Sizin hiç çocuğunuz oldu mu?

“Sizin hiç çocuğunuz oldu mu?

Benim oldu

Kör oldum.”

 

Gerçekten kör oldum. O günden sonra hiçbir şey görmez / göremez oldum. Çocuk henüz doğduğunda, daha vücudu hemşire tarafından yeni silindiği anda aldım çocuğu elime, minnacık, gözleri bile kapalı gibi, karnı kuş karnı gibi şişip, şişip iniyor, bacaklar çapraşık ve o haliyle yatırdım kolumun üzerine, çevreden, “kolundan aşağı düşer” demelerine aldırış dahi etmeden boyunu ölçtüm. Parmak ucu ve dirsek arası kadarcıktı. Bu ne böyle? Bu büyüyecek, devasa bir insan mı olacak? Hiç aklım almadı. Ses yok, kafa istemsizce sağa sola sallanıyor, sonra anlık bağırıyor; sanki kendi iç dünyasında birileriyle kavga yapıyordu…

 

Sıkı durun…  Bağırıyor, delleniyor ama sonra ansızın susuyordu. Bazen o sessizlik çok abartılıyordu. Ana veya bana olan herkes muhakkak yapmıştır, ben de yaptım: Derin derin uyurken yanına sessizce yaklaşıp, kulağımı kalbine götürüyorum. Soluk almıyorsa, o dakika kıyamet kopartacağım, fakat soluk alıyordu… O anda benim dudaklar yırtılırcasına kasılıyordu. Sessizden gülüşümün sesini çevremde duymayan kalmıyordu.

 

Defalarca, kaç gece, kaç gündüz… Kimselere görünmeden nefesini dinledim, kalbini inceledim ve soluk alış-verişini izledim, kaç zaman yaptım, bilinmez!  Bazen anlık ağlamasına huylandım, anında poposunu kokladım; aynen kokladım, hem de zevkle kokladım; altına pisledi mi diye mmmm diyerek çektim kokuyu… . Siz hiç popo kokladınız mı? Kendi çocuğunuzun bokunu koklamanın ne büyük bir haz, ne büyük bir mutluluk olduğunu ancak anne ve babalar bilir!

 

Ayaklarını feldir feldir oynatmasını, burnundan akanların silinmesini saymıyorum… Kucağıma işemesini de saymıyorum. Kendi çocuğunuzun yellenmesi, dünyanın henüz icat edilememiş parfümüdür. Yemin ederim ki, öyle bir parfüm icat edilemez! Çünkü en yoğun parfümde bile insan istemsizce geriye kaçar, fakat çocuğunun yellenmesine isteyerek koşar.

 

Bana göre ilk önce baba dedi, çünkü anne demedi. Annnn gibi bir ses çıkardı ama herkes onun anne olduğunu düşündü. Oysa çocuk o sesleri inlemeyle çıkardı. Zaten anne demesi için çocuğun Türkçe ses uyumunu bilmesi lazım; ana ise hiç demedi. Ama baaabbb sesi bilinçli çıkmıştı. Kimseyi inandıramamış olmamın bir değeri yok; ben böyle olduğuna inanıyorum.

 

Biz çocukken, altımız sürekli kuru olsun diye analarımız, uzak bayırdan tanelenmiş (toprak ve taş arası bir hal almış) toprak getirirdi, onula popomuzu sarardı. Ben büyük boy beş torba bayır toprağını sıçarak tüketmişim. “O topraklara ne oldu?” diye sordum anama, “soyka çıksın, attık, gitti” dedi. Şimdiki çocukların altına bez gibi bir halt sarılıyor. Hiç hoş değil ama insanlar ve insanlık değişiyor, çaresiz kabul ediyoruz. Oysa ben bayır toprağı getirmeye razıydım. Marketi zengin ettik. Çocuğun yeme maliyetinden, yediğini çıkarma maliyeti daha fazlaydı. Bu bez işi tüm ana, babaları bozdu. Üretene lanet olsun.

 

Çocuk kokusunu almayanınız varsa, ivedi olarak çocuk sahibi olsun. O çocuk kokusu insanı eve bağlar, işe bağlar, topluma bağlar, hatta geleceğe bağlar, hayata bağlar. Eğer az da olsa yaşamın bir anlamı olsun diyorsanız, öyle tek tabanca hayatla mutluluk narası atmayın, ben inanmıyorum, alın kucağınıza bir çocuk, onun şaşkın gözlerine bakın, bağrınıza basın, sırtınıza alın, havaya atıp, gülerek havada tutun… İşte en muhteşem zaman geçirme şekli budur…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun