Sözümü Baştan Sona İşit!

Gözlerimi kapattım kulağımda bir ses… Tok, güçlü, kararlı, kaya gibi sağlam, insana güven veren hani tokat gibi gerçekleri yüzüne çarpan bir ses…

“Ey Türk ulusu!
Silkin ve kendine dön! Niçin yanılıyorsun? Bütün bunlar kendinden, kendi öz benliğinden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu.”

Bilge Kağan

Kendimi birden bire bugünkü Moğolistan’da buluyorum. Orhun yazıtlarının tam ortasında…
Tarih 732…
Hummalı bir çalışma var. Koca koca taşlara Bilge Kağan emir vermiş. Kardeşi Kültigin için bir anıt yapılacakmış…

“Tabğaç budun sabi süçig ağısı yımşak ermiş. Süçig sabin yımşak ağın arıp ırak budunuğ anca yağutır ermiş. Yağuru kondukda kisre ariyığ bilig anda öyür ermiş.”

Bugünkü  Türkçe’ye çeviri:

“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırır-mış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.”

Başımı kaldırıp taşlara bakıyorum harfler yabancı, kulağıma gelen sesleri dinliyorum sözcükler yabancı, insanlara bakıyorum yüzler yabancı , giysiler yabancı yoksa; atalarıma yabancı olan ben miyim?

Tek tanıdık olan içimdeki ses;

Oysa 732’de “özüne dön” dememiş miydi Bilge Kağan?
Nerede kaybettik biz özümüzü…?

Arap alfabesi miydi bizi özümüzden koparan, yoksa başka bir şey mi? Hala aynı alfabeyi kullanıyor olsak, özümüzü korur muyduk acaba? Yeter miydi özümüzü korumaya ?
Bilge Kağan belki de diyor ki anıtları yazdırırken;
Yazalım, yazalım ki gelecek nesiller özünden kopmasın, bizim yaşadıklarımızı yaşamasın bir halk açken nasıl doyurulur, fakirken nasıl zenginleştirilir, Türk nedir, içindeki güç nedir? Öğrensinler…

Türk nesli ders alsın.
Atalarının neleri başardığını kimleri dize getirdiğini bilsin.
Bilge Kağan, Kardeşi Kültügin, Veziri Tonyukuk ve daha niceleri gecelerce uykusuz kalmamış mıydı bu milleti kurtarabilmek için.
Unutulmasın diye verilen emekler

 “Taş yontturdum, gönüldeki sözümü bu taşa vurdurdum.”

Dememiş miydi?..

Önce yüzümde rüzgarı sonra çıplak ayaklarımda atalarımın ayak bastığı toprakları, çimenlerin ıslaklığını hissettim.
Gözümü açtığımda ise damarlarımda ki Türk kanını…
Ne kadar yabancılaştırılsakta bir gün bir Türk çıkar ve derki;

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Ve her şey yeniden başlar. Yeter ki kurtarıcı beklemeyi bırakalım. Kurtarıcı zaten içimizde…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun