Samsun’dan ya da Mersin’den yeter ki bir kez daha gel Ata’m

Bir kez daha gel Ata’m; ister Samsun’dan ister Mersin’den, ama bir kez daha gel. Hatta Emperyalist, hedonist, makyevelist dünya devletlerine de ders vermek için WASHİNGTON’tan gel.
YETER Kİ GEL…


152 ülkeden fazla ülkenin üye olduğu UNESCO tarafından alınan bir kararla 152 ülke tarafından doğum günü kutlanan bir adamın, bir ülkeyi kurtarmasının başlangıcı olan 19 Mayıs 1919 tarihinde yaşamadan, 47.70 metre uzunluğunda 279 gros tonluk gemide olmadan, o gemiyle yola çıkmadan İngilizlerin gemiyi didik incelediklerinde, gemidekilerin heyecanını ve sinirini yaşamadan; Atatürk’ün “Türklerin esir edilemeyeceğini, her zaman hür yaşayacağını, bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini, pes etmeyeceğini ve Türk topraklarının işgal edilemeyeceğini…” düşündüğü anda gökyüzünün ve denizlerin içinde oynaştığı o muhteşem mavi gözlerini kıstığını görmeden nasıl anlatılır ki…

19 Mayıs hakkında bilgi almak için internet /Google devasa bilgiler veriyor. Ancak 19 Mayıs’ı benim anlatmam için unique bir anlatıma ve yoruma ihtiyacım olduğunu gördüm. 19 Mayıs yaşanmadan tarihin sayfalarına bakarak ne kadar anlatılabilirdi ki.
Ozan Mahzuni’nin “Bir daha gel gel Samsun’dan” türküsünü çokça dinleyip hak verdiğimiz günlerde 19 Mayıs’ı anlatmak, anlatabilmek çok kolay olmasa gerek.

Atatürk yola çıkış öyküsünü şöyle anlatmaktadır: “İstanbul’dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve beni İstanbul’dayken tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz’de batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben, İstanbul’da kalıp tutuklanmaktansa, batıp boğulmayı tercih ettim ve yola çıktım.”
“1919 senesi Mayısı’nın 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-ı umumiye: Osmanlı Devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumide mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütareke name imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde.”
Böyle başlar Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük eseri Nutuk… Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine seslenişine 19 Mayıs 1919 tarihinden başlamıştır. 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en büyük dönüm noktalarından biridir.

Atatürk’te 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı sağlığında kutlamıştı.
Bugünkü 19 Mayıs’tan farklı olarak, Gençlik ve Spor Bayramı, ilk olarak 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında, Beşiktaş Spor Kulübü’nün girişimleri ile Fenerbahçe Stadı’nda kutlanır. Beşiktaş’ın sponsorluğunda olsa da tüm Türkiye’yi ilgilendiren bu ilk kutlamaya Galatasaraylı ve Fenerbahçeli yüzlerde sporcu da büyük bir coşkuyla katılır. Böylece, gün bir spor günü haline gelir. Bu organizasyondan sonra gerçekleşen Spor Kongresi’nde Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni söz alarak, Atatürk Günü’nün “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” adı altında her yıl kutlanmasını teklif eder. Onun bu teklifi kabul edilir ve Atatürk’ün bizzat verdiği onayla da yasa haline getirilir. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla Gençlik ve Spor Bayramı adını alan milli bayrama, 12 Eylül Darbesi’nden sonra Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı adı verilir.
12. 7 Mart 1981’de Gençlik ve Spor Bayramı’na ‘Atatürk’ü Anma’ ibaresi eklenmiştir…
Bu anlattığımız tarihçeyi daha canlı izleyebileceğiniz iki kaynak sunuyoruz size. Biri Türk Tarih Kurumu’nun, biri de TED Ankara Koleji’nin eseri. (İnternetten…) Google yerine aynı bilgileri buraya aktarmanın gereği yok.

Bize düşen o gemidekilerin ruhlarını rahat ettirmek. Bir insanın resmi üniformasını çıkararak bir halkı kurtarmak için ölüm gömleğini giymesi O’nun sıradan biri olmadığını, kuvayi milliye hareketini sağlaması, yoktan var edilen bir orduya zaferler kazandırması ve sonunda bir ülkeyi emperyal güçlerin ellerinden, çizmelerinden kurtarmış olması O’na yetmedi. Bu ülkenin insanları yeniden devletleşmeli, kendi geleceğini kendi tayin etmeliydi. Kendi dili ve kendi insanlarının hürce seçebileceği inançlarını yaşaması için ortam hazırlanmasıydı. Cumhuriyeti kurdu, devrimler yaptı. Dünya önünde saygıyla eğildi.
Atatürk şunu da biliyordu her ağacın kurdu kendindendir. Gün gelecek demokratik sistemde insan denilen varlık nefsine yenik düşecek ve kendisini de devrimlerini de silmek, ortadan kaldırmak isteyecekti.

Bu konuda Atatürk’ün en çok güvendiği gençlikti. O yüzden 1927 yılında aşağıda gençliğe hitabeyi kaleme aldı. Önce onu okuyup yorumlayalım sonra ne yapmamız gerektiğini konuşalım.

 

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)

Evet yukarıda okuduğunuz gibi gençliğe güvenen Atatürk Cumhuriyeti onlara emanet etti. Biz de Atatürk’e hitaben bir metin yazalım:

– Ey ulu önder ATATÜRK;
– Açtığın yolda, kurduğun ülküde yürüyeceğimize,
– Devrimlerini koruyarak sahip çıkacağımıza,
– Cumhuriyeti yıkmak için teşebbüs eden güç yerli, yabancı ayırmadan bertaraf edeceğimize,
– Demokratik sistem içinde her ne olursa olsun laik düzeni devam ettireceğimize,
– Kadınlarımıza, çocuklarımıza ayrı bir özen ve önem gösterip sahip çıkacağımıza,
– Devletin bütün kurumları şer güçler (iç/dış) tarafından ele geçirilmiş olsa bile onlarla kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğimize,
– Türk bayrağını ve Türk dilini hal ve gidişat ne olursa olsun yere düşürmeyeceğimize,
– İnsanları inançlarını rahat yaşamak için çalışmalarını sürdüreceğimize, tek bir inancın baskı ve dayatmasına ve yobazlığa müsaade etmeyeceğimize,
– Kurduğun ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine yükseltmek için mücadele edeceğimize,
– Küçükleri koruyacağımıza, büyükleri sayacağımıza, andımıza sahip çıkacağımıza,
“Ne Mutlu Türküm Diyene” demeye devam edeceğimize,
– Eserin olan Türkiye Cumhuriyetinin adını, sınırlarını, dilini, bayrağını değiştiremeye çalışanların karşısında olacağımıza, vatanı hiçbir koşulda böldürmeyeceğimize,
– Devletin bekası ve milletin refahı için başta eğitim ve sağlık olmak üzere önem vereceğimize,
Vatanım, bayrağım ve namusum adına and içeriz, varlığımız vatanını seven (hangi dil, din ve ırktan olursa olsun) armağan olsun.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!..

ŞİMDİ HEP BERABER ÖZÜR DİLEYELİM ATAMIZDAN

Hep geleceği yazdık. Edeceğiz gibi. Yaptık, ettik diyemedik. Haksız mıyım.

Şimdi bir kez daha seslenelim Ataürk’e.

Bir kez daha gel atam ister Samsun’dan ister Mersin’den ama bir kez daha gel. Hatta Emperyalist, hedonist, makyevelist dünya devletlerine de ders vermek için WASHİNGTON’tan gel.
YETER Kİ GEL…
Şimdi yazımın başında 152 ülkede doğum günü kutlanan Atatürk’ün dünyada nasıl yankılandığı ve kabül gördüğünün UNESCO’da yaşanan tartışmasını aktaracağım.

Yıl 1976 Unesco
ATATÜRK KİMDİR

Yıl 1976 UNESCO, üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki “Bugün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.”
öneri nedir? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı, UNESCO’nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
“Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?”
şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur, ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
“Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayi her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız” sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal. Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tektir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya “ne yani” diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;

“Ben ATATÜRK’ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum.” diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyor ki;



“ATATÜRK KİMDİR;

ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIS YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ,
OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER,
İNSAN HAKLARINA SAYGILI,
DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ,
BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN,
EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI,
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU!”
Bir başka lider için yazılmış var mı; böyle bir metin!



Bir filozof der ki “Bir ülke için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden geçirin.”
şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum, bundan daha iyi bir metin gösteremeyiz.
İşte bu metin 152 ülke tarafından imzalanmıştır. Eşi olmayan devlet adamı metni.
(Prof. Dr. İlnur Güntürkün KALIPÇI’nin yazısından.)

Atatürk'ün Mersin ziyaretinden bu fotoğraf.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da elbette yazılacak çok şey var. Hem ne anlattığın değil, ne anlaşıldığın önemli sözündeki gibi uzun yazmaya gerek yok.

Hangi konuda yazmamızı isterseniz http://gündemarsivi.com ya da dursunuzun33@hotmail.com adresine yazabilirsiniz. Sağlıcakla ve esen kalınız efendim, hürmetler.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun