Siyah Rugan Ayakkabı, Beyaz Çorap…

Anneannem tam bir cumhuriyet kadını idi. Atatürk hayranı, milli bayramların sadık takipçisi.
Sekiz yaşında, Bulgar zulmünden kaçıp Türkiye’ye göç eden bir ailenin kızı. Göç esnasında yaşananları çok iyi hatırlayan Atatürk’ü görme şansına ermiş, devrimleri birebir yaşamış kadın için bu sevgi ve bağlılık bir ibadet gibi idi ondan bizlere geçti…
Çok küçük yaşlardan itibaren, beni de devamlı yanında götürürdü bayramlara önce el ele, sonra kol kola. Bayram olmasa bile, cumartesi günleri ordu evinin bulunduğu Alaaddin tepesinin orada yapılan bayrak çekme, sonrasında indirme merasimlerinin de vazgeçilmez takipçileri idik.
Benimse en sevdiğim bayram Otuz Ağustos Zafer Bayramı, akşamında yapılan fener alayı ise kelimelere sığmayacak kadar muhteşem olurdu benim gözümde.
Erkenden hazırlanıp gitmek, resmi geçidin yapılacağı caddenin, sağlı sollu kaldırımlarında en önde yer kapmak için gerekli idi. Hatırlıyorum da o zamanlar insanlar tertemiz bakımlı daha da önemlisi birbirine çok saygılı idi. Başkasını rahatsız etmemek için aşırı özen gösterilirdi, asla itiş kakış olmazdı.
Uzaktan duyulan bando sesleri merasimin başladığını işaret eder, ilk görünen bando birliği, ardından askerlerin ahenk içindeki yürüyüşü, insanın içindeki vatan sevgisini zirveye taşır.
Sonrasında süslenmiş bayraklarla donatılmış kamyon kasalarında şehrin esnafları sıraya geçer, kasaların her biri de kendi üretimleri ile doludur, zaman zaman halkın üzerine atarlar, en ufak bir karmaşa olmaz, herkes yukarı kaldırdıkları ellerine düşene razı olur, hatta biri bir şey kapınca yanındakiler tarafından alkışlanır. Bende bir kaç kez atılan şekerlerden nasiplenmiş ve çok mutlu olmuşumdur.
Son kutlamaya gittiğim de tahminen 15, 16 yaşında olmalıyım, yine her şey muhteşem, coşku zirve de, bir ara arkamdan gelen hafif bir ıslık sesi dikkatimi çekti, hafifçe dönüp baktığımda dünya güzeli bir genç bir çocuğun bana baktığını gördüm, gülümsedi bende gülümsedim. Tören bitinceye kadar bir daha dönüp bakmadım.
Tören bitip de eve dönerken anneannem ” karşı kaldırımdaki gençler bizi takip ediyor “ dedi, o yöne baktım aman Allahım gülümsediğim çocuk!  Çok korkmuştum ama belli etmedim.
“Hadi Melahat ablanlara bir uğrayalım” dedi anneannem, çok sevinmiştim onların evleri bizden bir sokak ötede idi, böylelikle takip edilsek bile nerede oturduğumuz anlaşılmazdı…
O günün üstünden haftalar geçti, akşam üzeri mahallede herkes kapı önlerine çıkar, kimi bir minder alır altına kimi tabure sohbet muhabbet gırla gider. Ben de kapı önündeyim, köşe başından iki kişi döndü, biraz yaklaştıklarında kalbim duracak gibi oldu. O çocuktu biri, gülümseyen çocuk.
Sonrası tam bir hayal kırıklığı, siyah rugan ayakkabı, beyaz çorap, üstelik ayakkabının arkasına basılmış elinde tesbih. Tam önümden geçerlerken yüksek sesle yaptıkları için rahatça duyabildiğim konuşmaları ise tam bir facia….
“Hadi len, cuma namazından kaçan adamdan hayır mı gelir”, babasına Davut hocanın sohbetine gidiyorum deyip, yeni sinemaya gidiyormuş.
Bir an dönüp bakınca göz göze geldik, içeri nasıl kaçtığımı hatırlamıyorum ama 15 gün kapı dışarı çıkmadığım kesin.
Şimdi çok iyi biliyorum ki günümüzdeki yobazlığın ona bağlı cehaletin tohumları yıllar öncesinden atılmış.
Ben anneannemin izindeyim eminim torunlarım da benim izimde olacak…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun