Sansürlerin Arasında Yazarlık

Santimantalizmin etkisinde ki üretken şairimiz Mehmet Celâl…
On iki yaşında Erzurum da saz çalmayı öğrenen şairimiz, Âşık Edebiyatı etkisinde büyümüştür.

I.Abdülhâmid’in soyundan geldiği için hanedan üyesi sayılan Mehmet Celâl’in bazı kaynaklarda, içkiye olan düşkünlüğü yüzünden kendisinin emekliye ayrılmak zorunda kaldığı bazı kaynaklarda ise, Kuva -yi Milliye’yi desteklediği için mesleğini tehlikeye attığı söylenir. Bir baskın sırasında evinde, Abdülhâmid aleyhinde belgeler bulununca tutuklandığı. Bahriye Nâzırı Hasan Paşa Şairi kurtarmak için Saray’a onun deli olduğunu arz ederek hastahaneye kaldırttığı, hastahaneden çıktıktan sonra yeniden içkiye başladığı ve bu sefer gerçekten delilik alametleri (cinnete benzer haller) gösterdiği için tekrar hastahaneye yatırıldığı yazar.

II.Abdülhamid döneminde ki sansür çılgınlığını düşünürsek ‘’burun’’ demenin bile II.Abdülhamid’in burnuyla alay etmek anlamına gelebileceği tehlikesinden dolayı, yasaklandığı yıllarda Mehmet Celâl’in evinde nasıl bir belge çıkmış olabileceği merak konusu?

Gençlik yıllarında Muallim Naci’nin yanında yetişmiş olan şairimiz eski -yeni (demdeme-zemzeme) tartışmalarına dahil olmuştur. Ara nesil şairleri arasında yer almıştır.

‘’Sen nerdesin ey debdebeli, şanlı Fuzûlî
Kaldır başını aç gözünü bak neler oldu
Şi’rin -ne tuhaf!…- kalmadı bir zevki, usûlü
Halkın kimi Verlen,* kimi Âşık Ömer oldu.
Sen nerdesin, ey Hazret-i Rûhî-i sühen-ver’’

Batılılaşma arzusu olan fakat edebiyatımızda eski tarzdan, (halkın anlamadığı) divan edebiyatından vazgeçmemek gerektiğini düşünenlerdendir. Şiirin kulağa mı gözeme hitap etmesi gerektiğini tartışmak, okuma yazma oranı düşük olan bir halk için lüks değil mi?

Osmanlı’da şairler meyhanelerde ya da çeşitli toplantılarda bir araya gelerek müşterek şiir dediğimiz tarzda şiirler yazarlardı. Halk şiiri temeli olan Mehmet Celal için doğaçlama şiir üretmek oldukça kolay olduğu için bu tarzda çok katkıları olmuştur. Onun karakterini oluşturan, bunalımlı melankolik içli santimantal ruh hali şiirlerine yansımıştır. Dönemin karamsar havasını şairimizin yaşam tarzında da şiirlerinde de görebiliyoruz. Bir taraftan aydınlanma yolunda emek verirken diğer tarafta karamsar bir karakter çizen şairimiz; acaba bu yüzyılda yaşamış olsa yine bu kadar karamsar olur muydu?

Beşiktaşlı Sadi Bey ile Müşterek Bir Gazel
(Mefülü Mera’ılü Mera’ılü Faülün);

Naz eyler idim çerhe sana çaker olaydım!
Baş egmez idim göklere hakiri ger olaydım !
Nasüta tenezzül mü ederdi dil-i şeyda
Göklere uçardım sana ben şeh-per olaydım
Mihr ü mehe berk-efgen-i ikbal olurdum,
Zülfünde duran şane-i nür-aver olaydım!
Ya ahker olaydım da yanaydım ocağında,
Ya ateş-i aşkın ile bakister olaydım

‘’Ada Şairi‘’ olarak ta anılan şairimizin bu isimle anılmasının sebebi, Adalarda ki komşu kızı Anna’ya olan aşkıdır. Eserlerinin büyük çoğunluğunun konusu ömrünün sonuna kadar unutamadığı aşkının yaşadığı Büyükada’yla alakalıdır.

Beş evlilik yapmış ve beş eşini de kendisi boşamıştır.Gerçi o dönemde zaten kadınların boşanma hakları olmadığı için, elbette erkek olarak kendisi boşayacaktır, tabi bazı kaynaklarda ‘’boşanma kadının da hakkıydı’’ diyenler var, ama ‘sebepsiz boşama hakkı’ yokmuş!

Kadınların zaten bu konudan haberi var mıydı ki?

Boşanma kadınlar için hak bile olsa, bu haklarından haberdar olabilecekler miydi?

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun