“TÜRKİYE İSLAM CUMHURİYETİ” (Kitap tanıtım yazısı.)

Deniz Som‘un (178 Sayfa Cumhuriyet Yayınları) TÜRKİYE İSLAM CUMHURİYETİ kitabını tanıtmak için bu yazıyı kaleme aldım.

Darının baklavası olursa, İslam’ında cumhuriyeti neden olmasın deyip okumaya başladım.

Deniz Som ufak tefek yapılı dev bir adamdı. İlk Ankara’da Eylül Fuarında karşılaştık. Köşesine konuk olurdum arada. Ülkenin vaziyetini, okuyucularıyla daha da zenginleştirirken Vaziyet köşesinde kurşun gibi ağır ama gülümseten tümcelerle ne güzel de anlatırdı…

Bu yapıtında da diline geleni esirgememiş. Dik duruşunu sergilerken eğilmeden bükülmeden gerçekleri bir kez daha haykırmış. Henüz yapıtın 11.sayfasında;

“Astsubay, tarikatın mürşidi…
Binbaşı, tarikatın müridi…
Binbaşı, astsubayın emrinde…”

Diyerek emir komuta zincirini öyle güzel anlatmış ki. Henüz yapıtın başındayken başınıza gerçekler birer top güllesi olup düşmeye başlıyor. 12 Eylül sırasında adına albay denen belki de kendini gerçekten albay belleyen bir erin bize yaptığı zulmü anımsıyorum. Demokrasinin çok çeşitleri olan bir ülkede emir komuta zincirinin de çeşitleri neden olmasın diye geçiyor usumdan. Okumaya devam ediyorum. Bazılarının işlerine geldiğinde ülkenin yüzde doksan sekizini Müslüman saydığı bazense, Peygamberden asırlar sonra konulmuş bazı kuralları kabullenmeyen ya da kendileri gibi yapmayanları Müslüman saymayıp hor gördüğü düşüncenin içine dalıyorsunuz. Bu dalış sırasında, Kuran’dan, Tevrat’tan ve Hammurabi kanunlarından ve kutsal kitapların zinaya bakışlarından bir kez daha haberdar oluyorsunuz. Bu bakış sırasında, Kuran’a inananların Tevrat’a uyduğundan, Tevrat’a uyanların Hammurabi Kanunlarına itaat etiğinden söz ediyor yazar. İnanmak istemiyorsunuz. Ilımlılara ılımlı sorular soruyor;

“Ilımlı sorular
Türklerin büyük çoğunluğu bin yıl önce İslamiyet yerine Hıristiyanlığı seçmiş olsaydı…”
(Sayfa:25)

Uykuda olanları belki uyandırırım umuduyla iki ülkenin iki generalinin konuşmasına kulak misafir oluyor;

“İranlı komutana sordum:
Peki, siz hiç böyle bir irticai gelişmenin farkında olmadınız mı?
İranlı komutan cevabını verdi:
Sayın general, devamlı bir çiçeğe bakarsınız, o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz. Örneğin, bir gülün açtığını bile fark edemezsiniz. İşte bizde öyle oldu.”
(Sayfa:29)

Bir sürü döneklerin liboşların fink attığı canım memleketimde, “Yetmez ama evet” diyenler, “Adam sende” diyen vurdumduymazlar geliyor usuma.

Yapıtı okumayı sürdürüyorum. İyi ki de okuyorum. Neyi kime soracağımı da bir güzel belliyorum. Okursanız size de kılavuz olabilecek bir yapıt! Nasıl mı, okuyalım,

“Olay bir hırsızlık davası…
Hırsızlığın gece ve gündüz yapılmış olması cezayı etkiliyor. Davaya bakan yargıç, sabaha karşı yapılan hırsızlık sırasında güneşin doğup doğmadığının ilgili kuruma sorulmasına karar veriyor.
İlgili kurum: Meteoroloji değil İstanbul Müftülüğü!
6 Temmuz 2005
(Sayfa:42)

Henüz neyin kime sorulacağını anlamadan uykumda yok ama, rüyalara dalıyorum. Rüyaların nelere muktedir olduğunu olacağını anlamaya çalışıyorum. Ülkemizin çok değişik şekilde yönetildiğini, yönetileceğini düşünüyordum da rüya ile yönetileceği gelmiyordu usuma.

“Rüya
Hani bir profesör doktor vardı; rüyasında rahmetli şeyhini görmüş ve şeyhinin eğitim sistemi üzerine yaptığı uyarıları bir mektupla başbakana bildirmiş; Başbakan gereği için mektubu Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etmiş, …”
(Sayfa:53)

Yapıtı okudukça insanın belleği tazeleniyor. Adamlara kültürden nasiplerini almamışlar diye düşündüğünüz için haksızlık etiğinize kanaat getiriyorsunuz. Nasıl mı? Tuzla’da yeni evlenen çiftlere dağıtılan “Delilleriyle Aile İlmihali” Kitabı bedava dağıtılıyormuş!

Bu kitapta neler mi var?

Neler olduğunun ipuçlarını Deniz Som’un Türkiye İslam Cumhuriyeti’nde okuyarak öğrenebilirsiniz. Belki de, ”Delilleriyle Aile İlmihali” adlı yapıta sahip olmak için evlenmek lazım. Bence bu ilmihal sadece yeni evlenenlere değil, okula yeni başlayan çocuklara da verilmeli. Hatta ve hatta kundakta ki bebeklere de verilse yeridir. Mademki kültür hizmeti mademki, bedava neden almayalım sevgili yüzde doksan sekiz kardeşlerim. Madem büyüklerimiz böyle buyurmuşlar. Büyüklerimizden daha iyisini bilecek halimiz yok ya! Belki bu ilmihal sayesinde üç çocuğun sırrına da ereriz!

Bakın sevgili okuyucular sakın yanlış anlaşılma olmasın. Ben kimselerin yalancısı ya da günah tekesi değilim. Aşağıda ki tümceler yine Deniz Som’un, Türkiye İslam Cumhuriyeti yapıtından. Aynen aktarıyorum;


“12 Mart döneminde askeri cuntanın emrindeki Başbakan Nihat Erim anayasanın üzerine şal örtmüştü. ABD’nin himayesindeki İslamcı iktidar döneminde Başkomutan Abdullah Gül’de anayasanın üstüne türban örttü! Yalan mı?”


Yorum yok.
Yapıtı okurken okuduklarımdan çarpıcı bulduğum bazı alıntılar yaptım. Kimseyi suçlamaya ya da hor görmeye niyetim yok. Sevgili Deniz Som’unda öyle bir niyeti olacağını sanmıyorum. Sürçü lisan ettikse sevgili Deniz Som’un hoşgörüsüne sığınırım. Vaziyet böyle.


24.12.2010 Muhsin SALMAN

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun