Sanat Şahsî ve Muhteremdir

Sanat şahsî ve muhteremdir.

Fecr-î Âti topluluğunu sloganının sahibi Şehabettin Süleyman
Bugün ki Türkçeyle değerli edebiyatçımız ve ekibi ‘sanat kişiseldir ve saygıya değerdir’ diyordu. O dönemin savaşlarının, yokluklarının, karışıklıklarının arasında sanat; gerçekten kişisel olacak kadar özgür müydü?

1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra, ülkede canlı ve hareketli bir edebiyat hayatı başlamıştır. Ta ki 31 Mart vakasına kadar!!!
Dönemin edebiyatçıları rahat bir nefes almışken İstanbul sokaklarını kana bulayan bu olaydan sonra, tekrar sansür eskisinden daha sert bir şekilde uygulanmaya başlanır.

34 yıllık kısa ömründe bir çok yazı kaleme alan edebiyatçımızın en çok ses getiren tiyatro eseri Çıkmaz Sokak‘ta, “Ahlak’a mugayir olanı yaymak suçundan” öğretmenlik mesleğinden 11 ay uzaklaştırma almasına neden olmuştur. Konusu bakımından oldukça dikkat çeken bu eser\ yazarlar arasında da gerçeği yansıtıp yansıtmadığı üzerine uzun tartışmalara sebep olmuştur.

Kısaca:

Nesip ve Şekip adlı iki yaşlı erkek kardeş, genç eşleri Refika ve Mukbile ile birlikte aynı evde yaşamaktadır. Refika ve Mukbile iki eşcinsel kadındır. Kocaları bu durumu bilmemektedir. Kocaları ile aralarında cinsel ilişkileri yoktur. Nesip ve Şekip Beylerle evlenmeden önce de birlikte olan bu iki kadın, cinsel gücü olmayan bu yaşlı adamlarla bilerek evlenmişler, böylece ilişkilerini rahatça yaşayabilecekler ve görünürde ise evli barklı kadınlar olacaklardır. Ancak Refika zamanla Mukbile’den soğur ve Cavide adlı bir başka kadınla ilişki yaşamaya başlar…

Refika:
Evet… Beraber ne yapacaksın?.. Başka türlü yapabilir miydim?.. Ben sevici olduysam… Sizin namusunuz için oldum… Babana… Baksana… Çekilir mi? Bir sıyırtmış bir hortlak… Benim gibi genç bir kadın daima öksürüklerden, inlemelerden, salyalardan mı nasib-i ömrünü alacaktı?.. Hayır, hayır, insaniyet beni mahkûm edecek kadar kör değildir…

Alıntı-Çıkmaz Sokak

İnsaniyet, kadına hala kör değil mi?

Şahabettin Süleyman hakkında yakın arkadaşı Yakup Kadri anılarında şu şekilde bahseder:

Şahabettin Süleyman toplum’un yerleşik değerlerine, kurallara, tabulara hiç mi hiç kulak asmayan, Freud’dan tek satır okumamış olmasına karşın insan hayatında cinsel güdülerin önemine inanır. Ahlâki ölçütleri, yüksek bilinmiş hisleri yıkıp, geçerken de cinsel güdülerin egemenliği üzerinde durur.

Şahabettin Süleyman’ın şöyle dediği de sık sık işitilirmiş:

— Ben, paradan başka mabut tanımam, yalnız ona taparım ve onun yolunda, onu elde etmek için her hareketi mubah telakki ederim.
Üstelik her zaman beş parasız olduğundan da bahsedermiş.

Yakup Kadri, ayrıca Çıkmaz Sokak dışında ‘Siyah Süs Piyesi’ ve ‘Aziz Katil Hikayesi’ yüzünden Fecri Ati grubunun edebiyat dünyasında çok saldırıya uğradığını ve Şahabettin Süleyman’ı savunmakta oldukça zorluk çektiğini anlatır; onun edebiyatta yenilikten öte ihtilal yaptığını da söyler.
Bütün gelenek ve göreneklere karşı bir duruşu vardır, Şahabettin Süleyman’nın (Sanırım günümüzde olsa Fetöcü denirdi.)
Şahabettin Süleyman’ın hikâyelerinin çoğunda, herhangi bir aile problemine veya ahlâk anlayışına bağlı olmayan aşk ilişkilerini anlatır.

Yazarımızın bir diğer önemli eseri ‘Fırtına’ ise edebiyatımızda çocuk sevgisini ilk kez işlediği için önemli bir piyestir. O tarihe kadar çocuk kavramının bu kadar göz ardı edilmiş olması da ilginçtir.
II. Meşrutiyetle beraber artık edebiyatımızda çocuğun da yeri vardır.
(Yaklaşık 10-15 sene sonra Atatürk’ün çocuklara bayram hediye etmesi o dönem herkesin hayalini kurduğu batılılığın bile ne kadar ilerisinde olduğunu düşündürtmüyor mu?)
Bu dönemden itibaren Osmanlılarda bir çok çocuk dergisi çıkarılmaya başlanır.

Yazarımız kısa bir dönem siyasete de yer alır. Balkan savaşları sırasında Türk Ocaklarında faaliyet gösterir.

Devrin kadın şairlerinden İhsan Raif Hanımla yaptığı evlilik sayesinde, ömrünün son dönemlerini maddi anlamda oldukça rahat geçirir. Para için her yolun mubah olduğunu söyleyen birinin bu evliliği de para için yaptığı fikrini getiriyor akıllara…

Her yıl tatile İsviçre’ye giden yazarımız 1919 da İsviçre’de, İspanyol gribine yakalanır ve hayatını kaybeder. Bugün, mezarı hala İsviçre’dedir.
O dönemin savaşlarını ve yoksulluk ortamını düşününce, her sene İsviçre’ye tatile gidebilme lüksünü bulabilmesi de ilginç!

İnsan bazen sanat sadece, zenginler için diye düşünmeden edemiyor… Yazarımızın ‘sanat şahsî ve muhteremdir’ anlayışına hak verilebilir. Sadece sanat yapmak isteyen özgür beyinlerin, sansürlerle veya maddi kaygılarla engellenmesi acınası…

Maddi kaygılardan yüzünden ne çok üstün yetenekli insan yeteneğini sergileyemeden, geçti gitti kim bilir bu dünyadan..

4 thoughts on “Sanat Şahsî ve Muhteremdir

  1. sanat’ın muhteremliği sanatçının zırhından ari değil, yoksa nedir muhteremlik????
    edebiyat “literature” , yazın, nazım, nesir’in sanatlığı şaibeli dir, ki o zanaat’ı kim, hangi devirde, hangi dilde, hangi kalemde retorikten ari kılmış/koymuş, Zehrine/meşkine/sarhoşluğuna kim direnebilmiş de söz söylemiş, yazı yazmış.
    Yazı dürüst değil, olamıyor, olamaz da.
    Çünkü elinde muhayyile hamuru, yoğurup duruyor, her okumada farklı hal oluyor/alıyor.
    Yazan muhterem değil (içim kanasa da) çizen muhterem, yontan muhterem, ses’lenen muhterem.

    son söz;
    “Sadece sanat yapmak isteyen özgür beyinlerin, sansürlerle veya maddi kaygılarla engellenmesi acınası…”
    enginlere sığmayıp taşan sanat’dır, bir şekilde, bir halde, bir yerde mutlaka vücut bulur, endişelenmeyin.

    elinize sağlık,
    selamlar

  2. Teşekkür ederim Ezbey… çok zarifsiniz.
    Yazan ile yontan arasında size göre nasıl bir farklılık var ? Hepsi var olanı şekillendirmiyor mu sonuçta? Sizce arada ki fark nedir?

    ”enginlere sığmayıp taşan sanat’dır, bir şekilde, bir halde, bir yerde mutlaka vücut bulur,” umarım öyle olur her ne kadar inanmakta zorluk çeksem de …

  3. ben teşekkür ederim syn. Dilek,
    yazı retorik, siyaset dolu/yüklü ve keyfe/paraya gebe(sponsorlu/kuşeli/1.hamurlu).
    Resim, heykel ve yalın ses (dilsiz/fonetik) daha masum.
    Beni bağlar istatistiğim bu yönde naçizane.

  4. Cevabınız için teşekkür ederim Ezbey
    Evet sizin gözünüzden bakınca ne demek istediğinizi anladım.. Söz söyleme sanatı halka ulaşılabilirlik açısından daha pratik ve kolay ama bu onun da diğer sanat dalları gibi hayal gücü ve özel yeteneğe dayalı bir sanat olmadığı anlamına gelmez.. Sanatın her türlüsü satılık olabilir.. Sanatçı masum değilse sanatı da masum olamaz …

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun