Sistemin Tükettikleri

Hemen şimdi yazmalıyım, biliyorum ki şimdi yazmaz isem, belleğim her zaman yaptığı gibi, o günleri anımsanmak istenmeyen yaşanmışlıklar çöplüğüne atacak!
Sayfam da yenilerde eklenen birkaç isim ve onların profil fotoğrafları, merakla girdiğim sayfalarında gördüğüm fotoğraflar. Tanıdığım da genç kızlığa yeni adım atmış olan bu yüzler, şimdi çocuk sahibi erişkinler. Her biri benim için çok özel, sevmişim onları, her birinde kendi gençliğimi yaşayarak, o halde neden anımsamak acı veriyor?
Geçmişe dönüp baktığımda bana önerilen mağaza yöneticiliğini kabul ettiğim güne lanet olsun, KAPİTALİZM’i tanıyan biri olarak kişiliğimle asla bağdaşmayacak bu işi nasıl kabul ettim ki?
Geçmişi sorgulamanın bir anlamı yok, ancak sayısını tahmin edemeyeceğim kadar fazla genç kıza sanırım bir özür borcum var.
Onlar sadece MÜDÜR Hanımı tanıdılar, onları işe alan, işten çıkaran, eleştiren, uyaran buz dağı gibi bir kadını,
OYSA..!
İçimde kopan fırtınalar sessizdi, sessiz olmak zorunda idi.
Benim görevim doğru elemanlar çalıştırıp patronlara para kazandırmak, bunun için de her eleman en iyi olmak zorunda.
Dağınık ürünler toplanmadığında, müşterilere abla ya da teyze diyerek hitap ettiğinizde, kendi reyonlarınızda yalı kazığı gibi durduğunuz da (Çiğdem kulakların çınlasın.) daha bir sürü şeyde neden çıldırdığımı çoğunuz anlamadınız .
Sadece patronların bana ödediği oldukça iyi paranın karşılığını vermek değildi gayretim. Eğer istenen verim alınamaz ise, işten çıkarmam gerekiyordu ve beni asıl çıldırtan bu idi. Kalabilmeniz için verdiğim mücadeleyi çoğunuz anlamadınız bile…
Bu durumu anlayabilecek kadar zeki olanlar, zaman için de bana ‘ana’
demeye başladı, bu öylesine teselli edici bir şeydi ki, İstanbul’a mal almaya gittiğimde, büyük firmaların yalaka temsilcilerinin mal satmak adına ‘hanım ağa’ demelerinden çok fazla mutlu kılardı beni…
Gerçek olan, bir kaçının dışında hepsini en anaç duygularımla sevdim.
Gelelim o sabrımızın ve dayanıklılığımızın sınandığı iki güne…..
Sene sonu, sayım yapılacak. İki katlı mağaza, yedi satış reyonu onbinlerce sayılması gereken ürün.
İlk akşam keyifli geçti. Ahmet Kaya şarkıları dinleyerek, yardımlaşarak, zaman zaman şakalaşarak, sabaha karşı sayımı bitirdik. Ölesiye yorgunduk ama sonuçta bitmişti. Ne var ki muhasebeci kontrol ettiğinde tüm sayımın yanlış olduğu ortaya çıktı. Hadi yeni baştan, kimse evine gidemedi, dinlenemedi. İkinci gün, gece yarısı gücümün tükendiğini hissettim, odama geçip biraz uzandım, uyumuşum, uyandığımda panik içinde kapalı devre kameralardan reyonlara göz attım, kimse görünmüyordu paniğim iyice arttı, odadan dışarı çıktığımda, hemen merdivenin başında, yerde biri uyuyordu, sonra gördüm ki tezgahların üstünde, soyunma kabinlerinde, mutfakta, depoda kim nereyi bulmuş ise orada uyumuş.
Bu çocuklar, asgari ücretle çalışan, tek kaygıları aile bütçesine katkı sağlamak olan, müşteri varsa 12, özel günlerde 15 saat mesai yapan güneşe hasret çocuklar, bir an da hepsinin yüzünde kendi çocuklarımın yüzünü gördüm, ağlamaya başladım kendimi durduramıyordum, belki de onlarla birlikte kendim için ağlıyordum.
DOĞRU YA, ASLINDA SİZİNLE BENİM ARAMDA HİÇ BİR FARK YOK..!
Bizler aynı sistemin köleleriyiz, sadece beklentilerimiz farklı. Sizi de beni de bu sisteme köle yapan,onurlu yaşamanın bile para ile sağlandığı bir zamanda yaşıyor olmamız ,siz ev kirası, elektrik parası, kılık kıyafet, öksüz kalan yeğen, hasta anne, sarhoş baba yüzünden buradasınız, ben ise ölen babalarını yokluğunu çocuklarına hissettirmemek adına, biri üniversite de okuyan, diğeri okulu bitirmiş evlenmek üzere olan iki evladım için buradayım.
Dedim ya KAPİTALİZM tanıdığım bir kavram idi, ama kirli çarkın içinde olup o çarkın içinde ezilenleri, sömürülenleri görmek, istemsizce de olsa içinde olmak, korkunç bir şey..!
Sonunda kanser olup işi bıraktığımda, (abarttığım sanılmasın) o kadar rahatlamışım ki aylarca uyuduğumu söyler çocuklar…
Rahmetle anmak istiyorum KAZIM KOYUNCU‘yu;
“BENİ ÇAY DEĞİL SİSTEM KANSER ETTİ…”

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun