Suudi Arabistan’da Kadın Olmanın Zorlukları (2)

Suudi Arabistan’da aile hukukunda kadının statüsü oldukça zayıf bir durumdadır.

Erkeklerin isteğe bağlı boşanma, çocukların velayetini alma ve dört eş edinme hakları bulunurken, kadınlar boşanma hakkına ancak evlilik anlaşmalarında yer almışsa, eşinin iktidarsız olduğunu ya da kendisini terk ettiğini ispat etmesi durumunda sahip olabilmektedirler.

Boşanma sonrası kadının nafaka hakkı yasal olarak bulunmamaktadır. Erkeklerin örfi olarak boşanmanın ardından eski eşlerine bir süreliğine yardımcı olması beklenirken, yapılmaması durumu yasal olarak bir sorun teşkil etmediği gibi yasal bir takip sistemi de bulunmamaktadır. Boşanma sonrası çocukların velayeti ise babaya verilmektedir. Babanın yetersiz olarak görüldüğü durumlarda ise, büyük anne-baba çocukların velayet hakkına anneden önce sahip olabilmektedirler.

Suudi Arabistan vatandaşı erkeklerin yabancı ülke vatandaşlarıyla evlenmeleri durumda eşleri ve sahip olacakları çocukları vatandaş olma hakkına sahip olabilirken, kadınların Suudi vatandaşı olmayan erkeklerle evlenmeleri durumda çocuklarını vatandaşlıklarını geçirme hakları bulunmamaktadır. Bu durumdaki Suudi kadınların, sadece erkek çocukları 18 yaşını geçtikten sonra vatandaşlık için yasal başvuruda bulunabilmektedirler.

Himaye sistemi ülkedeki her yaştaki kadınların erkek velilerinden (erkek kardeş, baba, eş gibi) izin almadan çalışmalarına, eğitim almalarına ve seyahat etmelerine izin vermemektedir. Sosyal alandaki kısıtların devlet eli ile sıkı kontrol altında tutulmaya çalışıldığı görülmektedir.

Ahlaksızlığı Engelleme ve Namus Koruma Komisyonu (al-hay’at al-amr bil ma‘ruf wa al-nahia ‘an al-munkar) kamu alanlarındaki davranışları, kadınların giyimlerini ve kadın ile erkekler arasındaki ilişkileri takip etmek ve kovuşturmak ile sorumludur. Genel olarak ‘Haia’ diye bilinen bu dini polis birimleri ülkede oldukça etkin bir konuma sahip olmalarının yanı sıra özellikle son yıllarda pek çok eleştirinin de odağına yerleştiler. Örneğin 2002 yılında Mekke’deki bir kız okulunda çıkan yangında  genç hayatını kaybetmişti. Bu olayda Haia’nın, kızların yanan okul binasını terk etmelerini ve itfaiye görevlilerinin de müdahale etmesini “kıyafet uygunsuzluğu” gerekçesi ile engelledikleri iddia edilmektedir. Haia, bu iddiaları reddetmiş ve açılan soruşturmada kendisine yönelik iddialar düşmüş; okul binasında sigara içen öğrenciler ile gerekli önlemleri almayan okul idarecileri ise olayın sorumlusu olarak belirlenmiştir. Başka çarpıcı örnekler ise, Haia polislerinin pek çok kez şüpheli gördükleri çiftleri trafikte takip etmeleri sırasında gerçekleşen trafik kazalarında ortaya çıkmaktadır. Benzer bir olayda kocasını kaybeden bir Suudi kadının açtığı dava hala devam etmektedir. 18 Gene 2010 yılında bir çifte, kadının gözlerini de kapatması için müdahale eden dini polisler, eşi ağır bir şekilde dövmüşlerdi. Bu olayda yargıya taşınmış, ancak dini polis haklı bulunarak karşı çıkan eşe 350 kırbaç cezası verilmiştir. Olaydan kısa bir süre sonra ise olayın gerçekleştiği yer olan Hail vilayetinde kadınların gözlerinin de kapalı olması gerektiğine yönelik bir karar alınmış ve kamuya duyurulmuştur.

Ancak özellikle son yıllarda Haia, yani dini polislere karşı kadınların mukavemet göstermesi giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. 2010 tarihinde bir kadının, dini polislere saldırması hem Suudi Arabistan’da hem de dünya basınında oldukça geniş yer almıştı. 2012 yılında alışveriş merkezindeki bir Suudi kadının, makyajı ve ojeleri nedeniyle müdahale etmek isteyen dini polislere karşı çıktığını ve kavga ettiğini gösteren videonun basında yer alması da bu açıdan önemli bir simgeye dönüşmüştür.

Dini polise karşı gelişen toplumsal tepki, Suudi kraliyet ailesinin de dikkatini çekmiştir. Hem toplumsal tepkileri yatıştırmak hem de Arap Baharının bölgede yarattığı değişim dinamiklerini ülke içerisinde yumuşatmak adına özellikle dini polisler konusunda çeşitli adımlar atılmıştır. Temmuz 2012’de Kral Abdullah dini polislerin başına ılımlı birini atamış, gene aynı yıl içerisinde gönüllülerin dini polis olarak görev yapması ve vatandaşlara ölçüsüz şiddet uygulanması yasaklanmıştır

Son gelişmelerin de etkisi ile dini polisin müdahalelerinde daha dikkatli olmaya çalıştığı görülmektedir. Dini liderlerin ve kurumların tam desteğini alan dini polisin örneğin alışveriş merkezinde kendileriyle kavga eden kadına yaklaşımları bu açıdan değerlendirilebilir. Genel Suudi gençler arasında moda olan alışveriş merkezlerine iç çamaşırlarını gösteren ince bir pijama benzeri kıyafetle gitmelerine yönelik dini polisin yaklaşımı da önceki dönemlere göre oldukça çekimserdir.

Ancak, dini polis teşkilatının yani Haia’nın 2013 bütçesinden oldukça büyük bir pay alması dikkat çekicidir. Haia’nın bütçesi 131 milyon Suudi Riyalı artarak 1.46 milyar riyala ulaşmıştır. Bu yıl içerisinde Haia’nın 40 yeni şube ve merkez açması planlanmaktadır. Öte yandan teşkilatın daha iyi bir kayıt sistemi oluşturmak ve “fikir güvenliğinin” daha iyi sağlanması amaçları ile bilgisayar ve altyapı sistemini modernize edeceği açıklanmıştır.24 Bir yandan dini polisin eylemleri kamuoyunda kısıtlanıyormuş gibi görünse de diğer yandan dini polis teşkilatına yönelik herhangi bir yasal reform yapılmamakta ve hatta sahip olduğu bütçe arttırılmaktadır. Bütçenin kullanılması planlanan projeleri de teşkilatın ülke içinde daha kurumsal bir yapı içerisinde yayılacağı sinyalleri vermektedir. Gönüllülerin görevlerine son vermesi, açılacak yeni şubeler ve teknolojik bakımdan altyapının desteklenmesi Haia’nın kayıtlı personelini ve teşkilat ağını genişleterek daha da kurumsal bir hale geleceğini göstermektedir. Bu nedenle de devlet eli günlük yaşama uygulanan bu sosyal baskıyı ve sınırlandırmaları gevşetmesi daha çok söylemsel zeminde kalmakta ve kurumsallaşarak devam ettiği görülmektedir. Bu durum devletin sosyal alandaki kontrolü kendi tekeli altına almaya çalıştığı şeklinde yorumlanacağı gibi bu tekelin sağlanması halinde reformcu hamlelerine uygun kurumsal yapıya da ulaşmaya çalıştığı şeklinde de görmek mümkündür.

Kadınların kimlik kartı sahibi olması gibi, ehliyet sahibi olması da ülkede hala tartışılmaya devam eden bir husustur. 1991 tarihli fetvaya göre kadınların araç kullanması yasaklanmışsa da, 2006 tarihinde dönemin Kültür ve Enformasyon Bakanı kadınların ehliyet başvurusu yapmalarının önünde hiçbir yasal engel olmadığını açıklamıştır. Ancak, bugün gelinen noktada kadınların araç kullanması hala bir sorun olarak ülke gündeminde kalmaya devam etmektedir. 2012 yılında gerçekleştirilen ve medyada kendine geniş yer bulan “Women2Drive” Kampanyası Suudi Arabistan’da kadın hakları konusunda alttan gelen baskıyı göstermiştir.

Manal El Şerif, başlattığı kampanyanın ardından işini kaybetmiş ve çeşitli baskılarla yüz yüze kalmıştır. Son yıllarda kadınlar, yasal olarak kadın hareketleri kuramadıkları için, karşılaştıkları kısıtlamalara daha çok sivil itaatsizlik tekniklerini kullanarak cevap vermektedirler.

Suudi Arabistan, sosyal hayata paralel olarak ekonomik alan da cinsiyetlere göre ayrılmıştır. Bu nedenle de kadınların sahip olabileceği ekonomik olanaklar sınırlı kalmaktadır. Ülkede eğitim ve sağlık hizmetleri, cinsiyet ayrımına göre düzenlenmiş olduğundan kadın çalışanların çoğu eğitim ve sağlık bürokrasisinde istihdam edilmektedir. Buna ek olarak, sadece kadınların ihtiyaçlarını karşılaması için düzenlenmiş alış veriş merkezleri, imalathaneler ve hükümet komisyonları da kadınların çalışabildiği yerlerdir. Mühendislik ve hukuk gibi alanlarda kadınların eğitim almasına geçmişte izin verilmez iken, artık günümüzde bu kısıtlar ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenle de gelecekte mühendislik ve hukuk alanlarında da kadın istihdamının gerçekleşebileceği düşünülebilir. Öte yandan Kral Abdullah döneminde, kadınlara daha fazla alanda iş imkânı oluşturulmaya başlandığı görülmektedir.

Pasaport idare bölümü, iç güvenlik, devlete bağlı insan hakları komisyonları ile Ticaret ve Endüstri Bakanlığı bu yeni dönemde kadınlara yer vermeye başlamıştır. Aynı zamanda, mühendis ve gazeteci birlikleri ile ticaret odalarında gerçekleşen seçimlere katılmaya da başlamışlardır.

Suudi Arabistan ekonomisinde kadının yeri oldukça sınırlı olmaya devam etmektedir. 2005 yılında tahta çıkan Kral Abdullah döneminde kadınların devlet bürokrasisi içerisinde önemli pozisyonlara atandığı gerçeğini bir kenara not etmekle birlikte devlet-dışı ekonomik alanlarda kadın istihdamı hala zayıf kalmaktadır. Ülkede kadın istihdamının %95 kamu sektöründe yoğunlaşmaktadır. Kamu sektörü içerisinde en çok tercih edilen alanlar ise %85 ile eğitim alanı ve %6 ile sağlık sektörüdür.

Sonuç olarak kadınlar, gene sadece kadınlara ve çocuklara hizmet veren alanlarda çalışabilmektedirler.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun