Televizyon Seyretmeme Hastalığı

Son günlerin en büyük sorunlarından birini yaşıyorum. Şimdilik ülkenin yarısı benim gibi aynı hastalıktan muzdarip. Bana kalırsa, diğer yarısının da önemli bir kısmı aynı hastalıktan muzdariptir. Örneğin, bir zamanlar ülkenin en çok satan gazetesi ülkenin en güçlü adamının kontrolüne geçince, halk bu en güçlü adamı fena cezalandırdı ve gazete satışları basiretsiz bir mahalle gazetesi seviyesine düşüverdi.

Dünya medya tarihinde, örnek olay incelemesi olacaktır bu durum. Benzeri bir olayı televizyonlarda da görüyoruz. Bir zamanlar ülkenin gündemini belirleyen kanallar, ülkenin neredeyse hiç seyredilmez denilen kanalının çeyreği etmiyor. Çünkü, halk her akşam aynı suratı görmekten bıktı.

Bana gelince: Televizyon Seyretmeme Hastalığına yakalandım.

Her akşam, eve gidip de ne yapacağım ki, diyorum. Kitap okuma serüvenim ve duş alma maceram olmasa belki eve de gitmeyeceğim; bu kadar yani!

İlk kâbus trafik sorunuyla başlıyor. Dur, kalk ile insanda mide, beyin, sinir kalmıyor.

İkinci kâbus, her akşam çüke benzer binaları görerek, onların ışıklarını izleyerek yaşanıyor. Mecbur muyum bu binaların gözümüze batan ışıklı reklamını seyretmeye ey gavat diye hem firmaya hem de reklam verene, hatta duvarı kiralayana, kiraya verene, duvara izin verene topyekûn saydırıyorum.

Üçüncü kâbus, yığınların bindirmesi olan insan seliyle geliyor… Kimisinin elinde telefon, bağırarak konuşuyor, kimisi yüksek sesle müzik dinliyor, kimisi oyun oynuyor, kimisi yazışıyor. Hepsi de cız, mız sesler çıkarıyor. İnsan beynine köpek sıçsa, bu şekilde eve gitmekten daha iyidir!

Dördüncü kâbusum, mahalle, apartman girişinde yaşanıyor. Hiç kimse gülmüyor, hiç kimse sohbet etmiyor, hiç kimse birbirine derdini anlatmıyor, herkes şikâyetçi ama kimse kimseye şikâyetinden bahsetmiyor; çünkü yerin altını bile dinleyen uzun adamın uzun kulaklarından korkuyorlar; bu kadar kâbus ile insanların damarına dahi işledi zillet!

Beşinci kâbusum eve girince yaşanıyor. Ne yapacağım? Açıyorum televizyonu…

Koyun alıp, tüccarlık yapan, sonra da parasını Yahudi tefecide değerlendiren, dünyanın en basiretsiz adamının filmi devlet kanalında oynuyor; adam da bastonuna titreyerek, dişlerini sıkarak ve çökmüş gözlerle salvo yaparak bize anırıyor. Kim izler lan bu filmi? Adamın kendisi çökük, elbette ülkeyi de çökertir. Üstüne üstlük, neredeyse yarı peygamber gibi sunuluyor.

Geçtim, adı gâvur kendisi Türk olan kanala. Sidikliğine tohum kaçsa CHP’den bilecek tipler sıra sıra oturtulmuş, karşılarına ise göstermelik akademisyenler. Demir yumrukla vuruluyor CHP kitlesine. Bu kanal da izlenmez, konuşmalar tuvalet kokusu gibi pis kokuyor, diyerek basıyorum kumandaya…

O da ne? Parasının yarısını yurt dışına açık,  kalan yarısını gizli kaçıranların kanalında ülke gündeminden eser yok; her şey magazin, masal ve fantezi…

En iyisi Ahaber diyorum. Çünkü, isterse bu kanalın sunucuları bir kadına 9 günde çocuk doğurtabiliyor; bundan adım gibi eminim. Bunu, net olarak gördüm. Mucize bu işte! Güneşin rengini siyaha boyayıp, bunun da suçlusunun kim olduğunu bize gizemli bir şekilde anlatabiliyorlar. Ufkum genişliyor, ama yalandan da karnım şişiyor.

Buradan da geçiyorum. Geçiyorum. Hepsini geçiyorum! Hepinizin Allah belasını versin diyerek geçiyorum. Her kanalda aynı resim var! Kiminde halka bağırıyor, kiminde ne dediği belli olmaz ifadeler, kiminde ise herkese hakaret ediyor. Ülkenin gördüğü en itibarsız resim, satışa çıksa para vereni ayıplarız. Fakat her akşam ve her saat seyretmek zorunda kalan halkım, resmen hastanelik oluyor.

Neyse, geldim Halk TV’ye. Aman tanrım, bir adam almış eline bıçağı! Televizyondan çıkıp, gelip, koltukta otururken benim karnımı yaracak! Ardı önü demirden bir zırva, saatlerce anlatıyor, üstüne neredeyse ansiklopedik kitap yazılacak kadar özellik sıralıyor. Sonuçta, b.ktan bir demirden yapılmış, bir ucu kesin alet işte. Neandertaller bile yapıyor bunu!

Olmuyor…

Basıyorum kumandaya. Tek mutluluk duyduğum ve adeta kendimi rahatlatan mucize alet bu kumada! Susturmayı da çok güzel yapıyorum. CeNeNe konuğu konuşurken basıyorum kumandaya, adam tam A diyor, B dedirtmiyorum!  Adam B diyeceği sırada sussss, ekranda beton gibi kalıyor. Basıyorum kumandaya, aaa, eeee, iiii… Kısacası, tekerleme söyletiyorum.

En güçlü olduğum an, bu andır! Fakat, bu durum bende hastalık seviyene geldi. Durum çok vahim. En iyisi kitap okumak diyerek, alıyorum elime bir kitap ve onun dünyasında kayboluyorum.

Size de tavsiye ederim!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun