Onun Arabası Var

Dünya dönüyor, zaman su gibi akıp gidiyor. İnsanlar devamlı bir koşuşturma içinde. Bunu da yapmalıyım, şunu da almalıyım yoksa, “el âlem ne der” düşüncesiyle hayatımızı harcıyoruz. Mezarlıkların, işlerini tamamlamadan gidenlerle dolu olduğunu nedense aklımıza getiremiyoruz. Bitmeyen ihtiyaçlar ve sonsuz istekler tüm yaşantımıza yön veriyor.

Gösterişi ayıplayan ve kabul etmeyen atalarımız, evlerinin bile dışarıdan görünen duvar, pencere ve kapılarını mahallenin genel görüntüsüne uygun yaparlardı. Tüm gösterişleri evlerin içinde olur ve dışarıdan görülemezdi. Onun içindir ki “iman ve paranın kimde olduğunu kimse bilmez” derlerdi. Çünkü ne parası olan ne de imanı olan gösteriş yapmazdı, yaparsa da ayıplanırdı.

Çağımızda ise, her şeyimizin gösteriş üzerine kurulu olduğu bir hayat yaşıyoruz. Maddi durumu olan da olmayan da aklına geleni almaya çalışıyor. Aynı şekilde, imanı olan da olmayan da imanını göstermeye çalışıyor. Sonuç olarak da değerlerimiz bozuluyor ve geçim kaynağı haline geliyor.

Bu duruma nasıl geldik?

1900’lü yıllar, emperyalist güçlerin pazar arama ve yaratma çalışmalarının vahşiliğine şahitlik etti. Sanayi devrimi ve teknolojik gelişmelerin sonucunda üretim maliyetleri düşerken, üretim miktarları katlanarak artmaya başladı. Ucuz ve fazla miktarda üretilen ürünlerin pazarlanması için her yol kullanıldı. Bunların en başında da medya geliyor tabii ki.

Çağımızın en tehlikeli ve en kullanışlı silahı medyadır. Tüketim toplumu yaratmak için filmler, diziler, tv programları, gazeteler ve sosyal medya silah olarak kullanılıyor. Hiçbirimiz fark etmeden bu silahların hedefi olarak devamlı saldırı altındayız. Bu saldırıların ahlaksız ve haince yapıldığını söylememizin bir faydası olacağını düşünmüyorum. Bu saldırılara tedbir alması gerekenler devletlerdir. Devletler, halklarını bu sinsi ve acımasız saldırılardan korumak için tedbirleri almak ve uygulamak zorundadır. Tedbir denilince yasaklar aklımıza gelmesin çünkü çare olamaz ve olmadı. Halkın bilinçli tüketici olmasını sağlayacak bir eğitim sistemiyle eğitilmesi ile bu saldırılara karşı durulabilir.

Tüketim toplumlarının kolay yönetilmesinin ve kullanılmasının temelinde eğitimsizlik vardır. Bu toplumlardaki insanlar sorgulamadan yalnızca harcamaya güdülenmişlerdir. İstekleri ile maddi kaynakları uyumsuz olduğunda kredi ile borçlandırılırlar. Bu suretle acımasız köleleşme döngüsüne girerler. Modern köle durumuna geçen insanların kendi görüşleri ve değerleri olamaz. Kendisine kredi veya kaynak veren odakların isteklerine itiraz edemezler.

Üretim toplumlarında bu sistem hedefine ulaşamaz. Çünkü toplum bilinçli ve eğitimlidir. Bundan dolayı gelişmiş toplumlarda evler, arabalar ve harcamalar küçülürken, gelişmemiş ve az gelişmiş toplumlarda tam tersi olur. Evler daha büyük ve süslü, arabalar daha lüks ve büyük, harcamalar sonsuz olarak artar.

Konu çok geniş aslında ama ben burada makalenin amacı ile ilgili konuya geçmek istiyorum. Hepimizin villa, rezidans ve arazi aracı (Jeep, SUV, Pikap) istememiz normal mi sizce? Bunları ihtiyaç duyduğumuzdan mı istiyoruz? Bu isteklerimizin temelinde medyanın, ihtiyaçlarımızdan daha etkili olduğunu düşünüyorum. Medya tarafından bize pazarlanan gücün ve zenginliğin simgeleri bunların hepsi. Nasıl ve nereden kazanıldığına bakmadan bu simgelere sahip olan insanlara imreniyoruz aslında. Daha doğrusu imrenmemiz isteniyor bizden.

Şehir merkezinden dışarı çıkmayan ve akaryakıt fiyatlarını anlık takip eden bir insanın SUV’a (sahte cip) binmesinin mantığı ne olabilir? Benim aklıma gelen tek sebep kompleksini gidermek oluyor açıkçası. Toplum içinde kendisine zihinsel ve fiziksel yetenekleri ile yer bulamayan insanların başvurduğu kısa yol. Gönüllü modern köle olduğunu fark etmeden yaşamanın mutluluğu da diyebiliriz. Kuşun kafesinin büyümesi, özgür olduğu anlamına gelmez.

Dünyanın en değerli ve paha biçilemez hazinesi özgürlüktür. Özgür değil iseniz, dünya sizin olsa ne olacak. Gönlünüzce binemediğiniz arabanın, borcunu ödeyerek ömrünü bitirdiğiniz evin, rahatça kullanamadığınız son model telefonun esiri olarak yaşamaya yaşamak diyorsanız iyi eğlenceler diliyorum.

“Ayağını yorganına göre uzat” atasözüne haddim olmadan, “ayağını yorganına göre uzatmazsan halka açılmış olursun” cümlesini ekleyerek bitiyorum.

Sahi sizin CİPİN markası ne idi?

Saygılarımla…

Mehmet ÇALIŞKAN

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun