;

A) Sene 1960 dönemin Başbakanı rahmetli Menderes batı tarafından istediği destekler reddedilir. Bunun üzerine yönünü Rusya’ya çevirir Rusya bir NATO ülkesi olan Türkiye başbakanını bekler batının vermediği desteği verecektir. Fakat bu seyahat henüz gerçekleşmeden o dönem CHP’nin başında Sayın İnönü yani bildiğimiz ismi ile İsmet paşa vardır. Ve pek çok CHP ileri geleni Rus konsolosluğuna giderek bu seyahate engel olmak ister ve bu seyahat gerçekleşmez. Sonu malum, gidenlerden birisi Sayın Bülent Ecevit’tir (Kaynak: Cüneyt Akalın doçentlik tezi)

B) Sayın Ecevit ile eşi Rahşan Hanım arasında çok güçlü bir sevgi bağı var, buna çok defa tanık oldum. Fakat Rahşan Hanım siyasi bilgisi çok yetersizdir ve siyasi egemenlik her zaman Sayın Bülent Ecevit’tedir.

C) Sayın Bülent Ecevit çok yürekli ve cesur bir kişilikti Kendisine Sayın Demirel’in uyarısı ile suikast yapılacağı ihbarına rağmen hiç tereddüt etmeden Taksim’de o görkemli mitinge gitmiştir.

D) Sayın Bülent Ecevit başarıyı paylaşmayı pek sevmez. Anılarımda kalan iki olaydan söz edeceğim, bir dönem en yakın önem verdiği rahmetli Sayın Turan Güneş Kıbrıs barış harekâtından sonra kendisi çok başarılı Dışişleri Bakanı idi. Ancak Cenevre görüşmelerinden sonra “Ayşe tatile çıksın” şifresinin magazin dünyasında çok ilgi görmesi Ecevit’in canını sıkmıştır ve yeni kurulan hükümette Dışişleri Bakanı yapılmaz.

Sayın Güneş ömrünün sonlarına doğru ismet İnönü’nün Anıtkabir’deki mezarını ziyaret etmiş, İnönü’den özür dilemiş, kısa bir süre sonra da vefat etmiştir. Rahmetli Turan Güneş’le o yıllarda çok yakın dostluğumuz vardı.

Sayın Bülent Ecevit siyasi hayatının çok güçlü olduğu bir günler partide yükselen ses tonu ve hitabeti ile partide gittikçe etkin olan Deniz Baykal’ı etkisizleştirmiştir.

Sayın Bülent Ecevit her şeye rağmen Türkiye’mizin tarihinde çok özel bir yeri vardır. Ancak yaşamının gerçeklerine ulaşmak şartıyla daha sonra yazacağım yazılarımda son dönemlerindeki çelişkili davranışlarını da tam bağımsız bir ilke ile yazacağım.

Bugünkü yazımı dünyayı ilgilendiren ancak bu arada ülkemizi de bir ölçüde ilgilendiren birkaç konudan söz ederek sonlandırıyorum.

1) NATO 70. kuruluş yılında uzayı yeni hareket alanı ilan etti. Daha doğrusu bundan sonraki 3. Dünya savaşı çıkarsa uzayda olacakmış. Uzayda savaş yapma yeteneği olan ülkeler başta ABD, Rusya, Çin ve Hindistan. Gerçi teknoloji olarak çok gelişmiş iki ülke olan Japonya ve Almanya bir yılda uzay teknolojisine ulaşabilir ancak her ikisi de 2. dünya savaşı sonrası ancak ABD’nin izni ile bu yarışa girebilirler.

2) Türkiye’yi yönetenlere uyarı; bugüne kadar hem ABD ile hem de Rusya ile stratejik ilişkiler yürümesi süreci artık sona erdi. Bir zamanlar padişah Abdülhamit de bir süre Rusya ile İngiltere arasında kurduğu denge bozulunca imparatorluğun hâkimiyet alanının dörtte üçü kayboldu ve Osmanlı devletinin sonu oldu. Neyse bu konuyu tarihçilere bırakalım ve bu konuyu uyarımızı yaparak noktalayalım.

3) Araştırmacı Serpil Yılmaz bir makalesinde Suriye’de 400 milyar dolarlık pastadan söz ediyor.

Suriye dış ticaret bakanı Muhammet Samir, ülkesinin yeniden imarında İran’a öncelik tanıyacağını söyledi, Rus şirketleri ise başkent Şam’da akıllı şehir Marota City projesini üslendi. Çin de bir kuşak bir yol projelerine dâhil etmek üzere müteahhitlik hizmetlerine talip oldu.

Ayrıca Mısır’da yeni bir başkent kuruluyor. Birinci aşamadaki maliyet 500 milyar dolar bunu da Ruslar üslendi. Soru şu; Ülkemizin en güçlü sektörü inşaat sektörüdür ve Türkiye’mizin olmadığı bu yatırımlarda maliyetler çok artacaktır.

Peki, ülkemiz bu şansını yitirirse ki şu anda sözü geçen bu ülkelerle ilişkilerimiz çok kötü, hatta her iki ülkede büyükelçiliğimiz bile yok. Bu kaybımızın sorumlusu kim olacaktır?

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Sayın Osman Akbaşak son yıllardaki yazılarımı topladı. İlgilenen dostlarım şuradan ulaşabilirler:
http://www.osmanakbasak.com/ Konuklarim/Orhan_Ayber/Orhan_Ayber_Yazilar.html

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun