Şarkılar Bizi Söyler…

“Henüz vakit varken gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz,
ben  bir gece, şu mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmurla karışarak.”

NAZIM HİKMET

Bu şiir birden geldi aklıma ve bununla başlamak istedim yazıma, Büyük Usta’ya selam çakarak saygıyla…

Böyle de yaşanıyormuş dostlar. Onbeş gündür evde tecritteyiz. Her sabah “Günaydın” diyerek başlıyoruz güne, aydınlanmasını umarak. Eski tabirle mütekaid yani emekliler olarak ‘sokağa çıkma yasağı’mızı ilan ettik hem kendi, hem de toplum sağlığımız için. Ancak sağlık camiası başta olmak üzere, çalışmak zorunda olanların işleri çok zor. Sosyal devletin nasıl olmadığını, tedbirlerin yetersizliğini acı sonuçları ile görüyoruz. Annemin deyimiyle “Kara gün kararıp kalmayacak elbet geçecek” de daha fazla delip geçmesin. Tüm hayatı emekleri ile hayatı kolaylaştıranlara binlerce teşekkür.

Şarkılar bize eşlik ediyor bugünler de çokça. Her biri ayrı güzel, tınısı, hatırası, hissettirdiği duygu, dokunduğu nokta farklı. Kiminin bestesi, kiminin güftesi unutulmaz. Biri mutluluğa eşlik ederken, diğeri bir yarayı kanatır taa en derinden. Hepsinin ayrı hikayesi var. Çıkış noktaları farklı olsa da insana dair duyguları hep aynı, bize eşlik eden. Aralarında gezerken bazılarının sizlerle de paylaşmak istedim hallerimi…

“Öyle dudak büküp hor gözle bakma,
Bırak küçük dağlar yerinde kalsın.
Çoktan unuturdum, ben seni çoktan,
Ahh bu şarkıların gözü kör olsun.”

Avni Anıl ne güzel can vermiş, Şahin Çandır‘ın sözlerine. Ama şarkıların gözü kör olmasın da anlatsın bizi bize, en güzelinden, duygulara tercüman olsun.

“Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” diyor,
Müzeyyen Senar muhteşem yorumuyla. Biz değil miyiz sevdiğimizi kalbimizde en yüce yere koyup, kimselere değişmeyen, hatta kurban olan. Bazen de aradan zaman geçince Selahattin Pınar‘ın eserindeki gibi;

“Nereden sevdim  o zalim kadını,
Bana zehr’etti hayatın tadını.
Sormayın söylemem asla adını.”

diye anmak bile istemeyen.

Tiyatronun öncü kadın sanatçılarından Afife Jale ile yaşadığı, büyük ama acılı ve serüvenli büyük aşkın sonunda yazmış bu notaları.

“Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın.
Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın.
En güzel günlerini demek bensiz yaşadın.”

diyerek belirtmiş kırgınlığını sevdiceğine.

Zamanında teyzemden çok dinlediğim bir şarkı var.

“Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime,
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

Bu şarkının kahramanı daha onüç yaşındaki bir ‘çocuk gelin’ edilip gurbete gönderilen. Bilinmezliklerle dolu yolculuğunu bu dizelerle anlatmış bize, acısına ortak etmek isteyerek. Bugün bile kanayan bir konu bu bizim coğrafyamızda.
Kızların okuması, ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmesi ve çağdaş bir yaşam sürebilmesi için mücadele eden canım Türkan Saylan’ı ve tüm gönülllülerini şükranla anıyorum verdikleri emekler için.

“Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım.
Bazen gözyaşı oldu,bazen içli bir şarkı”

diye başlayan başlayan bu şarkının sözleri bir kaymakam tarafından yazılmış.

Demek ki bir zamanlar böyle sanatçı ruha sahip devlet adamlarımız varmış. Şimdi de vardır belki ama görünür olanların nitelikleri, öncelikleri çok farklı. Hele halka karşı tutumları gözler önünde maalesef. Anladınız siz ne demek istediğimi canlar…

“Bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz.
Derinden bakınca gözlerinize neden başınızı öne eğdiniz?
İçimde uyanan eski bir arzu, dedi ki yıllardır aradığın bu.
Şimdi  soruyorum büküp boynumu, daha önceleri neredeydiniz?”

Şu naifliğe bakar mısınız? Rüyalarında görüp aşık olduğu kadına yıllar, yıllar sonra bir okul önünde rastlayınca şair geç kalmışlığını böyle dillendirmiş. Bazen arzuladıklarımız çok geç çıkmaz mı karşımıza? Neden sonra imkansızlar gerçekleşecek gibi olur ama “Ya ben erken geldim, ya sen geç kaldın.” dizesi denk gelmemişliğin özeti sanki…

“Değdi saçlarıma bahar gülleri” şu sözlerle devam ediyor.

“Gözlerin yoldadır kulağım seste,
Ben seni unutmam en son nefeste,
Nazende sevgilim aklıma düştün.”

Sevilen, unutulur mu hiç en son nefese kadar. Kendini hatırlatmak için hep bir fırsat kollar. İnce bir sızı olur en derinde, bazen de bekleyiş için umudu hep canlı tutan iyileşmeyen yara kabuğudur gönlümüzde. Beklenenle beraber yaş almaktır, tüm sevdiklerimiz ve sevenlerimizle.

Bazen şairler arası aşkı anlatır şarkılar. Eee şairin aşkı da farklı olur elbet; hele kavuşulmamışsa, hele arada mesafeler varsa, hele de verilen sözler de unutulmuşsa şöyle dile gelir duygular…

“İlkbaharda bekle beni demiştin, hiç mi orda Kış, Bahar’ı bulmuyor.
Düşlerin mi yoksa sen mi değiştin, ayrılıktan aşka sıra gelmiyor.
Okyanus mu iki şehrin arası,kaç saatlik yol ki şunun şurası?
O verdiğin ümitlerin süresi,her nedense bitmek nedir bilmiyor.”

Hiç kimse sonsuz bekleyişlere mecbur kalmasın. Bizim gerçek bir ‘Demokratik Yönetim’ bekleyişimiz gibi.

Yıllar önce bir bayram sabahını anımsıyorum. Üzerlerinde bayramlık giysileri en afillisinden, iki küçük kız ayna karşısında hem şarkı söylüyor, hem dans ediyor. Fonda ‘Nesrin Sipahi’ eşlik ediyor biraz genizden sesiyle.

“Aşkın kanununu yazsam yeniden,kimi ümitleri yel alır gider.
Kimi benim gibi sever gönülden,kimi senin gibi el olur gider.”

Şarkı biraz hareketli sözleri ayrılığa dair olsa da, biz oynamamıza bakıyoruz mutluluk içinde, bayram neşesinde. Hayat gaileleri henüz uzakta, tasasısız. Hey gidi günler …

“Açık bırak pencereni,örtme perdeyi bu gece” diyor, ‘Sanat Güneşi’miz Zeki Müren, en içimize dokunan sesiyle.
“Sana yaptığım bu şarkıyı,sana yaptığım bu besteyi rüzgarlar getirebilsin.” İletişimin mektuplarla kurulduğu, henüz telefonun bile her evde olmadığı zamanlarda rüzgarlardan medet ummak… Çok farklı zamanlar, çok  farklı duygular… Her şeyin maddiyatla ölçüldüğü ahir zamanlarda kime, neyi, nasıl anlatalım? Belki de boşa uğraş. Zaman en acımasızca anlatıyor yaşayana…

Sevgili Cahit Sıtkı Tarancı‘nın şiiri beni benden alır.

“Haydi Abbas vakit tamam,
Akşam diyordun işte oldu akşam
Kur bakalım çilingir sofrasını
Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.”

Kim istemez ki gençliğini yeni baştan yaşamak ‘temize çeker’ gibi, hatalardan arınmış, değer bilerek, tecrübelerin ışığında. Ama şu da var ki yaşadıklarımızı yaşamasaydık, belki de bugünkü biz olmazdık. Kolumuzda bileziklerimizle mücadeleye devam ediyoruz sol yanımız rahat.

Bazen isyan etmiş şarkılar bile bozuk düzene, haksızlıklara, yalancılıklara, riyakarlıklara. Tabii yine aşkı, sevgiyi dile getirerek çoğu zaman.

“Aşkımla oynama kumar değildir,
Seviyorum demek hüner değildir.

Belki güzel değil çirkinim ama
Gel sen acı bari düşürme gama
Benim de canım var,ben de insanım
Benim de kalbim var,ben de insanım.”

Her yerde her zaman eşitsizlikler karşımıza çıkıyor, ama en azından
“Bir güzeli bir çirkine verseler; Güzel ağlar çirkin güler bir zaman.” değil mi efendim. Bu dünya hep güzellerle, zenginleri mi güldürecek?

Türkü formunda çok güzel şarkılarımız da var. Kahvehanelere bugünlerde gidemeyen müdavimlerine gelsin o zaman.

“Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi
Oturmuş kumar oynar, ahh ciğerimin, aman ciğerimin köşesi.”

Umalım, bu kumar tutkusu büyük boyutlara gelip de yuvalara ateş düşürmesin. Bazen nelere neden olduğunu okumak üzücü.

“Bursalı mısın kadifeli gelin çaydan mı geçtin,
Yanakların al al olmuş konyak mı içtin?”

Bursa’nın meşhur ipekli kadifesi konu olmuş bir gelinin üstünde, ki o gelin bir de ‘konyak’ içip türküye girmiş. o zamanlarda daha geniş hoşgörü varmış sanki zamanımıza şapka çıkarttıran.

Yakın zamanlardan bir eser;

“Takvimlerden haberin yok mu geçiyor yıllar
Bana küsmüş, yüzüme gülmez zalim aynalar.
Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun,kimi isyankar
Acı gerçek bu, ömrümüz bir su, geçiyor yıllar.”

Bu günlerin de kıymetini bilelim dostlar. Sağlıklı olduğumuz müddetçe bir arada geçirme şansımızın olduğu zamanlar olarak niteleyelim. Yalnız olanları, öyle hissedenleri arayalım, yanlarında olduğumuzu, onları düşündüğümüzü hissettirelim. Zor günlerde birlik olalım.

Sosyal medyada muhakkak sizinde karşınıza çıkmıştır sanırım bir video var, hani Anıtkabir’de çekilmiş “Yine Sana Geldim Paşam” diye başlayan. Arkada “Unutamam Seni” şarkısının eşlik ettiği.

“Gün gelir de beni unutursun demiştin
Kalbindeki bu derdi uyutursun demiştin.
Ne ben seni unutabildim,
Ne bu derdimi uyutabildim,
Ne bu derdimi avutabildim.
Unutamam seni,unutamam seni, unutamam.”

Unutmak ne mümkün canım ‘ATAM’ seni. Yokluğunun verdiği akıl göstericilikten, öngörüden o kadar uzağız ki şu göremediğimiz, hücrelerimizi sinsice ele geçirmek isteyen düşmanla mücadele günlerinde; daha çok arıyoruz, anıyoruz. Yine de yolunun yolumuzu aydınlatacağının bilinci ile ışığına koşuyoruz.

Tüm hayatımıza eşlik eden, duyguları ifade eden şarkılarımıza söz yazan güftekar, notalara döken bestekar ve güzel sesleri ile yorumlayan sanatkarlarımızı sevgi ve saygı ile anıyorum.

Teşekkürlerimizi sunuyorum hepimiz adına.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun