Siyaset mi kirli Yalanlar mı, Yoksa İnsanlar mı?

Siyasetin neden kirli olduğunu yazmanın böyle 3 sayfalık bir makale ile anlatılamayacağının bilinciyle özet geçerek yazmak zorundayım. Vaktim olsa bu konu da kitap bile yazabilirim. Çok geniş bir tarihçeye girmeden ülkemizin son 25 yılını, çeyrek asırlık siyasetini anlatarak yazmaya başlayalım. Parti ismi vermeden yazacağım için biçtiğim elbise kime uyarsa o üzerine alır giyer zaten.

Önce siyaset neden gerekli onun cevabını verelim. Teknoloji toplumlarında iletişimin dijitalleşmesi ve yönetimin yazı ile yapılması kaçınılmazdır. Nüfusun çoğunluğu ve yaşam materyallerinin fazlalığı ister istemez bunları idare edecek, kontrol edecek bir yönetim mekanizmasına gereksinim duyurmuştur. Köylerde önce muhtarlıklara alışan insanlar belde ve şehirlerde kaymakam ve valiler daha sonra metropol alanlara gidince de milletvekili ve bakanlar ile kısacası en güçlü en büyük kontrol mekanizması olan devletle tanışırlar. Devleti idare eden de hükümetlerdir. Yani siyasilerdir. Siyasi partiler dışarıdan bakıldığında demokrasinin gereği, olmazsa olmazı vb görünürler, ama realist uygulamalarda devlet dediğimiz, olanaklar mekanizmasını her dönem başkasının kullanma hakkının logolaştırılmış halidir. Yani ülkeyi 600 kişi yönetir 83 milyonun varlığını kullanır. 600 kişiden kastım meclisteki milletvekili sayısı gibi algılanmasın. Rakam temsilidir. Bunlar siyaseti oluşturan koltuk sayılarıdır. Hükümeti ise 301 kişi temsil etmeye yeterlidir.

Şimdi gelelim bu koltukların elde edilmesi için uygulanan yöntemler ve siyasetin kirliliğine. Siyaset yalan söyleme ve inandırma sanatıdır aynı zamanda. Eğer hitap ettiğiniz toplumun zeka yapısı sizin yalanlarınıza inanacak seviyedeyse sorun çok olmaz. İktidarınızı istediğiniz gibi şekillendirir, yıllarca hüküm sürersiniz. O zaman Türkiye’nin zeka seviyesine bir bakalım. NTV nin 2017 de yayımladığı bir haber yazısındaki bilgiler.

Ulusal IQ skorları araştırmasına göre, en yüksek IQ seviyesine sahip iki ülke 108 puan ile ile Hong Kong ve Singapur. Güney Kore 106 puanla bu ülkeleri takip ederken, en düşük IQ seviyesine sahip ülke ise 59 puanla Ekvador Ginesi olarak açıklandı.

Türkiye ise zeka seviyesi konusunda pek umut verici bir sırada değil.

Bizim ülke 90 puana sahip, yani listenin ortalarında yer alıyor…

Bu araştırmalar, farklı kurumlar tarafından da yapıldı…

Türkiye, farklı kurumlarca yapılan testlerde de ortalama 88 ile 90 arasında bir IQ düzeyi ile orta sıralarda yer aldı.

Bu arada, bilinen IQ derecelerini belirtelim…

Zeka Engelli 20-34 Embesil 35-49 Geri Zeka 50-69 Sınırda Zeka 70-79 Donuk Normal Zeka 80-89 Normal Zeka 90-109 Parlak Zeka 110-119 Üstün Zeka 120-129 Dahi 130-150!

Ölçümde kullanılan testler tamamen mantıklı sonuç çıkarmaya dayalı. Dolayısıyla ölçüm biçiminin kültürle, dini inançlarla ya da subjektif bir konuyla ilgisi yok.

IQ SIRALAMASINDA İLK 10

1. Hong Kong 108 puan 2. Singapur 108 puan 3. Güney Kore 106 puan 4. Japonya 105 puan 5. Tayvan 104 puan 6. İtalya 102 puan 7. İzlanda 101 puan 8. Moğolistan 101 puan 9. İsviçre 101 puan 10. Avusturya 100 puan!

Q SIRALAMASINDA SON 10

39. Lesotho 67 puan 39.Liberya 67 puan 39. Saint Kitts 67 puan 39. Sao Tome Adası 67 puan 40. Gambiya 66 puan 41. Kamerun 64 puan 41. Gabon 64 puan 41. Mozambik 64 puan 42. Saint Lucia 62 puan 43. Ekvator Ginesi 59 puan Yapılan araştırmalar zeka düzeyinin gelişimin birçok farklı unsurun etkisi altında olduğunu ortaya koyuyor. Bunlar arasında doğuştan gelen genetik etkiler, iklim ve beslenme koşulları, gelir düzeyi, ailenin öğrenim düzeyi gibi birçok farklı unsur yer alıyor. IQ düzeyini insanların taşıdıkları genlerden beslenmeye kadar birçok unsur etkilese de, en belirleyici etki eğitim sisteminden geliyor.

Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alıyor.

Evet bu bilgiyi neden paylaştık. Siyasete oy verenlerin önemli bir kısmının zeka durumlarını irdelemek gerekiyordu. Daha önce Ahmakların gücünü hafife almamak ve aptallarla yaşamak başlığı adı altında yine bu sitede yazmıştım. (Yazımı okumak için buradan ulaşabilirsiniz.)

Aslında çok uzun yazmaya da gerek yok. Her şey ortada. 3 yaşına kadar şekillenen çocuk beyni nasıl beslendiyse ve ne kadar huzurlu yaşadıysa zeka seviyesi de o derece oluyor. Siyasetin belirleyicisi ve hükümcüsü ikna etmek. İkna etmenin içinde aldatma, yanıltma, zihin değiştirme vb hepsi yer alıyor ve siyaset bunların hepsini içine alıyor.

Yalanın siyasetteki yeri

“Yalanlar çoğu zaman gerçeklikten çok daha makul, akla çok daha yatkındır. Çünkü yalancı, izleyenin ne duymak istediğini ya da nasıl bir beklenti içinde olduğunu önceden bilmenin sağladığı avantaja sahiptir” diyor Hannah Arendt.

Nazilerin ünlü propaganda makinesi Joseph Goebbels’in,

“Yeterince büyük bir yalan söylerseniz ve tekrar ederseniz bu yalanı sürekli hale getirirseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlayacaktır.” 

Sürekli yalana maruz kalan kitleler, zihinsel dünyalarında var olan gerçeklik zeminini yitirmekle kalmıyor daha da kötüsü bu zeminin kaybından doğan boşluğun yarattığı negatif durumları değerlendirmekten aciz bir hale düşüyor. Bunun ardı sıra siyasetçi tarafından domine edilen bir yalan, vatandaş eliyle kamuoyunda meşruiyet kazanıyor. Ürkütücü olan, bu tablo nihayetinde her türlü fikri manipülasyona açık kitleler ortaya çıkmasına neden oluyor. Politika yapma eylemini yalan üzerine oturtan liderlerin en belirgin özelliklerini, “ahlâki olarak hiçbir değere sahip olmama”, “retoriksel kıvraklık” ve “konjonktürel kayganlık” olarak sıralayabiliriz. İnsanların “cahil” olduğu varsayımından hareket eden ve onun ilkel duygularını ele geçirmeye çalışan bu politikacı tipiyle uygar dünyadan yaşadığımız kopuş hızlandıkça daha fazla muhatap olacağımıza hiç ama hiç şüphe yok.

Toros Üniversitesi öğretim üyesi ve yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Özer hocamın Politik Yol sitesinde yeni yayımlanan bir yazısından küçük bir alıntı yapalım.

Siyasetin hedefi mutluluk oranını artırmak. Peki mutlu olabilmek için ilk ve en ağır şart nedir bakalım. “Mutlu olmak için huzurlu olmak lazım, çünkü mutluluğun alt yapısı huzurdur. Kiynikçilere göre huzurlu olmak içinse erdemli olmak lazım.” Erdemliliğin gerekleri ise bağımlı olmamak, yani gerçek anlamda özgür olabilmektir.

Gündüz fenerle adam arayan bir adam: Sinoplu Diyojen Bir gün Aristo’nun öğrencisi de olan İmparator İskender’e methi gider Diyojen’in. İskender hemen emreder “Alın getirin bakalım nasıl bir adam bu Diyojen dedikleri”. Askerler bir fıçıda yaşayan Diyojen’in kapısına dayanırlar. “İmparator seninle görüşmek istiyor” derler. “Buyursun gelsin, ben müsaittim” der onlara Diyojen. Şaşkına dönen askerler gidip büyük İskender’e olayı iletirler. Küplere binen genç imparator kızarak ayağa fırlar, peşinde onlarca askeri ile Diyojen’den hesap sormaya gider. Bir fıçının yanına geldiğinde, “İşte burada yaşıyor efendim” derler krala. İskender küçümseyen bir tavırla iğrenerek ona üsten bakıp “Ben Kral İskender” der, Diyojen bulunduğu yerden istifini bozmadan “Ben de köpek Diyojen” diye cevap verir. İskender ilk şoku yaşar, Diyojene “Ben koca bir imparatorum, bir emrimle seni yok edebilirim, sen benden hiç korkmuyor musun?” deyince, Diyojen ona “Niye, sen kötü biri misin ki senden korkayım” diye cevap verir. İskender bu cevap üzerine ne yapacağını şaşırır, kendini iyi bir kral olarak gören kişi kötüyüm diyemez, iyi biri olarak da ona kötülük yapması uygun düşmez. Bu durumda başka bir yola başvurur, karşısındakini aşağılamak için: “Bir şey iste, sana bahşedeyim, o zaman kudretimi gör” deyince Diyojen şöyle bir bakar, kendisi ile onu ısıtan güneşi arasında duran İskender’e “Bana güneşi verebilir misin?” İmparator bu istek karşısında ilk defa güçsüzlüğünün farkına varır ama pes etmez “Güneşi veremem ama onun dışında dile benden ne dilersin” dediğinde Diyojen ona şu ünlü yanıtı verir: Gölge etme başka ihsan istemez senden. Koca İskender fıçıda yaşayan bu zavallı gibi gördüğü adamın karşısında yenilmiş olarak oradan ayrılırken, “Ben İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim” dediği söylenir. Bu karşılaşmadan bir süre sonra doğuya sefere çıkar İskender. Gücün ve Hindistan’daki altınların, toprakların, taç ve tahtın peşine düşer. Giderken yolu üstündeki mezarlıkta Diyojen’in bir şeyler eşlediğini görür, durup, “Ne arıyorsun ihtiyar?” diye sorar. Diyojen “Baban Kör Filipin kemiklerini arıyorum, ama kralın kemikleri ile kölelerin kemikleri birbirine karıştığı için kimin kemiği kime ait belli değil, seçemiyorum” der. İskender verecek cevap bulamaz, başını sallar ve yoluna devam eder. Hindistan yollarında fethettiği topraklar bir kaya parçası gibi dağılıp giderken hastalanıp yatağa düşer. Ölümü düşününce Diyojen aklına gelir, “Demek ki bir süre sonra binlerce yoksul köle gibi öleceğim, kemiklerim onlarınkinden ayrıt edilemeyecek”, ölümün onları eşitleyeceğini hayretler içinde düşünür ve bir süre sonra ölür.

Hocamın bu yazısını neden alıntıladım. Siyaset yapanların tatmin edilemez bir hedon yapıya sahip olmaları (en başta olmasalar bile o güç zehirlenmesi buna yol açıyor) onların taahhüt ve yalan üzerine koltuklarını korumak ve seküler yaşantılarını sürdürebilmeleri için her yola başvurmalarına yol açar. Sonunda mitomanik depresif bir hastalığa tutulurlar ki sadece düşmemeye odaklanırlar. Bunların düşmesini ise zeka seviyesi dünya sıralamasında 50’lerde kalan ülke insanı sağlar… Siyasetin kirlenmesinin nedeni işte tam olarak da budur. Yani, yalanın saltanatının sürmesidir. Buna itiraz edenler ise, o mitomanik yapı tarafından hain ilan edilirler. İşin garibi, o yapının hain ilan ettiklerine onlara poy verenlerde; hain gözüyle bakıp kahve sohbetlerinde merkezi dil geliştirebilmektedirler. Bu kadar yeter sanırım. Birbirimiz anladık.

Hepinize sorgulayıcı, araştırıcı ve düşünerek yaşamayı tavsiye ederek esenlikler diliyorum.

Gazeteci /Yazar/Danışman Dursun Uzun dursunuzun33@hotmail.com’a eleştiri ve önerileriniz bekliyoruz. Hangi konuda yazmamı isterseniz de belirtebilirsiniz.. Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun