Tiran Karşısında Zeus

Raskolnikov’un hayatı enteresan olayları konu alır. Tıpkı güzel bir resim gibi, tıpkı yükselen bir müziğin argümanı gibi. Ona göre hayat ya beyazdır ya siyah. Hepsi de kötülüğe benzeyen ihtirasların ve arzuların habercisidir. Tefeci kadınlara ve türevlerine karşı mücadele başlatmıştır. Onları, kalplerine hiçbir hırsızın giremeyeceği müstahkem zindanlara benzetir.

Dostoyevski eserinde cemiyeti ve cemiyetin çektiği sıkıntıları konu edinmek ister. Zaten cemiyetten ayrı yaşayan bir aydın düşünülebilir mi? Erkek kahramanlar kendilerini daha acımasız hadiselerin ortasında bulur.

Raskolnikov kim? Bir yandan hukuk öğrenimi görürken diğer yandan yoksullukla boğuşan bu gencin tefeci kadınla buluşması bir rastlantı mı? Yoksa provası yapılmış bir sahne gösterisi mi? Gerçek hayatında buna benzer olduğunu düşünen başka bir promete var mı?

Raskolnikov, insandan çok bir gölge. Senelerce insanları tepe tepe kullanan tiranın karşısında bir Zeus. Hürriyeti temsil eden bir adam.  Fakat tefeci kadın kim?

O dönemde insanlar açlıkla ve sefaletle yaşıyor, güç bela buldukları giyeceklerle ısınıyordu. Cemiyetin içinde yaşayan ve bir lokma ekmek bulamayan insanlar, tefecilik yapan tiranların ayaklarına kapanıyor, yalvar yakar borç alıyorlardı. Cemiyetin çektiği sıkıntıları görmezden gelen ağababaların kokuşmuş sistemini, tefeci kadın temsil ediyordu.

Hayat hakkında hiçbir bilgisi olmayan, hiçbir güçlük çekmeyen ve hayatın getirdiği etkenlerle şımartılan bu insanların karanlık ve sefil dolu hayatına ışık tutmak isteyen Dostoyevski’nin ne suçu var?

Nihayetinde cemiyeti temsil eden Raskolnikov, yoksulluğuna çare bulamadığı için tefeci kadından yakasını kurtarmak ister. İsteği karşısında olumlu bir yanıt alamayan Raskolnikov bir karar verir. Cemiyetin ve kendisinin yararına tefeci kadının ölmesi gerektiğini düşünür.

Zira bazen yaşatmak içinde öldürmek gereklidir. Fakat her öldürmekte ölmek değil midir?

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun