Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?

Aklımın çalkantılarında, ruhumun gel-gitlerinde…
Daha da önemlisi ve tehlikelisi, duygularımın ihanetinde…
Gönül denen bu muammalar deryasının, çalkantılarından payıma düşenin, sen olmuşluğunda…
Ben sana vurulup, kesildim…
Sen aşkın lila alevlerinde, bir başkasına gönül vererek yanmalara durdun…
Bu bir illet gibi ömrümün bahar çağından beri, adeta yakamdan düşmeyen bir virüs oldu, yapıştı…
Hayatımı zehir, dünyamı dar etmecesine…
Bu öyle bir illet, lanet ve musibet oldu ki…
Ne kurtuldum, ne ondum,döndüm durdum bu kısır döngünün, çarkı feleğinin, orta yerinde…
‘’ – Benim sevdiklerim beni sevip, beğenip, almadı…
…Beni sevenlere de, benim gönlüm düşmedi.‘’
Oldum-olası bu kıskaçta, iki arada, bir derede kalarak, tükettim şu fani ömrü…
En sonunda tüm renklerden oluşan, hayat denen bu küpün içinde, pamuk şekerler gibi, girdim renkten, renge…
Gün oldu kapışılsam da…
Çoğu kere, itibarsızlıklarda, yüzüme bakılmamışlığında adeta, tohuma kaçmışcasına, bayata kalıp…
Biçarelikler de gün tüketerek, vurdum ömrümü, dağa taşa, çaldım aklımı, yerden yere…
Sonunda olup çıktım, çok renkli, deli-deli küpeli denen türden, bir divane …
O gün-bu gündür…
Ne İsa’ya, ne Musa’ya nede, insan geçinen,alem içinde alemde, yiten…
Kiminin libası yok, kimi libasın içinde, giyinen insanı yok, denenler dışında…
Kalan hiç bir canlıya, yaranamamalarda…
Kah bitimi-sirkemi döküp, saydım…
Kah, ipe un serdim…
Kah, yoğurt mayaladım, göle…
Gelin-görün ki, an itibariyle…
Sadece sıfırı değil, zırnık kadar aklımı da, kaybetmişliğimle…
Olup,çıktım,tepeden tırnağa, ateş böceğiyle, ateşe uçan, pervane…
Kaybolmuşluğumla ben, benden…
Ateş böcekliğinden ibaretliğimde…
Ondan olmalı, şimdilerde sorar dururum, önüme çıkan herkese…
‘’ – SEN, HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ?‘’ Diye…
Sahi, fırsat bu fırsat, yeri gelmişken sorayım, sana da…
‘’ – SEN, HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ?
‘’ – SEN, HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ?‘’

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ
Ereğli / Konya
21 / 07 / 2018

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun