O, Kula Kuldu; El-Etek Öpendi, Denilmesin..!

Herkes bakar, biri yada bir kaçı görür, insanların…
Ta iliklerine dek hissederek ve adeta yaşayarak görmüşlüğünde…
Fark eder, görünendekini, görünmeyeni…
Uzanıp tutu vermek gibidir, sudaki hayat cevherini.
Su ki nimetliğinde sunarken hem hayatı, hem ölümü…
Felaketin sebebi de olup çıkar pek çok hal ve anda, hayat ırmağının akıp gitmişliğin de…
İnsan ki bu gününde dünü, dününde geleceği saklayıp yaşatmışlığında, tıpkı su gibi hem hayat verir, şifa ve çare olur…
Hemde Azrail kesilir, felaketin kaynağı olup çıkmışlığın da, can alır, ocak söndürür, hayat karartır.
Yani ve özcesi hiç bir hal, durum, nesne yada olgu göründüğü gibi değildir…
Bir yanı, ne denli aydınlık ve yararlı, hatta hayat sunansa, diğer yönüyle…
Olursuzluğun, belanın, gadanın, kerahatlığın ve hatta ölümün sebebi ve kaynağıdır…
Ondandır demeler, ne varlığa çok sevin, ne de yokluktan yerin…
Bugün genç, sağlıklı ve güçlüsündür…
Gel gör ki hayatın nelere,nelere gebeliğinde potansiyel tehdit ve tehlikelere açık ömrünle…
Göz açıp kapayınca dek ki, anlık mı anlık kısa sürede…
Ölümde dahil çalar kapını beklenmedik her türlü risk,kaza-bela…
Ve elbetteki, mutluluk, neşe ve sevinç…
Hayat bir dantela gibi örerken ömür ve gelecek yolunu…
İçindeki potansiyel bubi tuzaklarıyla, hemen her an değiştirir hayat ve kaderinin akışını, gidişini…
Hayatın yedek akçesi olmaya, olmaz çoğu kere…
Ama becerebilirsen, mutluluğun yedek yada geçer akçesini var etmek, senin elindedir, bil ki…
Neresinden ve nasıl, hangi gözle bakıp, yaklaşıyorsan hayata…
Tedbirli iyimserliği elden bırakmaksızın, taşıyorsan ömrünün zulasında ve ruhunda…
Aşarsın pek çok zorluğu, gücünün farkında
olmuşluğunla…
Emeğe, insana, alın teri ve göz nuruna, dahası kendine ve hayata saygınla göğüslemeye ne kadar hazırsan, hayatı…
O kadar çok, çabuk ve hak ettiğince alırsın mutluluktan yana, hayattan payını…
İSYANİ derki, sana…
Asla mağrurlanma ve kendini erişilmez sanma…
Dün başa sarık iken, yarın ayağa çarık olmakta var hayatın içinde…
Mertte yaşar, namert de aynı serde, bedende…
Ondandır, yüzün dönük olsun mertlikle, sevgiye…
Irak tut kendinden nefreti, kini ve nefsine kölelikler de içindeki şeytana biat etmeyi…
Bilesin ki, ne kefenin cebi vardır, ne de götürebilirsin yanın sıra malı-mülkü, namı, şanı, şöhreti, makamı, serveti…
Rüzgar eken olma ki, kasırga biçmelerde, kinde içme ölümü…
Öldür benini, yaşat yüreğini…
Fark ederek mutluluğunda, mutsuzluğunda içindeki cevherde saklılığını…
Seçimin ve tercihlerinle belirleye biliyorsan kendi gerçeğini ve geleceğini…
Daima uzak dur KUL’a KULLUKTAN…
Sen, sen ol ayrılma dürüstlükle, doğruluktan…
Eden bulur gerçeğin ışığında doğru ve dik dur, onur ağacını eğme…
Bak göreceksin, hayat denen yolda.
Kötü belasını bulur eninde-sonunda daima…
Baki kalan gök kubbede, bıraka biliyorsan hoş bir sedayla, nida…
Ölmüşlüğünde bile yaşar ömrün, ömürlerin bağrında, daima onurla, aşkla, sevgiyle ve kıvançla…
Kısa günün karı diye bakmayansan, hayata…
Gönül zenginliğinde kimse erişemez, sana…
Aldattığını sanarak, bil ki yaş tahtaya basma…
Aldanan olduğunu fark ettiğinde, yitirensindir her şeyini…
Ama en önemlisi de, haysiyet, onur ve insanlığını kaybeden, sen olursun daima…
İSYANİ demeden önce durur düşünür, kendi vicdan aynısında duru benini görür…
Bilir ki, boğaz kır düğümdür…
Demeden önce, dediğinin elini ayağını ve vicdanını bağlayacağını bilir.
Unutma ki söz ağızdan çıkmadan senin esirin…
Çıktığındaysa sen onun kölesisin…
Ne kul köle ol kendine ve ele…
Aç öl ama onurun yerde sürünmesin…
Kimse sana…
” – O, Kula kuldu, el-etek öpendi, demesin..!
O, kula, kuldu, el-etek öpendi, demesin..!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun